Gönderen Konu: HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ  (Okunma sayısı 11813 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı segaleyn

  • SEQALEYN
  • Yetkili
  • *
  • İleti: 2.520
  • Puan 45
HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ
« : 12 Mart 2009, 22:11:10 »
ZUHURUNDA PUTLARIN YIKILMASI

 1-  Hazret-i Câbir bin Abdüllah “radıyallahü teâlâ anh” tan nakledilmiştir: 

Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem” hazretlerinden, Alî bin Ebî Tâlib (as)’in doğumundan soruldu.

Buyurdu ki: “Doğan evlâdın iyiliğinden sorunuz. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri, Alî “kerremallahü vecheh” ile beni aynı nûrdan yarattı. Her ikimiz bir nûrdanız. Gökleri ref’ etmeden evvel ve yerleri sermeden  önce, bizi yarattı. Biz, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin huzûrunda tespih ederdik. Yok olmadan bir nesilden bir nesle intikâl ettik. Tâ Abdülmuttalib’e eriştik. Sonra ben, Abdüllah’a intikâlden sonra, Âmine’de vedî’a olundum.

Alî, Ebû Tâlibe intikâlden sonra, Fâtıma binti Esed katına vedi’a olundu. Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bizi pâk ve tâhir vücûda getirdi. Sonra hazret-i Alî’yi Fâtıma binti Esed’de karâr tuttu. Melekler müjde verdiler. O zamân bir adam rü’yâsında gördü. Süâl etti: “Bu doğan kimdir?” Dediler: “O, Alî’dir.” O vücûda geldiği vakit, Mekke-i Mükerreme’de zelzele oldu. Putların hepsi yüz üstü düşüp, ehl-i Mekkenin cümlesi korkup, dediler ki: “Bu gece bir yeni hâdise zuhûr etti.” Onlar bu hâlde iken bir nidâ edici nidâ etti. Hâlbuki hiç kimseyi görmediler. Hazret-i Alî anası Fâtıma binti Esed’den doğdu. Gök onun nûru ile ışıklandı. Yıldızlar arttı. Kureyşliler bundan bir acaiplik, hayret edicilik gördüler. Nidâ olundu: “Müjdeler olsun size ki, bu gece, müşrikleri kahredici, münâfıklara gazap edici, âbidlerin süsü, Resûl-i Rabbil âlemînin mührü, imâm-ül Hüdâ, göklerin yıldızı, karanlıkların lâmbası zuhûra geldi”

 

(Seyyid Eyyub bin Sıddık  “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, Otuzüçüncü Menakıp)

 

SARSINTIYI DURDURMASI
 

2-   “Yer, o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı, ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insan: ‘Buna ne oluyor?’ dediği zaman, o gün yer, bütün haberlerini anlatacaktır. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir”  (Zilzal Süresi 1-5. Ayetler)

 

Hz. Fatıma ez-Zehra anamız anlatıyor: Ebu Bekir’in halifeliği zamanında Medine’de bir sarsıntı oldu. Bundan korkan halk, Ebu Bekir ve Ömer’in yanına geldiklerinde, hepsi Hz. Ali’nin evine doğru gittiler. Onlar daha Hz. Ali’nin evine varmadan önce, kendisi onları dışarıda karşıladı ve onlarla yüksek bir yere çıktı. Hz. Ali yere oturduktan sonra onlara hitaben buyurdu ki: ‘Şu gördüğünüz mü, sizi korkuttu?’ hepsi dediler ki: ‘Bu gördüğümüz bizleri nasıl korkutmasın ki, şimdiye kadar böyle bir sarsıntı görmedik.’ Hz. Ali, dudaklarını kıpırdatıp, eli ile yere vurduktan sonra şöyle buyurdu: ‘Sana ne oluyor? Sakin ol!’ Yer, bunun üzerine hemen sakin oldu. Orada bulunanların hepsi de olanlara şaşırdılar. Hz. Ali buyurdu ki: ‘Sizler, şimdi yapmış olduğumdan mı şaşırıyorsunuz?’ Dediler ki: ‘Evet’ Hz. Ali buyurdu ki: ‘Şanı Yüce olan Allah’ın: “Yer, o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı, ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insan: ‘Buna ne oluyor?’ dediği zaman...” buyurmuş olduğu o insan benim. Daha sonra yer bana bütün haberini söyleyecektir.’

 

(Fayd el-Keşani “Tefsir’üs Safi” C.5, S.357-358 / Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrâr” C.2)

 

GÜNEŞ’E SELAM VERİP GÜNEŞİN ONUNLA KONUŞMASI
 

3- İmam Hasan el-Askeri, babası, dedelerinden naklen, Resulullah (saa) İmamı Ali’ye şöyle buyurdu: “Ey Hasan’ın babası Güneş’e hitap et, o sana cevap verecektir.” Müminlerin Emiri şöyle hitap etti: “Selam olsun sana ey Allah'ın itaatkar kulu.” Güneş şöyle cevap verdi: “Selam senin üzerine de olsun ey Müminlerin Emiri, takva sahibi olan insanların imamı ve ak yüzlülerin komutanı.” (el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde” 140 İstanbul Bas.)

 

4- Resulullah (saa) İmam Ali bin Ebi Talib (as)’ye şöyle buyurdu: “Ey Hasan’ın babası! Güneş ile konuş, kendisi sana cevap verecektir.”

İmam Ali şöyle buyurdu: “Sana selam olsun, ey salih ve Allah'a itaatkar olan kul”

Bunun üzerine güneşten şöyle bir nida geldi: “Sana da selam olsun ey Müminlerin Emiri, takva ehlinin imamı, ak yüzlülerin komutanı. Ey Ali, sen ve şian (yandaşların) cennettesiniz. Ey Ali, toprak ilk olarak Muhammed (saa)’in üzerinden yarılacak, sonra da senin üzerinden, ilk gelecek olan Muhammed’tir, sonra da sen, ilk olarak giydirilecek olan Muhammed’tir, sonra sen.”

Bunun üzerine İmam Ali (as) secdeye kapanır ve ağlamaya başlar. Bunu gören Resulullah (saa) İmam Ali’nin yanına gelip şöyle buyurdu: “Ey kardeşim ve habibim, başını kaldır, Allah seninle yedi gök ehline övünür.”

 

(Menakıb-ı Hüvarezmi s.63-64; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.470-471)

 

5- Bir gün Resulullah (saa) meclisinde iken İmam Ali (as)’ye buyurdu ki: “Ey Ali! Yarın Baki dağlarına git. Güneş çıkınca onu selamla. Allah’ın izniyle sana cevap verecektir.”

Orada bulunan cemaat hayrete düşer. Ertesi gün Emir’ül Müminin Ali, muhacirlerden ve Ansarlardan oluşan büyük bir kalabalıkla Baki dağlarına çıkar. Kalabalığın içinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman da vardı. Güneş doğunca İmam Ali ona: “Essalamü aleyki ya halkullahil cedid elmuti” “Sana selam olsun, ey Allah’ın yeni doğan ve ona itaatkar mahluku?”

Hazır olanlar gökten cevap şeklinde şöyle bir nida duydular: “Aleyküm esselâm yâ Evvel, ya Âhir, yâ Zâhir, yâ Bâtin, yâ men hüve bi külli şey’in aliym” “Sana selam olsun ey İlk, ey Son, ey Açık ve ey Gizli olan. Sen her şeyin bilginisin.”

 

Ebu Bekir, Ömer, Muhacir ve Ansar Güneş’ten bu sesi duyduklarında haykırıp bağırdılar. Sonra bir mühlet sonra oradan ayrıldılar. Resulullah (saa)’ın yanına geldiklerinde ona dediler ki: “Ey Resulullah! Sen bize ‘Ali bizim gibi bir beşerdir’ diyordun.  Oysa Güneş ona Allah’ın kendi nefsine hitap ettiği gibi ona hitap etti.” Resulullah (saa) onlara: “Ondan ne duydunuz?” diye sordu. Onlar dediler ki: Güneş’in ona: “Sana selam olsun, ey İlk, ey Son, ey açık ve ey gizli. Sen her şeyi bilensin.” Şeklinde hitap ettiğini duyduk. Resulullah (saa) onlara buyurdu ki: “Doğru söyledi. O (yani Ali) İlk’tir; bana ilk iman eden kişi demektir. O Son’dur; beni yıkayacak, kefenleyecek ve mezarıma koyacak Son kişi demektir. O Açık’tır; O benim bütün ilmimi açıklayandır. O Gizli’dir; o gizli ilmimin sahibidir. O her şeyin bilginidir. O helal, haram, farz ve sünnetlerde bilgin olandır. Bunda sorun nedir?”  Sonra onların hepsi mescitten çıkıp mahcup halde oradan ayrıldılar.

 

 

(Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.87-88 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.; el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.41, S.179-180 Müesseset’ül Vefa 1404 H Beyrut Bas./ Şâzân bin Cibrîl el-Kummi “el-Fedâil” S.69-70 Dar’ür Radiy 1363 H. Kum Bas. /  Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.14-15 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas. / Kitâb Selim bin Kays (Ö. 80 H.) S.933-934, Hadis No: 72 Dâr’ül Hâdi 1415 H.Kum Bas./ Süleyman Daşkapan “Kuran’da Ehl-i Beyt ve Soru-Cevap S.55-56 Onur Ofset-Antakya)

 

Menakıb sahibi Ebi Cafer el-Bakır’dan, Cabir bin Abdullah’tan nakleder ki: Güneş, İmam Ali'ye yedi kere hitap etti. (Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde”Sayfa: 141)

Çevrimdışı segaleyn

  • SEQALEYN
  • Yetkili
  • *
  • İleti: 2.520
  • Puan 45
Ynt: HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ
« Yanıtla #1 : 12 Mart 2009, 22:20:22 »
GÜNEŞ’İ BATTIKTAN SONRA GERİ ÇEVİRMESİ
 

6- İmam Muhammed’ül Bâkır’dan, o da babasından, o da dedesi Hüseyin bin Ali’den:

 

Emir’ül Müminin Hz. Ali (as) Nehrivan ehliyle  yaptığı savaştan  dönerken Babil toprağına geçtiler. İkindi namaz vaktiydi, namaz kılmaları vacip oldu. Müslümanlar nida ettiler: “Ey Emir’ül Müminin, ikindi vakti oldu.” Emir’ül Müminin dedi ki:  “Bu yer lanetlenmiştir, Allah burayı üç kez lanetledi, dördüncü kere de lanet edecektir. Burada ne peygambere ne Vasi’ye  namaz kılması helal olmaz. Sizden burada namaz kılmak isterse kılabilir.” O anda münafıklar Nehrivan ehlini (Hariciler) kastederek dediler ki: “Doğru o namaz kılmaz, ama namaz kılanları öldürür.”

Cüveyriyye bin Mesher el-Abdi dedi ki: “Yüz farisle onu takip ettim. Ve dedim ki: Allah'a ant olsun ki, o namaz kılmadan ben de namaz kılmayacağım. Bugünkü namazımda onu taklit edeceğim. Emir’ül Müminin Babil toprağını geçince güneş batmaya yüz tuttu, sonra battı ve ufuk kızıllaştı. Sonra bana iltifat ederek buyurdu ki: “Ey Cüveyriyye! Suyu ver” Ona malzemeleri takdim edince abdest aldı ve: “Ey Cüveyriyye! Ezan oku” dedi.

 

 “Akşam namazı vakti gelmedi” dedim. İmam Ali: “İkindi vakti  için ezan oku” dedi. Kendi kendime dedim ki: İkindi için ezan oku dedi, halbuki  güneş battı, ama bana ona itaat etmek düşer ve ezan okudum. Bana: “Kalk” dedi, kalktım. Ben ikametteyken anlamadığım kelimelerle dudakları kıpırdadı. O anda hemen güneş ikindi vakti yerini alacak şekilde

geri döndü. Sonra İmam kalktı, tekbir getirdi, namaz kıldı, biz de arkasından namaz kıldık. Namazını bitirdikten sonra güneş sanki leğende ışık kayar gibi kaydı, battı ve yıldızlar dizildi. Sonra bana iltifat ederek:  “Akşam ezanı için ezan oku, ey bilinci zayıf olan” buyurdu.

 

(Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde” S.138 / es-Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.77-78 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.;  Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.11-13 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas.; Şazân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.68-69 Dâr’ür Radıy H.1368 Kum Bas./ es-Seyyid Ali el-Abtahi “İmamul Hüseyin Fi Ahadis’ül Ferikayn” S.162-163 / eş-Şeyh Hür el-Âmili “İsbât’ül Hüdât” C.2, S.490, Hadis No: 317 / er-Ravda Fil Mucizât vel-Fedâil S.147 / eş-Şeyh el-Mahmûdî “Resâil Fi Hadis Redd’üş Şems” S.291-292 / eş-Şeyh eş-Şerifi “Kelimât’ül İmâm’ul Hüseyin” S.144-145 / Vaket Saffayn S.135-136 /

 

Ehlibeyt Şairi El-Himyeri tanınmış el-mezhebe kasidesinde Hz. Ali hakkında şöyle demiştir:

 

“Ruddet aleyhişşemsu lemma fatehü

vaktussalati ve kad denet lil mağribi

hatta tebellece nuruha min vaktiha

lil asri sümme hevet heviyel kevkebi

ve aleyhi kad ruddet bi Babil’in merreten

uhra ve ma ruddet lihalkin mağribi

illa li Yuşaa ev lehu velihabsiha

veliraddiha tevilu emrin mu’cibi”

 

Açıklaması:

“Hz. Ali, ikindi namaz vaktini geçirdiği zaman güneş akşam vaktinden ikindi vaktine onun için geri döndü, İkindi namazını kılınca güneş, yıldız kayar gibi kayarak akşam vaktine dönüverdi. Babil’de bir kez daha kendisine dönmüştü. (1) Başkasına ise sadece Yuşa’ya dönmüştü. Güneşin geri dönmesine acaip teviller vardır.”

 

 

 (Eş-Şerif er-Radıy “Hasâis el-Eimmeh” S.52; Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.11-13 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas.; Şazân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.68-69 Dâr’ür Radıy H.1368 Kum Bas.; en-Nisaburi “Ravdat’ül Vahizin S.131; eş-Şeyh Müfid “el-İrşad” C.1, S.347; İbn-i Hamzi et-Tusi “es-Sakib fil-Menakıb” S.254-255; Menakıb Âl Ebi Talib C.2, S.144-145; Allamet’ül Hilli “el-Müstecad Min-el İrşad” S.138; eş-Şeyh el-Mâhuzi “el-Erbain” S.424; el-Erbeli “Keşf’ül Gumme” C.1, S.282-283; eş-Şeyh et-Tıbrisi “İlam el-Vera bi A’lam’ül Hüda” C.1, S.351; eş-Şeyh Abbas el-Kummi “el-Künye vel-Elkâb” C.2, S.191; eş-Şeyh Cafer en-Nakdi “Envar el-Aleviyye” S.137)

 

7- Müminlerin Emiri Hz. Ali Babil toprağına geçtiğinde güneş batıp namaz kılmamıştı. Bunun üzerine dizlerine çöküp uzun bir müddet duada bulundu ve güneş tekrar ikindi makamına geldi. Namaz kılındıktan sonra tıpkı yıldızın kaydığı gibi kayıp, tekrar gece oldu.

 

(Ali Bin Hüseyn el-Mesudi “İsbât el-Vasiyya Li Ali Bin Ebi Tâlib” S.116 Seyyid Murtada Yayını 1902 Tahran Bas./ eş-Şeyh el-Mahmudi “Resail Fi Reddüş Şems” S.286-287 / Enis Emir “Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah” S.508)

 

 

Çevrimdışı segaleyn

  • SEQALEYN
  • Yetkili
  • *
  • İleti: 2.520
  • Puan 45
Ynt: HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ
« Yanıtla #2 : 12 Mart 2009, 22:22:19 »
ÖLÜLERİ DİRİLTMESİ
 

10-   Ebu Cafer Meysem es-Semmar şöyle anlatıyor :

 

Bir gün Emir’ün Nahıl (Arıların Emiri) Ali’ nin huzurunda idim. Ben ve bir cümle halk kitlesi onun vaazını dinliyorduk. Bir de baktım ki, bir Arap kafilesi geldi. Kapıdan bir adam  içeri girdi. Tam zırh kuşanmıştı. İki tane de kılıcı vardı. Selam vermedi ve sesini çıkarmadı. Herkes ona hayretle bakıyordu. Mevlamız Emir’ül Müminin de başını kaldırıp  adamın yüzüne bakmadı. Gelen adam şöyle söze başladı : Sizin en kahramanınız kimdir,

Cesareti müşteba, fazileti ilim ve cemal ile sargılı olan, kerametlerle vasıflandırılan, Kabe-i Muazzama’da doğan hanginiz? Ebu Talib’in oğlu,  Muhammed’in halifesi ki, kendi  zamanında    onu koruyarak onun  şanını  yükseltip gücünü arttıran, hanginiz 2 Amru’yu öldüren?

 

O zaman Emir’ül Müminin: Ey Ebu Said Fadıl’ın oğlu, Eş’as’ın oğlu, Samirri’nin oğlu benim. İstediğini sor? Melhuf olan kimselerin kinzi (sığınağı) benim. Marufla vasfedilen benim.  Kâf ve Kuran’il Mecid benim. Nebe’ül Azim benim, Sırat’ul Müstakim benim. Alim benim. Hakim benim, hafiz benim, rafi benim. Faziletimle  bütün kitaplar konuştu ve benim ilmime akıl sahipleri tanıklık ederler. Ben Resulullah’ın kardeşi ve kızının kocasıyım.

 

O zaman Arap dedi ki : Rumuzlarınla ve isimlerinle değil.

Hz. Ali: Ey Arap kardeş, O yaptıklarından sorulmaz. Onlar hesaba çekilirler.

 

Arap şöyle dedi: Senin ölüyü diriltebileceğini, dirileri de öldürebileceğini, bir kimseyi zengin ve yoksul yapabileceğini ve her türlü müşkülatı çözebileceğini haber aldık. Ey kavminin genci, bunlar doğru mudur?

 

Hz. Ali: Ey Arap, maksadın nedir, sor. O zaman Arap dedi ki:

 

Ben sana altmış bin nüfuslu Akime kabilesi tarafından elçiyim. Benimle bir ölü gönderdiler. Bundan bir müddet evvel öldürüldü. Öldürülme sebebinde büyük bir ihtilaf oldu. Bu yüzden öldürüleni sana getirdik. Şu anda mescidin kapısı önündedir. Eğer onu diriltirsen senin necip asıllı sadık olduğuna inanırız. Senin Allahın yeryüzündeki hucceti olduğundan haber ettiler. Yok eğer diriltemezsen onu kavmine geri götüreceğiz buna gücün yetmediğine kanaat edeceğiz ve gücün olmadığı şeylere nefsinden konuşuyorsun. O zaman Hz.Ali Meysem’e : Ey Meysem, kalk da Kufe sokaklarında,

Kim ki, Muhammed’in damadı ve kardeşi olan Ali’ye Allahın kendisine verdiği fazilet ve ilmi görmek isterse yarın Necef’e buyursun.

Meysem döndüğü zaman Emir'ül Müminin  ona Arabiyi evine konut etmesini emreder. Meysem dedi ki: Arabiyi ve ölüyü.... aldım. Menzilime götürdüm ve ailem ona gereken hizmeti karşıladılar.

Bir sonraki gün Emir'ül Müminin  Sabah namazını kıldıktan sonra onunla gittim, Küfede iyi kötü hiçkimse kalmadı herkes Necef’e geldi.

 

Bunun üzerine Kufeliler toplandılar. Hz. Ali Arabiye ve bir kısım ahaliye  cenazeyi devenin üzerinden indirmelerini söyledi. Cenazeyi indirdiklerinde üstündeki örtüyü çıkarttılar. Hz. Ali  sordu : Kaç günden beri ölmüş?

-             Kırk bir gün oldu ey Ali.dediler.

-             Peki niçin bu adamı kestiler?

-             Bilmiyoruz. Gece sağ salim yattı. Sabahleyin ise kulaktan kulağa kesilmiş vaziyette görüldü, dediler.

 

Hz. Ali, Araba ve gelen heyete : Bunu kesen kayınbabasıdır. Çünkü kızının üzerine bir daha evlendi. Kızına bakmaz oldu. İşte bundan hiddetlenen kayınbabası gece yatarken kesti. Arap ve gelen heyet : ya Emir’ül Müminin, biz senin söylemene razı olsak bile kabile razı olmaz. Bunu dirit de kabileye gitsin kendisi anlatsın. Yoksa kabile tamamen ayaklanmış, kılıçları çekip birbirine düşecektir. O zaman Hz. Ali, Hz. Muhammed’ül Mustafa (saa)’ya birçok salavatlar getirip ölünün ayağını salladı ve : Kalk dedi, ey Hanzileh oğlu Mudrik, seni Allahın izniyle dirilten Ali’dir. Gülam derhal dirilip oturur ve : Buyurun, ey çürümüş ve dağılmış kemikleri dirilten. Hz. Ali ona : Seni kim öldürdü? Diye sordu. Adam:  Beni öldüren kayınbabamdır. İsmi de Haris’tir, babası da Remat’tır. Hz. Ali yine sordu: Kabileye akrabalarının yanına gider misin?...

Adam: “Hayır, gitmem ey Müminlerin Emiri, çünkü kayınbabamın beni tekrar öldürmesinden korkuyorum. Orada sen de olmazsan beni kim tekrar diriltecek?. O zaman Hz. Ali Araba ve onunla gelen heyete : “Gidin kabileye, gördüğünüz ve işittiğiniz gibi bu durumu anlatın. Gülam benim yanımdan ayrılmıyor. Gelen heyet derhal geri gittiler. Dirilen zat da Hz. Ali’nin yanında Küfe’de kaldı. Nihayet Sıffin Savaşında şehit edildi. Küfe ehli de Hz. Ali hakkında ve ona olan söylentileri hakkında ihtilafa düştüler.

 

(Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.100-103 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.; el-Hatip Şeyh Muhammed Ridâ el-Hakîmi “Selûni Kable en-Tefkudûni”  C.2, S.256-259  Mektebet’is Sadr 1415 Tahran Bas./ er-Ravda S.26 / Şâzân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.1-5 / Hüseyn bin Abdülvehhab “Uyûn el-Mucizât” S.28-32 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas. / el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.40, S.274-277 / Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrâr” C.2, Hadis No.71)

 

 

11-   Birgün, Sultân-ı Enbiyâ ve Resûl-i müctebânın huzûrlarına üç kişi geldi. Biri hazret-i İbrâhîm aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i Îsâ aleyhisselâmın kavminden idi. “Salevâtullahi aleyhim ve alâ nebiyyinâ.” Hazret-i İbrâhîm kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki: Yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerin büyüğü ve efdali benim diyorsun. Nereden bilelim ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin makbûlüsün. Hazret-i İbrâhîme Allahü teâlâ halîlim demişdir. Resûlullah “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki: "Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri, hazret-i İbrâhîme halîlim dedi ise, bana habîbim demişdir. Kişinin dostumu yakındır, yoksa mahbûbu mu [sevgilisi mi]" O kimse hayrân olup, cevâba kâdir olamadı. Hemen Resûl-i ekremin mubârek cemâline nazar edip, kalpten: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ şerîkeleh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh” dedi. Ondan sonra hazret-i Mûsâ kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki, yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerden benim mertebem yüksektir. Hepsinin serveri ve sultânı benim, diyorsun. Allahü teâlâ hazretlerinin yanında senin merteben, diğer Enbiyâdan yüksek olduğuna nereden inanalım ki, İşittik ki, Allahü teâlâ , hazret-i Mûsâ’ya kelîmim demiştir. Her zemân onu Tûr-i sînâya çıkarıp, kelâm söyler idi. Hazret-i Fahr-i âlem ve seyyid-i veled-i Âdem “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdular ki, "Allahü Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Mûsâya ‘Kelîmim’ dedi ise, bana ‘Habîbim’ demiştir. Eğer hazret-i Mûsâyı Tûr-i sînâya çıkardı ise, bana, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâmla, Cennet elbiseleri ile burakı donatıp, gökleri, yerleri, arşı ile kürsîyi ve Cennet ve Cehennemi ve kevn-ü mekânı az zemân içinde seyrettirdi. Kabe kavseyn ev ednâ rütbesine varınca, Allahü Teâlâ bana o şekilde ihsânlar ve nihâyetsiz lütuflar eylemiştir ki, hicâbı aramızdan kalkmıştır. Elhamdülillah ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ biz zayıf kullarını o sultânın ümmetinden eyledi. Allahü teâlâ hazretleri bana va’d eyledi ki, benim ümmetimden her kim benim rûh-i pâkime günde yüz kerre Salevât-i şerîfe getirmeyi âdet hâline getirip, terk eylemese, bin kere rahmet eyler. Ve Cennet içinde bin derece verir. Bin günâhı mahvolur. Bin altın sadaka vermişçesine sevap verir." Ebû Hüreyre ve  Enes bin Mâlik rivâyet etmişlerdir ki, o kimse de birşey söyleyemeyip, cevâba kâdir olmayıp, Resûlullah “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” hazretlerinin mübârek ayaklarına yüz sürüp, bin zevk ile parmak kaldırıp: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh” dedi. Ondan sonra, hazret-i Îsâ aleyhisselâm kavminden olan, ileri gelip, dedi ki: “Yâ Muhammed! Allahü teâlâ hazretlerine bütün Peygamberlerden yakınım ve sevgiliyim. İlklerin ve sonların seyyidi benim, dersin. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın Rûhullah olduğunu işitmedin mi? Allahü teâlânın emri ile ölüleri diriltirdi.” Fahr-ül kevneyn ve Resûl-i sekaleyn “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki, “Varın, Alîyi çağırın.” Ashâptan birisi gidip, hazret-i Alîyi çağırdı. Hazret-i Alî geldikden sonra, Resûl-i ekrem hazretleri, o kimseye buyurdu ki: “İmam Ali’ye en eski mezarı git ve göster” O kimse dedi ki:  “Falan yerde bir mezâr vardır. Bin yıllık mezârdır.”  Hazret-i Habîb-i ekrem “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki:  “Yâ Alî! Var o mezârın üzerine üç kere çağır. Bekle ki, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emri ile ne zuhûr edecekdir.” Hazret-i Alî “Kerremallahu vechehü” o mezârın üzerine varıp, bir kere “yâ Ya’kûb!” diye çağırdı. Allahü tebâreke ve teâlânın emr-i şerîfi ile mezâr orta yerinden yarıldı. Bir def’a: “yâ Ya’kûb” diye çağırdı. Mezâr açıldı. Bir def’a dahâ “yâ Ya’kûb” diye çağırdı. O sırada mezârın içinden bir nûrânî pîr kalktı. Saçları uzamış. Başından toprağı saça saça ayak üzerine durup, yüksek sesle dedi ki:  (Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh.) Ondan sonra hazret-i Alî ile hazret-i Habîb-i ekremin “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” huzûruna gitdiler. Bu açık mu’cizeyi görmekle çok kâfirler îmâna geldiler. Hazret-i Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm” kavminden olan kimse müslimân oldu.

 

(Seyyid Eyyub bin Sıddık  “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, Yirminci Menâkıb)

 

 

12-  Ashab Resulullah (saa)’ın huzuruna gelip dediler ki: “Ey Resulullah, Allah İbrahim’i kendisine halil (dost) edindi, Musa ile konuştu ve İsa’ya da ölüleri diriltme kudretini verdi, sana Rabbin ne verdi?”

 

Resulullah (saa) şöyle buyurdu: “Allah İbrahim’i halil edindiyse beni habibi olarak edindi. Musa’ya hicabın arkasından konuştuysa, ben Rabbimin celalini gördüm ve benimle şifahi konuştu. İsa, Allah’ın izniyle ölüleri dirilttiyse, ben de Allah’ın izniyle sizin ölülelerinizi dirilteceğim.”

 

Ashab dediler ki: “Evet, istiyoruz.”

 

Bunun üzerine Resulullah Emir’ül Müminin Ali’yi onlarla beraber göndermek için yanına çağırdı ve kendisinin örtüsünü ona verdi ve onlarla ölülerinin mezarlarına kadar gitmesini emretti. Mezarların oldukları yere vardıklarında İmam Ali mezar ehline selam verdi ve duada bulundu. İmam Ali öyle bir kelam ile  konuştu ki, ashab o kelamı hiç duymamışlardı. Bu duadan sonra yer yarılıp sarsılmaya başladığında ashab hep birden dediler ki: “Ey Hasan’ın babası! Yeter artık, bizler zayıf düştük, Allah seni zayıf düşürmesin.”

 

Sonra hepsi Resulullah (saa)’ın huzuruna varıp dediler ki: “Bizler zayıf düştük” Resulullah onlara buyurdu ki: “Sizler Allah’a karşı konuştunuz, Allah kıyamet gününde korkunuzu zayıflatmasın.”

 

(Ali Bin Hüseyn el-Mesudi “İsbât el-Vasiyya Li Ali Bin Ebi Tâlib” S.114-115 / Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.3 / Şazan bin Cibril el-Kummi “el-Fedail” S.66-67 /  es-Seyyid Haşim el-Behrani “Medinet’ül Meaciz” C.1, S.239 / el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.41, S.194 / Kutbuddin er-Ravendi “el- Haraic Vel-Ceraih”  C.1, S.184 /  Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" S.506-507)

 

Çevrimdışı Cihandar

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 743
  • Puan 98
  • Cinsiyet: Bay
  • ŞahMelekHan
Ynt: HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ
« Yanıtla #3 : 20 Ağustos 2012, 07:35:49 »
Seyyid Eyyub bin Sıddık  “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, Otuzüçüncü Menakıp)

Bu kitapda Şiilere ne tür hakaretler ediliyor biliyormusun kardeşim sen.Şiiler mahşerde yahudilerin eşşekleriymiş bunun la ilgili salakça bir hikaye anlatılıyor.Şiiler cehennem odunlarıymış.Hakikat yayınevinden çıkmış bir kitap...
Haktır Allahım Muhammed mahım
Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah

Çevrimiçi selmancan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 1.736
  • Puan 32
Ynt: HZ. ALİ’NİN MUCİZELERİ
« Yanıtla #4 : 22 Temmuz 2013, 16:48:10 »
Rabbim paylaşanlardan razı olsn. ne güzel olaylar..


Allahümme salli ala Muhammed ve Ali Muhammed ve Accil Ferecehum