Gönderen Konu: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri  (Okunma sayısı 8549 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
                                                       HZ. MEHDİ (A.F)'İN KISACA BİYOGRAFİSİ

Adı: M.u.h.a.m.m.e.d.
Lakapları: Mehdi-yi Mev'ud, İmam-ı Asr, Sahib'uz-Zeman, Bakıyyetullah, Kâim, Hüccet, Halef-i Salih, Eba Salih
Künyesi: Ebu'l-Kasım.
Baba-Ana: İmam Hasan Askeri (a.s); Nergis hatun.
Doğumu: Hicretin 255. (M. 867) veya 256. yılı, Şaban ayının 15. günü Samerra'da dünyaya gözünü açtı. 
Özel Naipleri: Gaybet-i Suğra dönemindeki dört özel naipleri:
1) Ebu Amr Osman b. Said-i Amiri.
2) Ebu Cafer MUHAMMED b. Osman b. Said-i Amiri.
3) Ebu'l- Kasım Hüseyn b. Ruh Nevbahti.
4) Ebu'l Hasan Ali b. MUHAMMED Semuri.
Zuhur Alametleri:
a) Bütün dünyada ve İslam toplumlarında; zulüm, kötülük, fesat, günah, ve dinsizliğin yayılması.
b) Sufyani'nin ortaya çıkışı ve yerin yarılarak Sufyani'nin ordusunu içine alması.
c) Seyyid Hasani'nin ortaya çıkışı.
d) Yüksek ses
e) Hz. İsa Mesih'in gökten inişi ve Hz. Mehdi (a.s)'ın arkasında namaz kılması.
Yaşam Dönemi:
1) Babasının kefaleti altında gizli bir şekilde yaşadığı beş yıllık dönem.
2) İmam Hasan-ı Askeri'nin (a.s) şahadetinden sonra, hicri 260 yılından 329 yılına kadar 69 (veya 70) yıl süren "Gaybet-i Suğra" dönemi.
3) Hicretin 329. yılından başlayıp Hz. Mehdi'nin (a.s) zuhuruna kadar devam edecek olan "Gaybet-u Kubra" dönemi.
4) Zuhur ve evrensel hükümet dönemi. Bu dönemde 40 yıl doğu ve batıya hükümet edecektir.

« Son Düzenleme: 04 Mayıs 2009, 00:53:23 Gönderen: Mücahid »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #1 : 16 Nisan 2009, 14:02:47 »
                                  Rahman ve Rahim ALLAH'ın Adıyla

İnsanın dünya ve ahiretiyle ilgili her mesele, Kur’ân ve hadislerde açıklanmıştır. Fakat MUHAMMEDî olan İslam’ı tanımak, bazı İslam düşmanları tarafından, Ehl-i Beyt’ten uzak olan kimseler için oldukça zorlaştırılmıştır. Düşmanlar hakla batılı birbiriyle karıştırarak hakkın üzerini kapatmak istemişlerdir; fakat ALLAH Teala kendilerini tertemiz kıldığı Peygamber (s.a.a)’in Ehl- Beyt’i vasıtasıyla MUHAMMEDi olan İslam’ı ve İslam düşmanlarını açıkça halka tanıtmış ve böylece dinini tağut ve zalimlerin elinden korumak istemiştir.


ALLAH Teala, Kur’an-ı Kerim’in 33. suresinin 33. ayetinde Ehl-i Beyt’in pâk ve tertemiz olduğunu açıklamıştır. Hz. Peygamber de altı veya dokuz ay boyunca sabah namazına giderken onların evinin önünde durarak; “Ey Peygamber’in Ehl-i Beyt’i, buyurun namaza” buyurmuş ve onları abasının altına alarak; “ALLAH’ım, bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” buyurarak onların kimler olduğunu halka tanıtmıştır.

Konuya girmeden önce dikkatinizi Hz. Peygamber (s.a.a)’in buyurmuş olduğu iki hadisine çekmek istiyorum. O hadislerden biri, Şia ve Sünnilerin nakletmiş olduğu “Sekaleyn” hadisidir.


Hz. Peygamber (s.a.a) bu hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; biri Kur’ân, diğeri ise Ehl-i Beyt’imdir; bunlar (Kevser) havuzunun başında bana gelinceye kadar (yani kıyamet gününe dek) asla birbirlerinden ayrılmazlar.”[2]


Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur:

“Kim boynunda biat olamadan (başka bir hadiste ise; Kim zamanının İmamını tanımadan) ölürse, cahiliyet ölümüyle ölmüştür.”[3]


Naklettiğimiz bu iki hadis, her zamanda herkes için büyük bir sorumluluk getirmektedir. Bir taraftan Kur’ân ve Ehl-i Beyt’in her zamanda olacağını ve diğer taraftan da herkesin kendi zamanının İmamını tanımakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır.
Her zamanın İmamından maksat, zalim sultan ve önderler değillerdir. Bunları tanımamak cahiliyet ölümüyle ölmeyi gerektirmez. Bu İmam,



Hz. Peygamber’in de tanıttığı gibi O’nun Ehl-i Beyt’inden olan on iki İmamlardır. Şimdi Ehl-i Beyt İmamlarından sadece bir tanesi hayattadır, O da Hz. Mehdi’dir; hadislerin buyurduğuna göre yeryüzünü adaletle dolduracak olan İmam, işte O’dur ve O’nu tanımak ve O’na biat etmek herkese farzdır.


Şimdi Hz. Mehdi’yi daha iyi tanımamız için Ehl-i Sünnet ve Şia alimlerinin kendi kitaplarındaki Hz. Mehdi ile ilgili nakletmiş oldukları hadislere bir göz atalım.

Resulullah (s.a.a)’den nakledilen şu iki hadis, Hz. Mehdi ve kıyamını inkar eden kimselerin küfrünü açıkça ortaya koymaktadır:

1- “Mehdi’nin çıkışını inkar eden, MUHAMMED’e indirileni inkar etmiştir...”
2- “...Mehdi’yi inkar eden şüphesiz kafirdir.”[4]

Hz. Peygamberden sonraki İmam ve halifelerin on iki kişi olduğu, Şia ve Ehl-i Sünnet’in birçok kitaplarında nakledilmiştir, biz onlardan sadece iki tanesini Ehl-i Sünnet kitaplarından naklediyoruz:

1- Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Benden sonra on iki halife gelecektir.”[5]
2- Yine Resulullah (s.a.a) Veda haccında buyurmuştur ki:
“On iki halife oldukça bu din, düşmanlarına karşı hep muzaffer olacak ve hiçbir muhalif ve münafık ona zarar veremeyecektir.”[6]


Hz. Peygamber (s.a.a) kendisinden sonraki İmamların ismini açıkça buyurmuştur; biz bu konuda iki hadisle yetiniyoruz:


1- Abdullah b. Abbas, Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Benim halifelerim, vasilerim ve ALLAH’ın benden sonraki hüccetleri on iki kişidir; ilki kardeşim, sonuncusu ise evladımdır.” Ya Resulullah, kardeşin kimdir? diye sorduklarında; “Ali b. Ebu Talip’tir.” buyurdular. Evladın kimdir? dediklerinde de şöyle buyurdular: “Yeryüzü zülüm ve haksızlıkla dolduktan sonra onu adaletle dolduracak olan Mehdi’dir. Beni hak üzere müjdeleyici olarak gönderene ant olsun ki, eğer yeryüzünün ömründen sadece bir gün kalmış olsa dahi ALLAH Teala, o günü o kadar uzatacak ki, sonunda oğlum Mehdî zuhur edecektir. ALLAH’ın nuru İsa b. Meryem gökten inecek, O’nun arkasında namaz kılacak, yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak ve O’nun saltanatı doğu ve batıya ulaşacaktır.”[7]
2- Resulullah (s.a.a)’in çobanı Ebu Süleyman şöyle diyor:

Resulullah (s.a.a)’ten duydum ki şöyle buyuruyordu: “Miraç gecesi göğe yükseldiğimde yüce Rabbim bana şöyle buyurdu:

“...Ey MUHAMMED! Seni, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan’ı, Hüseyn’i, ve Hüseyn’nin evlatlarından olan İmamları kendi nurumdan yarattım, sizlerin velayetinizi göklerin ve yerin ehline sundum; kim onu kabullenirse benim yanımda mümindir; kim de karşı çıkarsa benim yanımda kafirdir.
Ey MUHAMMED! Eğer kullarımdan bir kul, nefesi kesilinceye ve derisi kemiğe yapışıncaya kadar bana ibadet etse dahi, eğer sizin velayetinize karşı çıkarsa, onu affetmem. Ey MUHAMMED! Onları görmek ister misin?
Ben; “Evet ey Rabbim.” dediğimde buyurdu ki: “Arşın sağ tarafına bak.” Bakınca Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin, Ali b. Hüseyin, MUHAMMED b. Ali, Cafer b. MUHAMMED, Musa b. Cafer, Ali b. Musa, MUHAMMED b. Ali, Ali b. MUHAMMED, Hasan b. Ali ve MUHAMMED Mehdi b. Hasan’ı gördüm; O, O’nların içinde inci gibi parlayan yıldız gibiydi.
ALLAH Teala buyurdu ki: “Ey MUHAMMED! O’nlar benim kullarıma olan hüccetlerimdir; O’nlar senin vasilerindir. O’nlardan Mehdi, senin evlatlarından öldürülenlerin kanının intikamını alacaktır. İzzetime ve celalime ant olsun ki O, düşmanlarımdan intikam alacak ve dostlarımı sevindirecektir.”[8]


Yeryüzünün asla hüccetsiz kalmayacağı pek çok hadislerde geçmektedir; biz o hadislerden sadece iki tanesini naklediyoruz:

1- Ebu Hamza İmam Bakır (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
“ALLAH’a ant olsun ki, Adem (a.s) olduğu günden beri ALLAH Teala yeryüzünü İmamsız ve kullarını da hüccetsiz bırakmamıştır. ALLAH’ın kullarına hücceti olan İmam yeryüzünde olmazsa, yeryüzü baki kalmaz.”[9]

2- “Keşf’ul-Ğumme fi Marifet’il- Eimme” kitabında Ali b. İsa b. Ebu’l- Feth-i Erbili, Sünni alimlerinden olan Hafız Abdulaziz b. Cenabezi’nin “Mealim’ul-İtre” kitabından naklen İmam Rıza (a.s)’dan, O da babalarından Emir’ul-Muminin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakleder:
“Resulullah (s.a.a), yüce ALLAH’ın; ‘O gün bütün insanları imamlarıyla çağıracağız’ sözü hakkında şöyle buyurdu: ‘Her kavim kendi zamanının İmam’ı, Rabbinin kitabı ve Peygamberinin sünneti ile çağırılacaktır.”[10]

Yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak olan Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri pek çok kitaplarda geçmiştir. Biz Ehl-i Sünnet kitaplarında nakledilen hadislerden sadece iki tanesini naklediyoruz:

1- Ebu Said Hudri, Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
“Sizlere Mehdi’yi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Gökte ve yerde olanlar O’ndan razı olacaklardır ve O, malları sahih olarak taksim edecektir.”
Adamın birisi: “Sahih olarak nasıl taksim edecek?” diye sorduğunda: “Halkın arasında eşit olarak (dağıtacaktır).”
buyurdular.


Sonra şöyle eklediler: “O zamanda ALLAH Teala, MUHAMMED ümmetinin kalbini zenginlikle dolduracaktır ve O’nun adaleti onların hepsini kapsayacaktır; hatta nida eden; ‘Mala ihtiyacı olan var mıdır? diye nida edecek, bir kişiden başka hiç kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona; ‘Git hazinedara Mehdi bana mal vermeni emrediyor de’ denilecektir. Bundan dolayı hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olarak; ‘Ben MUHAMMED ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum, yoksa onlara yeterli olan bana kifayet etmedi mi?’ diyecek. Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan geri alınmayacak ve biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız denilecektir. Böylece yedi, sekiz veya dokuz sene devam edecektir, bundan sonra yaşantının hiçbir hayrı yoktur.”[11]

2- Cabir b. Abdullah-i Ensari şöyle diyor: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:
“Mehdi benim evlatlarımdandır; O’nun ismi benim ismimdir; künyesi de benim künyemdir; ahlak ve yaratılış olarak da insanların en çok bana benzeyenidir. O gaybete çekilecek ve o dönemde halk şaşkınlık içinde kalacak, ümmetler sapıklığa düşecektir. Sonra Mehdi, parlak bir yıldız gibi ortaya çıkacak, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[12]

Hz. Mehdi (a.s)’ın İmam Hüseyin (a.s)’ın evlatlarından olduğuna dair birçok hadisler kitaplarda geçmiştir. Biz Ehl-i Sünnet kitaplarında nakledilen hadislerden sadece iki tanesini naklediyoruz:

1- Hz. Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Hüseyin’in evlatlarından biri ümmetim arasında kıyam etmedikçe dünya yok olmayacaktır; O, yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”[13]

2- Huzeyfe, Resulullah (s.a.a)’ten şöyle buyurduğunu naklediyor:
“Dünyanın sonuna bir gün kalmış olsa dahi, ALLAH Teala o günü, evlatlarımdan birini gönderene kadar uzatacaktır; O’nun ismi benim ismimdir.”
Selman; “Ey ALLAH’ın Resulü! Hangi oğlundan olacaktır?” diye sorduğunda, eliyle Hüseyin’i göstererek; “Bu oğlumdan.” buyurdular.[14]

Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında Hz. İsa (a.s) gökten inecek ve ümmetin emirliğini kabul etmekten çekinecektir. Bu konuda nakl olunmuş olan hadislerden sadece iki tanesini naklediyoruz:

1- El-Havi li’l-Fetava (s. 48, Mısır bas.), Ebu Amr ed- Dani’nin Sünen’inden naklen Huzeyfe’den şu hadisi tahriç eder: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:
“Mehdi zuhur ettiğinde İsa b. Meryem de gökten inecektir; saçlarından sular damlarken Mehdi ona diyecek ki: ‘Öne geç ve halka namaz kıldır.’ İsa da cevaben şöyle diyecektir: ‘Namaz senin için ikame olunmuştur.’ Böylece benim evlatlarımdan birinin arkasında namaz kılacaktır.” [15]

2- Sahih-i Buhari, “Kitab’ul-Bed’il-Halk” (Kitapta Meryem’i de an) babında (c. 4, s. 205, Beyrut bas.) Ebu Hureyre’den şöyle nakledilir: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “İsa b. Meryem nazil olup İmamınız da sizden olunca ne yapacaksınız?”[16]

Hz. Mehdi (a.s) hakkında Ehl-i Beyt İmamlarından da pek çok hadisler nakledilmiştir. Biz teberrük için her İmamdan bir hadis naklediyoruz:
1- Esbeğ b. Nebate diyor ki; Emir’ul-Muminin Hz. Ali (a.s), Hz. Mehdi (a.s) hakkında söz ederken şöyle buyurdular:
“O, (Mehdi -a.s-) öyle bir gaybete çekilecek ki, sonunda cahiller: ‘ALLAH’ın Âl-i MUHAMMED’e ihtiyacı yoktur’ diyeceklerdir.” [17]
2- Ebu Said şöyle diyor: Hasan b. Ali (a.s) Muaviye b. Ebu Süfyan ile sulh ettiği zaman, bazıları O’nu bu işten dolayı kınayınca buyurdular ki:
“Yazıklar olsun size! Ne yaptığımı biliyor musunuz? VALLAHi güneşin üzerinde doğup battığı her şeyden daha hayırlısını ben şiilerim için yaptım. Benim, sizin İmamınız olduğumu, sizin bana itaat etmeniz gerektiğini ve Resulullah’ın buyurduğu cennet gençlerinin efendilerinden biri olduğumu biliyor musunuz?” “Evet biliyoruz” diye cevap verdiler.


İmam Hasan (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdular:

“Biliyor musunuz Musa b. İmran, Hızır (a.s)’ın gemiyi delmesine, duvarı düzeltmesine ve çocuğu öldürmesine neden o kadar kızdı? Çünkü bu işlerin hikmetini bilmiyordu. Halbuki bu işler zikri yüce ALLAH’ın yanında doğru ve hikmet üzereydi. Arkasında İsa b. Meryem’in namaz kılacağı Kâim dışında biz Ehl-i Beyt’ten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun biati olduğunu bilmiyor musunuz? Yüce ALLAH O’nun veladetini gizleyecek ve şahsını saklayacaktır. Böylece O, zuhur ettiğinde kimsenin biati onun boynunda olmayacaktır. O, tüm kadınların en üstünü olan birinin oğlu olan kardeşim Hüseyin’nin dokuzuncu oğludur. O’nun gaybetinde, ALLAH Teala O’nun ömrünü uzatacak, sonra kendi kudreti ile O’nu kırk yaşından daha genç görünümlü olarak aşikar edecektir ve bu ALLAH’ın her şeye kadir olduğunun bilinmesi içindir.” [18]

3- Abdurrahman b. Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
“On iki hidayet İmam’ı bizdendir; birincisi Emir’ul-Muminin Ali b. Ebu Talip’tir; sonuncusu ise dokuzuncu evladımdır. Hak üzere kıyam edecek olan O’dur. Yeryüzü öldükten sonra, ALLAH O’nun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de ALLAH hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. O’nun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: ‘Eğer doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman vuku bulacaktır?’ Biliniz ki O’nun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah (s.a.a) ile beraber kılıçla cihat etmek gibidir.” [19]

4- Said b. Cübeyr şöyle diyor: İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) buyurdu ki: “Bizden olan Kâim’de, peygamberlerden bazı sünnetler vardır: Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan, Eyyup’tan ve MUHAMMED (s.a.a)’den birer sünnet onda vardır.
Nuh’un ondaki sünneti uzun ömrüdür; İbrahim’in sünneti gizli veladet ve halktan uzaklaşmasıdır; Musa’nın sünneti korkudan gaybete çekilmesidir; İsa’nın sünneti halkın onun hakkında ihtilaf etmesidir; Eyyub’un sünneti belalardan sonraki ferahlıktır; MUHAMMED’in sünneti ise kılıçla zuhur etmesidir...” [20]

5- Salih b. Ukbe basından, o da İmam MUHAMMED Bâkır (a.s)’dan, O da babaları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmekteler:
“Mehdi benim evlatlarımdandır, onun gaybet dönemi olacaktır. Bu dönemde ümmetten birçoğu delalete düşecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[21]

6- Mufazzal b. Ömer, İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
“Yüce ALLAH, varlıkları yaratmadan on dört bin yıl önce, on dört nur yarattı. İşte o nurlar, bizim ruhlarımızdır.”
“Ey
ALLAH Resulünün oğlu, bu on dört nur kimdir?” diye sorduklarında şöyle buyurdular: “MUHAMMED, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in evlatlarından olan İmamlar. Onların sonuncusu Kâim’dir; gaybetten sonra kıyam edecek, Deccal’ı öldürecek ve yeryüzünü her türlü zulüm ve haksızlıktan temizleyecektir.” [22]

7- Yunus b. Abdurrahman diyor ki, İmam Musa b. Cafer (a.s)’ın huzuruna çıkarak: “Ey Resulullah’ın oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan Kâim sen misin?” diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:
“Hak üzere kıyam eden benim. Ama yeryüzünü ALLAH’ın düşmanlarından temizleyecek, onu zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan Kâim, benim evlatlarımın beşincisidir. Öldürülme korkusu olduğu için gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler O’nun hakkında irtidata düşecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır.”

Sonra şöyle ekledi: “Bizim Kâim’imizin gaybetinde sevgimize sarılan, velayetimize bağlı kalan ve düşmanlarımızdan uzaklaşan şiilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden İmamları olarak razıdırlar: Biz de onlardan şiilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! ALLAH’a ant olsun ki onlar, kıyamet günü bizimle aynı derecede olacaklardır.” [23]

8- Hasan b. Halid, İmam Ali Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
“Benim evlatlarımın dördüncüsü, cariyelerin en üstününün oğludur, ALLAH onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi O’dur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü O’na itaat edecek ve onun gölgesi de olmayacaktır.
Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk ona doğru yapılan şu çağrıyı işitecek: “Bilin ki, ALLAH’ ın hücceti Beytullah’ın yanında zuhur etti, O’na tabi olun; şüphesiz hak O’nunladır ve O’ndadır. Ve bu konuda ALLAH’ın ayeti şöyle geçer: ‘Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.’ Yakın bir mekândan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün zuhur günüdür. Yani oğlum Kâim Mehdi’nin zuhur günüdür.” [24]

9- Abdulazim b. Abdullah şöyle diyor: İmam MUHAMMED Takî (a.s)’ın yanına giderek Mehdi’nin Kâim mi başkası mı olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) söze başlayarak şöyle buyurdular:
“Ey Ebu’l- Kasım! Doğrusu bizden olan Kaim, Mehdi’dir. Onu, gaybetinde beklemek ve zuhurunda ona itaat etmek vaciptir. O, benim evlatlarımdan üçüncüsüdür. MUHAMMED sallallâhu aleyhi ve alih’i peygamber olarak gönderen ve İmameti bizlere mahsus kılan ALLAH’a ant olsun ki, eğer dünyanın sonuna sadece bir gün kalsa dahi, ALLAH o günü o kadar uzatacak ki, O, o günde zuhur edecek, yeryüzü haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.” [25]

10- Sakr b. Ebu Delf, İmam Ali Naki (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Benden sonraki İmam, oğlum Hasan’dır; O’ndan sonraki İmam ise O’nun oğlu Kâim’dir. O, yeryüzünü, zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olandır.” [26]

11- Ahmed b. İshak b. Sa’d el-Ensarî şöyle diyor:
İmam Hasan Askerî (a.s)’ın yanına giderek, kendisinden sonraki İmam’ın kim olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) benden önce söze başlayarak şöyle buyurdular:
“Ey Ahmed b. İshak! Şüphesiz yüce ALLAH, Adem (a.s)’ı yarattığından beri yeryüzünü hüccetsiz bırakmadı ve kıyamete kadar da bırakmayacaktır. O’nun vesilesiyle belaları yeryüzü ehlinden defeder, yağmur yağdırır ve topraktan bereketleri çıkarır.”
İmam (a.s)’a; “Ey ALLAH Resulünün Oğlu! Senden sonraki İmam kimdir?” diye arz ettiğimde İmam (a.s) ayağa kalkıp odaya girdi. Az sonra omzunda yüzü dolunay gibi parlayan üç yaşındaki bir çocukla çıkarak şöyle buyurdular:

“Ey Ahmed b. İshak! Eğer ALLAH’ın ve hüccetlerinin yanında değerli olmasaydın bu oğlumu sana göstermezdim. Bunun adı ve künyesi, Resululah’ın adı ve künyesi ile aynıdır. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.
Ey Ahmed b. İshak! Bu ümmetin içinde bu, tıpkı Hızır ve Zülkarneyn gibidir. ALLAH’a ant olsun ki, bu öyle bir gaybete çekilecek ki, ALLAH’ın O’nun imametine bağlı kıldığı ve O’nun zuhurunun acil olması için dua etmeğe muvaffak kıldığı kimseler dışında, kimse helak olmaktan kurtulamayacaktır.”
“Ey mevlam! Kalbimin mutmain olacağı bir alameti var mıdır?” diye sorduğumda, O çocuk fasih bir Arapça’yla şöyle buyurdu: “Ben ALLAH’ın yeryüzündeki son hüccetiyim; düşmanlarından intikam alacak olan da benim; beni gördükten sonra artık alamet ve delil isteme.”
Ahmed b. İshak şöyle ekliyor: Sevinç ve ferahla dışarı çıktım; ertesi gün İmam (a.s)’ın yanına dönerek şöyle arz ettim: “Ey Resulullah’ın oğlu! Bana minnet ettiğin için çok mesrur oldum. Hızır ve Zülkarneyn’nin O’nda zahir olacak olan sünneti nedir?” İmam (a.s); “Gaybetinin uzunluğudur” buyurdular. “Ey Resulullah’ın oğlu! O’nun gaybeti çok mu sürecektir?” dediğimde ise şöyle buyurdular:

“Rabbime ant olsun ki, evet uzun sürecektir; öyle ki, O’na inananların çoğu bu inançlarından vazgeçecek ve ALLAH’ın bizim velayetimiz üzerine kendilerinden ahit aldığı ve kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışındakiler buna bağlı kalmayacaklardır.
Ey Ebu İshak! Bu, ALLAH’tan gelen bir emirdir ve ALLAH’ın gizli sırlarından bir sırdır. Sana dediklerimi al, gizle ve şükredenlerden ol. Böylece yarın en yüce makamda bizimle olursun.” [27]

12- İmam Mehdi (a.s) da kendi gaybetiyle ilgili şöyle buyurmuştur:
“Benim gaybetim döneminde benden faydalanmaya gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla örtülen güneşten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli için kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri bilmek için kendinizi zahmete düşürmeyin. Ferecin yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluş vesilenizdir.”[28]

İmam Mehdi (a.s) hakkında, Şia ve Sünnî alim ve yazarlar tarafından müstakil olarak pek çok kitaplar yazılmış veya yazdıkları kitaplarda O Hazrete de değinmişlerdir. Örneğin: Ehl- Sünnet alimleri tarafından konunun ispatı hususunda müstakil olarak yüz kırk üzerinde kitap yazılmıştır.[29]
Hicri üçüncü yüzyılın ikinci yarısından günümüze dek, bu alanda iki bini aşkın kitap ve risale telif edilmiş ve yine kitap niteliğinde sayısız makaleler yazılmıştır. Bunların sayısından fazlası da bir veya birkaç defa basılmıştır. Şii ve Sünni alim ve düşünürler tarafından yazılan bu kitaplar Arapça, Farsça, Orduca, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Rusça ve diğer dillerde telif veya bu dillere tercüme edilmiştir.
Hz. Mehdi (a.s) hakkında yazılan veya O’nunla ilgili hadisleri içeren kitaplara bir göz attığımızda şu gerçekle karşılaşıyoruz ki, Hz. Resulullah (s.a.a)’in Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerini sahabe vasıtasız olarak direkt Hz. Resulullah (s.a.a)’ten nakletmiş ve yayınlamışlardır.
Sayın Mehdi İslami, konuyla ilgili kaynak kitaplarında sahabeden adı geçen 45 ravinin isimlerini zikretmektedir. Hz. Mehdi ile ilgili hadisleri bu kadar sahabenin nakletmesi bile, bu hadislerin sıhhat ve tevatürlüğüne en büyük delillerden biridir.
_______________
Kaynaklar:
[1] - Necm/3-4.
[2] - Sahih-i Müslim, c. 4, s. 3-18, hadis:2408 (Abdulbaki bas.). Sünen-i Daremi, c. 2, s. 431-432. Sünen-i Termizi, c. 5, s. 663, hadis: 37788.
[3] - Bihar, c. 23, s. 77. hadis: 4, 5, 66, 78. Kenz’ul-Ummal, c. 1, s103, hadis: 463-464.
[4] - Bkz. “Fevaid’ul-Ahbar” (Ö:279). İkd’ud-“Durer, fi Ahbar’il- Muntazar”, s. 157 (Ö:685). Feraid’us- Simtayn, c. 2, s. 337, No: 585 (Ö:730). Lisan’ul-Mizan, c. 4, s. 147 (Ö:852). El-Fetave’l- Hadise, s. 37 (İbn-i Hacer-i Mekki).
[5] - Buhari; “Tarih’ul-Kebir” c. 1, s. 466. “Müsned-i Ahmed, c. 5, s. 92. Ebu Nuaym; “Hilyet’ul-Evliya, c. 4, s. 323; Tabarani; “Mucem’ul-Kebir”, s. 94. Menavi; “Kenz’ul) Hakayık” s. 208.
[6] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 87-88.
[7] - Feraid’us- Simtayn, c. 2, s. 312.
[8] - Yenabi’ul-Mevedde, c. 3, s. 160.
[9] - Kafi, c. 1, s. 137.
[10] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 137.
[11] - Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 37.
[12] - Feraid’us- Simtayn, c. 2, s. 334.
[13] - Yenabi’ul-Mevedde, s. 445.
[14] - Zehair’ul-Ukba, s. 136 (Mısır bas.)
[15]- El-Havi, Li’l- Fetava, s. 81 (Mısır bas.)
[16] - Sahih-i Buhari, c. 4, s. 205 (Beyrut bas.)
[17] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 302.
[18] - A. K. c. 1, s. 305.
[19] - Uyun-u Ahbar, c. 1, s. 68.
[20] - Kemal’ud-Din, c. 2, s. 576.
[21] - 21- A. K. c. 1, s. 287. Bihar, c. 51, s. 72.
[22] - A. K. c. 2, s. 335. Bihar, c. 51, s. 144.
[23] - Kifayet’ul-Eser, s. 265.
[24] - Yenabi’ul-Mevedde, s. 448.
[25] - Kemal’ud-Din, c. 2, s. 337.
[26] - A. K. c. 2, s. 383.
[27]- A. K. c. 2, s. 384.
[28] - Bihar, c. 53, s. 181.
[29] - Bu konuda geniş bilgi edinmek isteyen şu kitaplara bakabilir:
a) “Mehdi- yi Muntazar ra Beşnasid.” (Mehdi Fakih-i İmami bu kitapta Hz. Mehdi hakkında yaklaşık 400 kitabın ismini vermiştir)
b) “Kitapname-i Hz. Mehdi” Ali Ekber Mehdi Pur, iki ciltten oluşan bu kitapta Hz. Mehdi konulu 2066 kitap tanıtmıştır.


"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı gulistan_2

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 13.664
  • Puan 700
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2009, 14:04:31 »
Allah razi olsun


Biliyorsan buyur konus...konusta feyiz alsinlar...bilmiyorsan tut dilini seni bir adam saysinlar

Çevrimdışı mescid-i_aksa

  • "Hüseyin’in şehadeti üzre müminlerin kalbinde bir aşk vardır, o aşk asla soğumaz.”Hz.Resullah(saa)
  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 1.321
  • Puan 75
  • Cinsiyet: Bay
Yezid,bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok sürmeyecek;Peygamberin evlatlarının kanını akıtmak ve Ehl-i Beyt'ine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Peygamberin huzuruna çıkacaksın.Ogün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır.

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #4 : 16 Nisan 2009, 14:09:13 »
                                 KISACA HZ. MEHDİ (A.F)'İN HAYATI

Doğum Tarihi

On ikinci İmam Hz. Mehdi (a.s), hicretin 255. (M. 867) yılı Cuma gecesi tan yeri ağarırken "Samerra" şehrinde dünyaya gözünü açmıştır.[1]
Babası, İmam Hasan Askeri (a.s)'dır; annesi de Hz. İsa'nın havarisi Şum'un'un neslinden olan Rum Kayseri'nin oğlu Yuşa'nın değerli kızı "Saykal" ve "Susen" adlarıyla da anılan "Nergis" hatundur. Hz. Mehdi (a.s)'ın en meşhur lakapları "Mehdi", "Kâim", "Hüccet" ve "Bakıyyetullah"tır.

Doğumunun Gizli Olması

Ümeyye oğulları ve Abbas oğulları dönemi, özellikle altıncı İmam Cafer Sadık (a.s) zamanı ve sonrası, halifelerin Ehl-i Beyt İmamlarına karşı çok hassas oldukları bir devirdir. Bunun sebebi de toplumun onlara çok ilgi duyması, gün geçtikçe toplumdaki etkilerinin artması ve halkın onlara olan ilgisinin fazlalaşmasıdır. Bu durum karşısında Abbasi halifeleri kendi iktidarlarını tehlikede görüyorlardı; özellikle vaat edilen Mehdi (a.s) Hz. Peygamber (s.a.a)'in neslinden olup İmam Hasan Askeri (a.s)'ın soyundan geleceği ve dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağı meşhur olması sebebiyle İmam Hasan Askeri (a.s)'ı sıkı bir şekilde Samerra'da gözaltına almışlardı. Abbasiler, geleceği vaat edilen bu bebeğin dünyaya gelmesini engellemeye çalışıyorlardı, ama bu doğumun gerçekleşmesinde ALLAH'ın iradesi söz konusu idi. Onun için Abbasilerin çalışmaları neticesiz kaldı ve ALLAH Teala, Musa (a.s) gibi onun doğumunu da gizli kıldı. Bununla birlikte İmam Hasan Askeri (a.s)'ın özel ashabı, vaat edilen bu İmam'ı babası hayatta iken defalarca gördüler. İmam Hasan Askeri (a.s) dünyadan göçtükleri zaman yine İmam Mehdi (a.s) açığa çıkarak özel bir toplulukla birlikte babasının cenaze namazını kıldırdı ve halk onu gördü, ondan sonra da İmam (a.s) gözlerden kayboldu.

Gaybet-i Suğra ve Kubra

On birinci İmam Hasan-ı Askeri (a.s)'ın şahadetinden sonra, hicri 260 yılından 329 yılına kadar yani 69 yıl "Gaybet-i Suğra" (Küçük Gizlilik) dönemidir.[2] O zamandan Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadarki dönem de "Gaybet-u Kubra" (Büyük Gizlilik) dönemidir.
Gaybet-i Suğra'da, halkın İmam Mehdi (a.s) ile ilişkisi tamamen kesilmedi, ama sınırlıydı. Şiiler, Şia büyüklerinden olan "Özel naipler" vasıtasıyla sorunlarını İmam'a ulaştırıp cevap alabiliyorlardı. Gaybet-i Suğra dönemi, halk ile İmam arasındaki irtibatın tamamen kesildiği "Gaybet-i Kubra" dönemi için bir hazırlık olarak tanımlanabilir. Bu dönemde halk, İmam'ın genel vekilleri sayılan müçtehit ve fakihlere başvurmakla görevli kılındılar.

Eğer Gaybet-i Kubra ansızın ve birden gerçekleşseydi düşüncelerin sapmasına ve zihinlerin onu kabullenmemesine sebep olabilirdi; ama Gaybet-i Suğra müddetince zihinler yavaş-yavaş hazırlandı ve daha sonra Gaybet-i Kubra dönemi başladı. Ayrıca Gaybet-i Suğra zamanında, özel naipler vasıtasıyla İmam (a.s) ile sağlanan irtibat ve o dönemde Şiilerden bazılarının İmam Mehdi (a.s)'ın huzuruna gitmeleri onun doğum ve hayatı meselesini daha da sabitleştirdi.

Gaybet-i Kubra eğer bunlardan önce olmuş olsaydı, belki de bu mesele bu kadar açık olmayacak ve bazıları şüpheye düşecekti. ALLAH Teala kendi hakimiyetiyle Peygamber (s.a.a) ve İmamların da bildirdikleri gibi Ehl-i Beyt izleyicilerinin inançlarının sarsılmaması, İmamlara olan inançlarını yitirmemeleri, Hz. Mehdi (a.s)'ı ve İlahi kurtuluşu beklemeleri, gaybet zamanında ALLAH'ın dinine sarılıp kendilerini eğitmeleri ve İmam Mehdi (a.s)'ın kıyamı için ALLAH'ın emri gelinceye kadar dini vazifelerini yerine getirmeleri için tam gaybete hazırlık gayesiyle kısa müddetli olan "Gaybet-i Suğra" ve ondan sonra uzun müddetli olan "Gaybet-i Kubra" olmak üzere, İmam Mehdi (a.s) için iki çeşit gaybet takdir etti.

Dört Naip

Gaybet-i Suğra zamanında Şia büyüklerinden dört kişi İmam Mehdi (a.s)'ın özel naibi olmuştur. Onlar İmam'ın huzuruna gider, İmam'ın da cevaplarını halka iletirlerdi.
Bu dört naibin dışında İmam (a.s)'ın çeşitli şehirlerde de vekilleri vardı, onlar da bu dört naip vasıtasıyla halkın meselelerini İmam (a.s)'a ulaştırıyorlardı.

Dört naip ise şunlardır:

1) Ebu Amr Osman b. Said-i Amiri.
2) Ebu Cafer MUHAMMED b. Osman b. Said-i Amiri.
3) Ebu'l- Kasım Hüseyn b. Ruh Nevbahti.
4) Ebu'l Hasan Ali b. MUHAMMED Semuri.

Zuhuru Bekleyiş

Emir'ul-Muminin Ali (a.s), Resulullah (s.a.a)'den şöyle nakleder: "İbadetlerin en üstünü Mehdi'nin zuhurunu beklemektedir." [3]
İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) da buyurmuştur ki:
"On iki İmam'ın gaybeti uzun sürecektir. Onun imametine inancı olan ve gaybet zamanında zuhurunu bekleyen halk, diğer zamanlarda yaşayan halktan daha üstündür. Çünkü ALLAH-u Teala onlara öyle bir akıl, düşünce ve marifet derecesi vermiştir ki, onlar için gaybet zamanı, İmam'ın hazır bulunduğu zaman gibidir ve ALLAH onları Resulullah (s.a.a)'in huzurunda cihat eden mücahitler gibi kılmıştır; doğrusu onlar bizim samimi ve gerçek şiilerimizdir. Onlar, gizli ve aşikar olarak insanları ALLAH'a yönelmeye çağırırlar. Zuhuru beklemek ise en büyük kurtuluştur."[4]

Bekleyiş, beklenen şeyin gerçekleşmesini gözlemektir. Bekleyiş, düşünce ve duyguyu beklenen şey üzerinde yoğunlaştırmaktır. Bekleyiş, insanın fikir ve çabasının çoğalmasına sebep olur. Bekleyiş, zorlukların insana kolay gelmesini sağlar. Çünkü zorlukların giderilme eşiğinde olduğu bilincindedir. Bekleyiş, nefsi ve hatta diğerlerini ıslah etmeyi gerektirdiği gibi Hz. Mehdi (a.s)'ın düşmanlarına galip gelmesini sağlamak için insanın ortamı hazırlaması, bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve vesileleri tahsil etmesini de gerektirir.

Merhum Muzaffer şöyle yazıyor:
"Dünyayı ıslah edici ve hak yolda insanların kurtarıcısı olan Hz. Mehdi (a.s)'ı beklemek, dini meselelerde elini kolunu bağlayıp bir şey yapmamak demek değildir. Bilhassa dini hükümleri uygulamak yolunda cihat, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gibi dini vazifelere sımsıkı sarılmak gerekir. Çünkü Müslüman, ne durumda olursa olsun İlahi ahkamla amel etmek ve onu daha iyi tanımak için adım atmak ve mümkün olduğu kadar iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla görevlidir. Islah ediciyi beklemek bahanesiyle farzları yerine getirmemek doğru değildir. Bekleyiş, Müslümanların üzerinden hiçbir dini vazifeyi kaldırmaz ve hiçbir ameli de ertelemez."[5]

Gaybet Zamanında İmam (a.s)'ın Varlığının Faydaları

İnsanlar, gaybet döneminde masum bir önderin aşikar olmaması yüzünden birçok feyizden mahrum olmalarına rağmen birçok yönden de İmam'ın varlığından faydalanmaktadırlar. Çünkü masum bir İmam'ın varlığının faydası, sadece aşikar olarak yol göstermek, toplumsal sorunları çözmek gibi işlerden ibaret değildir. Biz bu konuyla ilgili bir takım hadiselere işaretle bu faydalardan bazılarını açıklıyoruz:

a) Masum İmam, Maddi ve Manevi Alem Arasında Bir Rabıtadır

Hz. Resulullah (s.a.a), "Gaybet döneminde Hz. Mehdi'nin varlığının ne gibi bir faydası olacaktır?" şeklinde sorulan bir soruya şöyle cevap verdiler:
"Beni peygamber olarak gönderen ALLAH'a ant olsun ki insanlar, gaybet döneminde, bulutların arkasında kalan güneşten faydalandıkları gibi ondan faydalanırlar." [6]

Yine "Yenabi'ul-Mevedde" adlı kitapta, Süleyman A'meş b. Mehran yoluyla İmam Sadık (a.s)'dan İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s)'ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Biz, Müslümanların İmamı, dünya ehlinin hüccetiyiz. Yıldızların gök ehline güvence ve kurtuluş vesilesi olduğu gibi, bizler de yer ehlinin güvence kaynağı ve kurtuluş vesilesiyiz. Bizim hürmetimize, ALLAH istemedikçe gökten bir şey yere düşmez. Bizim vasıtamızla Hakkın rahmet yağmuru yağmakta ve yeryüzü bereketlerini çıkarmaktadır; eğer biz yeryüzünde olmasaydık, yeryüzü üzerindekileri yutardı. ALLAH-u Teala, Adem (a.s)'ı yarattığı günden beri yeryüzü hiçbir zaman hüccetsiz kalmamıştır. Ama bu hüccet bazen zahirdir ve tanınır, bazen de gaip ve gizlidir. Kıyamete kadar da yeryüzü hüccetsiz kalmayacaktır. Eğer İmam olmazsa ALLAH'a (hakkıyla) ibadet edilmez." [7]

b) İmam, Ümit Kaynağıdır

Gaip İmam'a inanmak, kurtuluşu beklemek ve onun zuhurunu gözlemek, insanlara büyük bir ümit vermektedir. Bu ümit, başarı ve ilerlemede en büyük etkenlerden biridir. Ümitlerini yitiren bir topluluk asla başarıya ulaşamaz.
Örneğin: Karargahta bulunan bir komutanın varlığı, askerlere ümit verir ve onların çaba göstermelerini sağlar. Komutanının ölüm haberini duyan bir ordu, ileri teknikle donanmış olsa da dağılıverir ve askerler ümitsizliğe kapılırlar.
İşte bu yüzden, Ehl-i Beyt'ten nakledilen hadislerde, kurtuluşu beklemek en büyük ibadetlerden biri olduğu gibi hak yolunda şahadetle de eşit sayılmıştır.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Kim, biz Ehl-i Beyt'in velayetiyle kurtuluşu bekler bir halde ölürse, Kâim'in (Mehdi'nin) ordusunda yer alan kimse gibi olur." [8]
Hz. Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur:
"Bizim devletimizi bekleyen kimse, ALLAH yolunda kanını döken ve canını veren kimse gibidir." [9]

c) İmam Dinin Korunmasına Vesiledir

Hz. Ali (a.s), her dönemde insanların İlahi önderlere olan ihtiyaçlarını şöyle açıklıyor:
" Yeryüzü, ALLAH için hüccet ve burhanla kıyam eden İmam'dan boş kalmaz. Bazen O İmam, zahir ve açık, bazen de gizlidir. ALLAH'ın yeryüzündeki hüccet ve delilleri yok olmasın diye böyle takdir edilmiştir. Onlar kaç kişi ve nerededirler? (veya ne zamana kadar korku içerisinde ve gizlidirler?) ALLAH'a ant olsun ki, sayı açısından azdırlar, ama değer ve makam açısından büyüktürler. ALLAH Teala, onlar vasıtasıyla kendi hüccet ve burhanlarını korumaktadır..." [10]

Zamanın geçmesi, şahsi fikir ve değerlendirmelerin dini konulara karıştırılıp din adına sunulması, sapık mekteplerin aldatıcı ve çekici programlarına yönelmesi, fasit ellerin semavi öğretilere uzanması, İslam kanunlarının pratik alandan uzaklaştırılması vb. faktörler el ele vererek, İslam kanunlarından bazılarının unutulmasına, asaletini yitirmesine ve tahrif edilmesine neden olur. Vahiy olarak inen bu öğretiler, onun bunun beyinleriyle temas etme sonucu siyahlaşır ve ilk günkü parlaklığını yitirir. Bu nurun, karanlık fikirlerin çerçevesinden geçmesi sonucunda, ışığı azalır ve yansıması zayıflar.

Durum böyleyken acaba müslümanlar içinde, İslam'ın yasa ve öğretilerini gelecek nesiller için olduğu gibi koruyacak birinin bulunması gerekmez mi? Acaba yeniden mi vahiy inecektir?! Kesinlikle hayır. Çünkü vahiy kapısı ebediyete dek kapanmıştır. Öyleyse asıl din nasıl korunmalı? Tahrifler ve hurafeler nasıl önlenmeli? Bu, ancak masum bir İmam vasıtasıyla gerçekleşir.

Gaybet-i Suğra'da İmam (a.s)'ın Kerametleri

Şeyh Tusi (r.a) şöyle diyor: "Gaybet zamanında İmam Mehdi (a.s)'dan görülen kerametler, sayılmayacak kadar çoktur." [11]
Burada örnek olarak bunlardan ikisini zikrediyoruz:

1) İsa b. Nasr şöyle anlatır: Ali b. Samuri İmam Mehdi (a.s)'a bir mektup yazarak ondan kendisi için bir kefen istedi, cevabında; "Senin seksen yılında (hicri 280 yılında veya 80 yaşında) ihtiyacın olacaktır" diye cevap geldi ve İmam'ın buyurduğu gibi 80 yılında vefat etti ve vefatından önce İmam Mehdi (a.s) ona istediği kefeni gönderdi.[12]

2) MUHAMMED b. Sure el-Kummi (Kum kentinin büyük alimlerinden) şöyle nakleder: Ali b. Hüseyn-i Babaveyh, amcası MUHAMMED b. Musa Babaveh'in kızı ile evlendi, ama ondan evlat sahibi olmadı. İmam Mehdi (a.s)'ın üçüncü naibi olan Hüseyin b. Ruh'a bir mektup yazarak onun vasıtasıyla İmam Mehdi (a.s)'dan, ona evlat verilmesi ve bu evlatlarının alim olması için ALLAH'tan dua etmesini rica etti.
İmam (a.s) tarafından şu cevap geldi:
"Şimdiki hanımından evladın olmayacak, ama yakında sahip olacağın Deylemli bir cariyeden iki fakih erkek çocuğun olacaktır."

İbn-i Babavey, MUHAMMED, Hasan, ve Hüseyin adında üç çocuk sahibi oldu, MUHAMMED ve Hüseyin parlak hafızalı iki fakih oldular, Kum kentinde hiç kimsenin belleyemediği konuları bellemişlerdi. Halk, rivayet ve hadislerin naklinde Ali b. Hüseyin b. Babaveyh'in iki oğlu MUHAMMED ve Hüseyin'nin hafızalarına hayret eder ve bu makam İmam Mehdi (a.s)'ın duasıyla size nasip oldu derlerdi. Bu hadise Kum halkı arasında pek meşhurdu.[13]
Bilindiği üzere İmam'ın duası hürmetine dünyaya gelmiş olan MUHAMMED b. Ali b. Babavey'in fıkıh ve hadis alanında onlarca eseri mevcuttur. Şia'nın hadisteki dört temel kaynağından biri olan "Men La Yahzuruh'ul Fakih" kitabı da onun eseridir.

İmam Mehdi (a.s) İle Görüşme

Bazı büyük alimler, Gaybet-i Kubra zamanında İmam (a.s)'ın huzuruna giden veya uykuda ya da uyanıkken bir takım kerametler gören kişilerin adlarını ve başından geçenleri kitaplarında toplamış ve zikretmişlerdir. "Keşf'ul-Estar", "Bihar'ul-Envar" kitaplarında da bu hususla ilgili birçok senetli hadise nakledilmiştir. Merhum Hacı Nuri, "Necm'us- Sakıb" kitabında bu konuda yüz olay nakleder ve şöyle der: "Herkesten duyduğumuz her şeyi burada nakletmedik, ALLAH'ın yardımıyla sadece doğruluğuna güvendiğimiz olayları, güvenilir kişilerden aktardık." [14]

Biz de burada "Necm'us-Sakıb" kitabından bir olay nakletmekle yetiniyor ve okuyuculardan bu kitapları araştırmalarını rica ediyoruz:
Faziletli alim Ali b. İsa Erbili "Keşf'ul-Ğumme" adlı kitabında diyor ki; Güvenilir kardeşlerimden bir grup, Hille bölgesinde Hırkal köyü ahalisinden İsmail b. İsa b. Hasan Hırkalı adında bir kişinin benim zamanımda vefat ettiğini bana haber verdiler. Ben onu görmemiştim. Onun oğlu Şemsuddin bana dedi ki; Babam bana şöyle bir olay anlattı: Gençliğinde sol bacağında Tuse denilen yumruk büyüklüğünde bir yara çıkmış ve her bahar mevsimi patlıyor, ondan kan ve irin akıyormuş. Bu dert onu her şeyden alı koyuyormuş. O Hilleye gelip Raziyyuddin Ali b. Tavus'un yanına giderek ona bu yarasından bahsetmiş. Seyyid b. Tavus, Hille cerrahlarını çağırmış, onu muayene ettirmiş ve demişler ki; "Bu, toplar damar üzerinde çıkmış ve kesmekten başka çaresi yoktur. Ancak, bunu kesersek toplar damar da kesilebilir, eğer bu damar kesilirse İsmail sağ kalmaz. Onu kesmek çok tehlikelidir, biz bu işe girişemeyiz."

Seyyid b. Tavus, İsmail'e; "Ben Bağdat'a gidiyorum, gel seni de götüreyim ve oradaki cerrahlara göstereyim, belki onlar bir çare bulurlar" demiş. Bağdat'a gitmiş, tabipleri çağırmışlar, onlar da aynı teşhisi koymuş ve aynı özrü getirmişler, İsmail bu duruma üzülmüş, Seyyid ona; "ALLAH Teala üzerindeki bu necasetle kılacağın namazı kabul eder, bu derde sabretmek mükafatsız değildir" demiş. Bunun üzerine İsmail; "Öyleyse Samerra'ya ziyarete gideceğim ve İmamlardan yardım isteyeceğim" demiş ve yola çıkmış.
Şemsuddin sonra şöyle ekliyor; Babam diyordu ki; O nurlu hareme ulaştığım zaman İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s)'ı ziyaret ettikten sonra Serdab'a (İmam Mehdi'nin gaybete çekildiği yere) gittim. Geceleyin orada ALLAH'a çok yalvardım ve İmam Mehdi (a.s)'dan yardım diledim. Sabahleyin Dicle nehrine gittim, elbisemi yıkadım ve ziyaret guslü yaptım. İbriğimi su ile doldurarak bir kere daha ziyaret etmek için İmamların haremine geri döndüm, kaleye varmadan birkaç atlının bana doğru geldiğini gördüm. Samerra'nın etrafında bazı soylu ailelerin evleri olduğundan bunların eşraflardan olduğunu sandım. Bana yetiştiklerinde, bunlardan kılıç kuşanmış ve birinin de sakalı yeni-yeni çıkmış olan iki genç, elinde bir mızrak bulunan ve üzeri tertemiz olan yaşlı bir adam ve beline kılıç bağlamış, üzerine cübbe giymiş, sarığını omzuna salıvermiş ve elinde mızrak olan dört kişi olduğunu gördüm. O ihtiyar adam sağ tarafa ve iki genç de sol tarafa geçtiler. Cübbe giymiş adam onların ortasında kaldı, bana selam verdi, ben de cevap verdim. Cübbe giymiş adam; "Yarın yola mı çıkacaksın?" siye sordu. Evet dedim. "Yaklaş bakayım, sana eziyet eden şu yara neymiş bir görelim!" dedi. Ben bu sırada; "...Elbiselerimi yıkamış olduğumdan dolayı keşke bu bedevi bana dokunmasa..." diye düşünürken o eğildi ve beni kendine doğru çekerek elini yaramın üzerine koyup kuvvetle sıktı, canım pek yanmıştı... Sonra doğruldu, bu haldeyken yaşlı adam; "Kurtuldun İsmail!" dedi. 

Ben; "Siz de felaha ve kurtuluşa erin" dedim. Bu sırada birden, onun adımı bildiği düşüncesiyle şaşırdım, bana; Kurtuluşa erdin diyen yaşlı adam bu sefer; "İmam'dır O, İmam..." dedi.
Ben koşarak ayağının üzengisini öptüm. İmam (a.s) yola koyuldu, ben de ardından gidiyor ve feryat ediyordum, İmam (a.s); "Geri dön" dedi. Ben; "Sizi bırakmam mümkün değil" diye inledim. İmam (a.s) tekrar; "Geri dönmek senin için daha hayırlıdır, geri dön" diye buyurdu. Ben aynı sözü tekrarlayınca yaşlı adam dedi ki; "Ey İsmail! İmam iki defa geri dön dediği halde onu dinlememekten utanmıyor musun?"
Bu sözler üzerine olduğum yerde kaldım... Hareme dönünce haremdekiler beni gördüklerinde; "Durumun değişmiş, yaran ağrı yapıyor mu?" diye sordular. Hayır dedim... Durumu anlattıktan sonra sağ bacağımı açtıklarında yaradan hiçbir eser kalmadığını gördüler. Ben de dehşete kapıldım, diğer bacağımı da açtım, onda da bir şey görmedim. İşte o zaman halk başıma toplanarak teberrük için elbiselerimi parçaladılar...[15]

Zuhur Vaktini Belirtmek

İmam Mehdi (a.s)'ın dördüncü özel naibi Ali b. MUHAMMED-i Semuri'nin vefatından sonra, Gaybet-i Kubra dönemi başladı. Şimdiye kadar da devam etmekte...İmam Mehdi (a.s) ALLAH Teala'nın emriyle kıyam ve zuhur edecektir. Ehl-i Beyt İmamları birçok hadislerde zuhur vaktinin belirtilemeyeceği ve bunu ancak ALLAH'ın bileceğini, ansızın ALLAH'ın emriyle vuku bulacağını ve zuhur için bir vakit belirten kimselerin yalancı olduğunu açıklamışlardır.
Fuzeyl, İmam Bakır (a.s)'dan; "Acaba bu iş için bir zaman belirtilecek mi?" diye sorunca İmam (a.s) üç defa şöyle buyurdu: "Vakit belirtenler yalancıdırlar." [16]
İshak b. Yakup, MUHAMMED b. Osman-i Amri vasıtasıyla İmam Mehdi (a.s)'a bir mektup yazarak birkaç soru sordu, İmam (a.s) soruları cevaplandırırken zuhur vakti hakkında buyurdu ki: "Zuhur vakti ALLAH'ın emrine bağlıdır; zaman tayin edenler yalancıdırlar." [17]

Zuhur Alametleri

Zuhurdan önceki hadiseler ve zuhur alametleri hakkında birçok rivayetler vardır. Bu hadislerden bazıları toplumların, özellikle İslami toplumların durumunu açıklar, bazıları zuhura yakın bir dönemde meydana gelecek olayları, bazıları da şaşırtıcı şeylerin meydana gelişini anlatır.
Bütün bu hadisleri incelemek için ayrıntılı kitaplara ihtiyaç vardır. Biz burada açık ve kesin olan birkaç alameti naklediyoruz:

a) Bütün Dünyada ve İslam Toplumlarında Zulüm, Kötülük, Fesat, Günah, ve Dinsizliğin Yayılması

İslam önderleri İmam Mehdi (a.s)'ın mübarek kıyamlarını müjdeledikleri birçok hadiste, onun, dünya zulüm ve kötülükle dolduktan sonra zuhur edeceğini vurgulamışlardır. Müslüman toplumlarda bile sapıklık, sefahat, çeşitli günah ve kötülüklerin yaygınlaşacağını hatırlatmış ve şunlara değinmişlerdir:
"Sarhoş edici maddeler açıkça alınıp satılacak, şarap içilecek, faiz yemek, zina ve diğer kötü işler yaygın bir şekilde yapılacak, hicapsız kadınlar çekici elbiselerle ortaklıkta dolaşacak, kadınlar erkeklere, erkekler de kadınlara benzeyecek, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak terk edilecek ve müminler hakir, naçiz ve mahzun olup günah ve kötülükleri engellemek kudretine sahip olamayacaklar, dinsizlik yaygınlaşacak, Kur'ân'la amel edilmeyecek, evlatlar baba ve annelerine eziyet edecek, küçükler büyüklerine saygı göstermeyecek, büyükler küçüklere acımayacak, akrabalık bağı gözetilmeyecek, humus ve zekat ödenmeyecek, kafirler ve sapıklar müslümanlara galip gelecek, müslümanlar bütün işlerinde, giyimlerinde... onları taklit edecek, İlahi hüküm ve cezalar uygulanmayacak..." [18]

b) Sufyaninin Ortaya Çıkışı ve Yerin Yarılarak Sufyani'nin Ordusunu İçine Alması

Ehl-i Beyt İmamlarının önemle vurgulayıp açıkça beyan ettikleri alametlerden birisi de Sufyani'nin Şam'da ortaya çıkışıdır; o kısa bir sürede bu şehri tasarrufu altına alacak, büyük bir orduyla Kufe üzerine hareket edecek, Irak şehirlerinde özellikle Necef ve Kufe'de büyük cinayetler işleyecek ve diğer bir orduyu da Medine'ye gönderecek, sonra Mekke'ye doğru hareket edecek, Medine ve Mekke arasında ALLAH'ın emriyle yer yarılarak onlar yerin dibine gömülecek, işte o zaman İmam Mehdi (a.s) bir takım olaylardan sonra Mekke'den Medine'ye ve Medine'den Irak'a ve Kufe'ye gelecek ve Sufyani Irak'tan Şam'a kaçacak, İmam Mehdi (a.s) onu takip etmesi için bir ordu gönderecek ve nihayet onu Beyt'ul-Mukaddes'te helak edip başını bedeninden ayıracaklar.[19]

c) Seyyid Hasani'nin Çıkışı

Ehl-i Beyt İmamlarından ulaşan hadiselere göre, "Seyyid Hasani İran'da Deylem ve Kazvin nahiyesinden çıkarak kıyam edecektir. Bu dindar şahıs imamet ve Mehdilik iddiasında bulunmayacak değerli bir kişidir. Halkı İslam'a ve Ehl-i Beyt İmamlarının yoluna davet edecek, birçok izleyici bulacak ve kendi bölgesinden Kufe'ye kadar yerleri zulüm, kötülük ve sapıklıktan temizleyecek. İtaat olunan bir hakim ve adaletli bir sultan olarak hükmedecektir. Ordusu ve dostlarıyla Kufe'de olduğu bir zamanda, İmam Mehdi (a.s)'ın Kufe'nin etrafına geldiğini ona bildirecekler. Seyyid Hasani ordusuyla birlikte İmam Mehdi (a.s) ile görüşecek, İmam'a biat edecek ve ardından da izleyicileri biat edeceklerdir. Ancak bunlardan dört bin kişi kabul etmeyecek, üç gün nasihat ve öğütten sonra iman etmedikleri için İmam (a.s)'ın emriyle öldürüleceklerdir." [20]

d) Yüksek Ses

Bilinen alametlerden biri de gökyüzünden yüksek bir sesin duyulmasıdır. Olay şöyle olacaktır: "İmam Mehdi (a.s)'ın zuhurundan önce Mekke'de gökyüzünden herkesin duyacağı çok yüksek ve müthiş bir ses duyulacaktır, bu ses İlahi ayetlerdendir. Bu seste insanlara, hidayete erişmeleri, İmam Mehdi (a.s)'a biat etmeleri ve haktan sapmamaları için onun hükmüne karşı çıkmamaları tavsiye edilecektir." [21]

e) Hz. İsa Mesih'in Gökten İnişi ve Hz. Mehdi (a.s)'ın Arkasında Namaz Kılması

Hadislerin bir kısmında da Hz. İsa Mesih'in gökten inerek namazda Hz. Mehdi (a.s)'a iktida edeceği zikredilmiştir. İslam Peygamberi (s.a.a) kızı Fatıma'ya buyurmuşlardır ki: "Kendisinden başka İlah olmayan ALLAH'a ant olsun ki, Hz. İsa b. Meryem'in, arkasında namaz kılacağı bu ümmetin Mehdi'si bizdendir." [22]
Kitaplarda bunlardan başka birçok diğer alamet ve nişaneler de nakledilmiştir, ama biz bu kadarıyla yetiniyoruz.

İmam (a.s)'ın Kıyamı

Hz. Mehdi (a.s) uzun bir gaybetten sonra Mekke'de Ka'be'nin kenarında zuhur edecektir. Peygamber (s.a.a)'in bayrağı, kılıcı, sarığı ve gömleği ondadır. Melekler vasıtasıyla ona yardım edilecek, İslam düşmanlarını öldürecek ve zalimlerden intikam alacaktır.
Mekke'de ona biat edecek olan özel ashabı 313 kişidir. İmam Mehdi (a.s) bir müddet Mekke'de kaldıktan sonra Medine'ye gelecek, dostları yiğit, şecaatli, salih, imanlı kişilerdir, ona itaatte gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar.
İmam (a.s) Medine'de bir takım savaşlardan sonra ordusuyla Irak'a ve Kufe'ye gelecek, Kufe'de Seyyid Hasani ile görüşecek, Seyyid Hasani ve ordusu ona biat edecekler. Hz. İsa gökyüzünden inerek İmam'a yardımda bulunacak ve namazda İmam'a iktida edecektir.
İmam'ın hükümetinin merkezi Kufe'dir. İmam (a.s) dünyanın doğu ve batısını fethedip İslam'ı dünyanın dört bir yanına egemen kılacaktır. ALLAH'ın kitabı ve Peygamber'in sünnetine göre amel ve hüküm edecektir.

İmam (a.s)'ın hükümetinde yeryüzünün tüm bereketleri ortaya çıkacak; servet, nimet, meyve, ve mahsuller çoğalacak ve herkes öyle bir refah ve nimete boğulacak ki, zekat ve sadaka vermek için fakir bulunmayacak ve kimse zekat ve sadaka kabul etmeyecektir. 
İmam (a.s)'ın kurduğu nizamda adalet ve emniyet öyle yerleşecek ki, ihtiyar bir kadın altın ve mücevher dolu bir sepeti alır ve tek başına yaya olarak bir şehirden diğerine gidecek olursa, hiç kimse onu rahatsız etmeyecek, servetine göz dikmeyecektir... ALLAH Teala insanlara öyle bir güç verecek ki, herkes olduğu yerde onun sözlerini duyacak ve İmam (a.s) İslam'a hayat verecektir...[23]

Gaybet Döneminde Müminlerin Vazifeleri

Ayetullah seyyid MUHAMMED Taki el-Musevi, "Mikyal'ul-Mekarim" kitabında, gaybet döneminde yapılması ve uyulması gereken 80 noktaya işaret etmiştir, ki biz bunlardan birkaçının aktarılmasının faydalı olacağına inanıyoruz. Müminler bu noktalara riayetle, hayatlarına yeni bir çekidüzen vererek yaşamalarını O Hazretin rıza ve hoşnutluğu doğrultusunda tazmin eder ve zuhur hazırlığına hız kazandırmış olurlar inşaALLAH. O vazifelerden bazıları şunlardır:
1- Hz. Mehdi (a.s)'ın özelliklerini, vasıflarını bilmek ve zuhur edeceği sıradaki alamet ve olaylardan haberdar olmak.
2- Hz. Mehdi'ye sevgi beslemek.
Ehl-i Beyti sevmek bütün müslümanlara farzdır. Bu husus birçok ayet ve hadislerde tasrih edilmiştir.
3- Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhurunun bekleyişi içinde olmak; yani kalben, fikren ve amelen buna mutabık bir hayat sürdürmek.
Bu konuda daha geniş bilgi isteyen, "Mikyal-ul Mekarim" kitabına müracaat edebilir.
________________
Kaynaklar:
[1] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 514.
[2] - İsbat'ul-Hudat, c. 7, s. 143.
[3] - Yenabi'ul-Mevedde, s. 493. el-Mehdi, s. 201.
[4] - Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 122.
[5] - Der İntizar-ı İmam (a.s), s. 54.
[6] - Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 93.
[7] - Yenabi'ul-Mevedde, c. 2, s. 217.
[8] - İkmal'ud-Din, c. 2, s. 357.
[9] - İkmal'ud-Din, c. 2, s. 327.
[10] - Nehc'ul-Belağa, kısa sözler: 139.
[11] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 170.
[12] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 172.
[13] - Gaybet-i Tusi, s. 188. Bihar'ul-Envar, c. 51, s. 324.
[14] - Necm'us- Sakıb, s. 209.
[15] - Necm'us- Sakıb, s. 228-231.
[16] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 261.
[17] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 160.
[18] - Revzat'ul-Kafi, s. 36. İsbat'ul-Hudat, c. 7, s. 390.
[19] - Muntehe'l- A'mal, 12. İmam'ın Hayatı, s. 102. Gaybet-i Numani, bab:14, s. 247. Bihar, c. 52, s. 186...
[20] - Bihar, c. 53, s. 15. Muntehe'l- A'mal,12. İmam'ın Hayatı, s. 103.
[21] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 2744. Gaybet-i Numani, s. 257, hadis:14 ve 15. Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 181-278.
[22] - İsbat'ul-Hudat, c. 7, s. 14.
[23] - Bihar, c. 52, s. 279 ve c. 53, s. 12. İkmal'ud-Din, c. 2, s. 367
.


« Son Düzenleme: 03 Şubat 2010, 02:39:19 Gönderen: f_altan »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #5 : 16 Nisan 2009, 14:11:58 »
Allah razi olsun
Amin cümlemizden. Allah Teala her ikinizden de razı olsun ve Ehlibeyte komşu eylesin inş.
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #6 : 16 Nisan 2009, 14:14:27 »
 İMAM MEHDİ (A.S)’IN FAZİLET VE SİRESİYLE İLGİLİ HADİS VE RİVAYETLER

Birinci Bölüm: İmam (a.s)’ın Şahsî Özellikleri

1- Hz. Ali (a.s)’ın İmam Mehdi (a.s)’ın Özellikleri Hakkındaki Sözleri

Hz. Ali (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın sıfatlarıyla ilgili şöyle buyurmuştur:
“O’nun sığınak vermesi, hepinizin sığınak vermesinden daha geniştir; ilmi hepinizin ilminden daha çoktur; sıla-i rahmi (akrabalarla ilişkisi) ise hepinizinkinden daha fazladır... Onu görmeyi ne kadar da gönlüm istiyor.”[1]

2- Halk Arasında Bulunmasına Rağmen Tanınmaması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Bu ümmet nasıl, ALLAH Teala’nın Yusuf hakkında davrandığı gibi kendi hücceti (Hz. Mehdi -a.s) hakkında da davranmasını ve bu konuda O’na (zuhur etme) izni verinceye dek (tanınmayacak bir şekilde) onların pazarlarında dolaşmasını ve sergileri üzerine ayak basmasını inkar edebilir!”[2]

3- Hac Merasimine Katılması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Halk kendi İmamını arar durur (onu bulmaya ve O’nu görmeye çalışırlar). Oysa O (Hz. Mehdi -a.s-), hac mevsiminde hac merasimine katılır ve onları görür, ama onlar O’nu göremiyorlar.”[3]

4- Hz. İsa’nın O’nun Arkasında Namaz Kılması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Mehdi (a.s) Beyt’ul- Mukaddes’e girecek ve İmam olarak halkla namaz kılacak... İsa (a.s) da O’nun arkasında namaz kılacak ve O’na biat edecektir.”[4]

5- Hz. Ali’nin Siresi Üzere Hareket Etmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim’imiz kıyam ettiğinde, Hz. Ali (a.s)’ın elbisesini giyecek ve O’nun siresi esası üzere hareket edecektir.”[5]

6- Züht ve Cihadı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Neden Kâim (Hz. Mehdi -a.s-)’in kıyamı hakkında bu kadar acele ediyorsunuz? ALLAH’a and olsun ki, O’nun elbisesi kalın (sert) ve yemeği ise katıksızdır. O’nun kıyamı, kılıç ve kılıcın altında ölümden başka bir şey değildir!”[6]

7- Kulların Başına Elini Koyması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“... (Hz. Mehdi) elini kulların başına koyacaktır. Böylece her müminin kalbi, demir parçalarından daha sağlam olacak ve ALLAH-u Teala O’na kırk kişinin gücünü verecektir.”[7]

8- Hükümetinin Karargahı

İmam Sadık (a.s)’ın ashabından biri İmam’a: “Hz. Mehdi’nin evi ve karargahı neresidir?” diye sorduğunda, İmam (a.s) şöyle buyurdular:
“Hükümdarlık yurdu, Kufe’dir; yargı ve hüküm verme meclisi, Kufe’nin mescid-i camisidir; beyt’ul-mal’ı ve ganimetlerin taksim edildiği yer, Sehle camisidir; istirahat ve tenha kaldığı yer ise, Necef’in beyaz (kupkuru-serap) arazileridir.”[8]

9- Gaybî İlmi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
Hz. Mehdi (a.s), her kavmin işlerinin içyüzünden (sakladıkları şeyden) haber verir ve dostunu düşmanından ferasetle tanır.”[9]

10- Kıyamı ve Savaşı

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim’imiz (Hz. Mehdi -a.s-) kıyam ederse, kan ve terden (savaşmaktan) başka bir şey olmayacaktır. İnsanlar sürekli (savaş için) eyerler üzerinde olacaklar. Kâim’in elbisesi kalın (sert), yemeği ise katıksızlıktan (kuru ekmekten) başka bir şey değildir.”[10]

İkinci Bölüm: İmam Mehdî (a.s)’ın Hükümetî Siresî

11- Peygamberin Sünnetlerinin Mazharı

İmam Hüseyin (a.s) buyurmuştur ki:
“Bizden olan Kâim’de (Hz. Mehdi’de) peygamberlerden bir sünnet vardır... Nuh (a.s)’dan, ömrünün uzun olmasıdır; İbrahim (a.s)’dan, doğumunun gizli olup halktan uzak durmasıdır; Musa (a.s)’dan, korku ve gaybete çekilmesidir; İsa (a.s)’dan, halkın O’nun hakkında ihtilafa düşmesidir; Eyyub (a.s)’dan, sıkıntıdan sonra genişliğe kavuşmasıdır; MUHAMMED (s.a.a)’den ise kılıçla kıyam etmesidir.”[11]

12- Etrafa Vekiller Göndermesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“...Daha sonra (Hz. Mehdi -a.s-) Kufe’ye dönecek, üç yüz on küsur kişiyi, dünyanın her tarafına gönderecek ve onların omuzları arası ve göğüslerine elini çekecek ve artık onlar hiçbir yargı ve hükümde aciz kalmayacaklardır.”[12]

13- Valilere Karşı Şiddetli Davranması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Mehdi’nin alametlerinden biri de; valilere karşı şiddetli davranması (anları sıkıca denetim ve gözetimi altında bulundurması), mal bağışlamada cömert olması yoksullara karşı da şefkatli ve merhametli davranmasıdır.”[13]

14- Kötü Yargıç ve Amirleri İşten Azletmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“O (Hz. Mehdi -a.s-) kötü yargıçları... ve zalim amirleri işten azledecek; yeryüzünü, hakkın üzerini örten her zalimden temizleyecek; kendisi de adaletli davranacaktır.”[14]

15- Omzuna Kılıç Alması

İmam Hüseyin (a.s) buyurmuştur ki:
“Sahib’ul- Emr (Hz. Mehdi -a.s-), sekiz ay boyunca kılıcını (savaşmak için) omzuna alacaktır.”[15]

16- Sapıkları Üç Gün Boyunca Hakka Davet Etmesi


İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Hz. Mehdi (a.s), sapık bir gruba yönelerek onlara öğüt verecek ve üç gün boyunca onları hakka davet edecektir. Onlar azgınlık ve küfürlerini arttırdıklarında artık onların öldürülmesini emredecek ve böylece hepsi kılıçtan geçirilecektir.”[16]

17- Düşmanlara Karşı Şiddet ve Katılığı

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Resulullah (s.a.a) ümmetine karşı yumuşak ve şefkatle davranırdı. Oysa Kâim (Hz. Mehdi -a.s) öldürmek üzere olan bir tavır takınacaktır. Kendisiyle birlikte bulunan kitapta, (muhalifleri) öldürmek ve kimseyi tövbeye çağırmamakla emr olunmuştur. O’na kaşı düşmanlık eden kimsenin vay haline!”[17]

18- İntikam Alması

İmam Bakır (a.s) şu ayet hakkında: “Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulursa (intikam alırsa)...”[18] buyurmuştur ki:
“Bu ayetteki intikam alacaktan maksat, Kâim (Hz. Mehdi -a.s-)’dir. O kıyam ettiği zaman, Beniümeyye’den, yalancı, dolandırıcı ve hilekarlardan intikam alacaktır.”[19]

19- İmam Hüseyin (a.s)’ın İntikamını Alması

Mi’raç hadisinde ALLAH-u Teala, İmam Hüseyin’in şahadet olayını Hz. Peygamber (s.a.a)’e açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:
“Daha sonra O’nun (İmam Hüseyin’in) sulbünden birisini çıkaracağım ve O’nunla Hüseyin’nin intikamını (düşmanlarından) alacağım... O, yeryüzünü adalet ve kıstla dolduracak; korku ve dehşet O’nunla hareket edecek; O, o kadar öldürecek ki, O’nun hakkında şüpheye düşülecektir.”[20]

20- Reform Teşebbüsleri

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim (Hz. Mehdi -a.s-) kıyam ettiğinde, yolları genişletecek... yol üzerinde olan her camiyi yıkacak; yola bakan her pencereyi ve yola yönelik olan her balkonu, su dökülen her çukur ve oluğu kapatacaktır.”[21]

21- Halkın Temizlenmesi İçin Mallarını Kabul Etmesi

İmam Mehdi (a.s) buyurmuştur ki:
“...Mallarınıza gelince; onları ancak temizlenmeniz için kabul ediyoruz. Öyleyse isteyen versin, istemeyen vermesin... Bize verdiğinizden, ancak pâk ve tertemiz (helal) olan kabul olur.”[22]

Üçüncü Bölüm: İtikadî Reformlar

22- İslam’ı Yeni Bir Şekilde Getirmesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Resulullah (s.a.a) cahiliye işlerini (adet ve geleneklerini) yok ettiği gibi, Mehdi (a.s) da kendisinden önceki (hurafe ve saçma-sapan) şeyleri yok edecektir ve İslam’ı yeni bir şekilde başlatacaktır.”[23]

23- Düşünceleri Hidayet ve Kur’ân’a Yönlendirmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Halk, hidayeti (hak ve doğru olanı) isteklerine yönlendirdiklerinde, Hz. Mehdi (a.s) da istekleri hidayete yönlendirecektir. Halk, Kur’ân’ı, kendi görüş ve fikirlerine göre yorumladıklarında, Hz. Mehdi (a.s) da, görüş ve fikirleri Kur’an’a tabi kılacaktır.”[24]

24- İlmi Yayması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İlim yirmi yedi kısımdır. Peygamberlerin getirdikleri ilmin tümü ise iki kısımdır. Halk bugüne kadar o iki kısımdan fazlasını tanımamışlardır. Kâim (Hz. Mehdi -a.s-) kıyam ettiğinde, diğer yirmi beş kısmını da çıkaracak ve onları halkın arasında yayacaktır.”[25]

25- Halkı Din ve Şeriat Üzerine Doğrultması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Kâim (Hz. Mehdî), benim evlatlarımdandır... O’nun sünneti benim sünnetimdir; halkı, benim din ve şeriatım üzere doğrultacak ve onları ALLAH’ın kitabına davet edecektir.”[26]

26- Kitap ve Sünneti Diriltmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:
“Mehdi (a.s), adalet siresini (onun nasıl uygulandığını) size gösterecektir; Kitap ve sünnetin ölen (uygulanmayan) hükümlerini diriltecektir.”[27]

27- Kur’an’ı Nazil Olduğu Şekilde Halka Öğretmesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“MUHAMMED Ehl-i Beyti’nden olan Kâim (Hz. Mehdi -a.s-) kıyam ettiğinde Kur’an’ı, ALLAH-u Teala’nın nazil ettiği şekilde halka öğretmeleri için bazı kimselere çadırlar kuracaktır.”[28]

Dördüncü Bölüm: İktisadî Reformlar

28- Fakirliği Gidermesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim (a.s) zuhur ettiğinde, halkın arasında eşitlik icat edecektir. Öyle ki artık zekat (sadaka) almaya muhtaç bir kimse görülmeyecektir.”[29]

29- Bozukların Onarılması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Bizden olan Kâim (Hz. Mehdi) kıyam ettiğinde, korkuyla yardım olunacak ve zaferle teyit edilecek.... O’nun saltanatı (hükümet ve egemenliği) doğu ve batıyı kapsayacak... yeryüzünde onarılmamış olan bozuk hiçbir şey kalmayacaktır.”[30]

30- Borçluların Borcunu Ödemesi ve Mazlumun Hakkını Zalimden Alması

Hz. Ali (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın tavsifinde şöyle buyurmuşlardır:
“Mehdi (a.s), her Müslüman kulu (köleyi), alıp serbest bırakacaktır; her borçlunun borcunu ödeyecektir; her mazlumun hakkını zalimden alacaktır; her ölenin borcunu ödeyecek ve ailesini yardım sigortasına bağlayacaktır.”[31]

31- Hazineleri Çıkararak Servetleri Bölmesi

Resulullah (s.a.a) Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur:
“Mehdi, hazineleri çıkaracak ve servetleri (halkın arasında) taksim edecektir.”[32]

32- Yerleri Şiaların Yetkisinde Bırakması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim’imiz (Hz. Mehdi -a.s-) kıyam edinceye dek, şiilerimizin elinde bulunan bütün yerler onlar için helaldir; onların ellerinde bulunan yerlerin vergisinden bir miktarını alacak ve yeri onların yetkisinde bırakacaktır. Başkalarının elinde olan yerlere gelince; bu yerlerin geliri onlara haramdır. Kâimimiz kıyam ettiğinde, (onların ellerinde bulunan) yerleri onlardan alacak ve onları aşağılandıkları bir halde oradan çıkaracaktır.”[33]

33- Bağışı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Mehdî, benim ümmetimdedir... Bir adam O’nun huzuruna gelerek: “Ya Mehdi, bana bağışta bulun, bana bir şey ver” diyecek; Mehdi de onun taşıyabileceği kadar onun eteğine (mal ve servet) dökecektir.”[34]

34- Adalet ve İhsanla Davranmayı Emretmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Mehdi (a.s), ashabını bütün şehirlere gönderecek, onlara adalet ve ihsanla davranmayı emredecek, onları çeşitli iklimlerde (bölgelerde) hakimler yapacak ve onlara şehirleri onarmayı emredecektir.”[35]

35- Bağışta Bulunması, Halka İlim ve Hikmet Verilmesi

İmam Bakır (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın tavsifinde şöyle buyurmuştur:
“Mehdi (a.s), yılda iki defa size bağışta bulunacak ve ayda iki defa size rızk (yiyecek) verecektir. Onun zamanında size hikmet verilecek; öyle ki, kadın kendi evinde ALLAH’ın kitabı ve Resulullah’ın sünneti üzerine hüküm verecektir.”[36]

36- Servet Toplamayı Haram Kılması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim’imiz kıyam ettiğinde, her servet ve hazineyi sahibine haram kılacaktır. Bundan dolayı onu Hazrete getirecekler, O da o mallardan yardım alacak (halkın maslahatı için o malları uygun gördüğü yerlerde harcayacak)tır.”[37]

Beşinci Bölüm: Adaleti Uygulaması

37- Yeryüzünü Adaletle Doldurması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Ali bin Ebî Talib, ümmetimin İmamıdır... beklenilen Kâim (Hz. Mehdi) de O’nun evlatlarındandır; ALLAH-u Teala yeryüzünü, O’nun vasıtasıyla cevr ve zulümle dolduğu gibi adalet ve kıstla dolduracaktır.”[38]

38- İyi ve Kötüler Hakkında Adaletle Davranması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Kâim’imiz kıyam ettiğinde, (Beyt’ul-malı) eşit olarak bölecek ve ALLAH’ın yaratıkları hakkında -ister iyi olsunlar ister kötü- adaletle davranacaktır.”[39]

39- Mazlumların Hakkını Alması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Mehdi (a.s), mazlumların hakkını (zalimlerden) geri alacaktır. Öyle ki, eğer insanın dişinin altında bile bir hak olursa, onu hak sahibine geri çevirmek için oradan çıkaracaktır.”[40]

40- Şahit İstemeksizin Yargılaması

İmam Hasan Askeri (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın tavsifinde şöyle buyurmuştur:
“Hz. Mehdi (a.s) kıyam ettiğinde, Hz. Davud’un hükmettiği gibi -halkın arasında bir şahit istemeksizin- hükmedecektir.”[41]
________________
Kaynaklar:
[1] - Bihar, C. 51, S. 115, H. 14.
[2] - Kâfî, C. 1, S. 134, H. 885.
[3] - Vesail’uş- Şia, C. 8, S. 96, H. 9.
[4] - İmam’ul- Mehdi, S. 557.
[5] - Vesail’uş- Şia, C. 3, S. 348, H. 7.
[6] - Bihar, C. 52, S. 354.
[7] - Kemal’ud- Din, S. 653.
[8] - Nevâib’ud- Duhur, C. 3, S. 125.
[9] - Sırat’ul- Mustakim, C. 2, S. 254.
[10] - Bihar, C. 52, S. 359.
[11] - Keşf’ul- Ğumme, C. 3, S. 329.
[12] - El-İmam’ul- Mehdi, S. 543.
[13] - Mevsuat-u Ehadis’il- Mehdi, C. 1, S. 246, H. 152.
[14] - Bihar, C. 51, S. 120, H. 23.
[15] - Kemal’ud-Din, S. 318, H. 5.
[16] - Nevâib’ud- Duhur, C. 3, S. 142.
[17] - Ğaybet-i Nu’manî, S. 153.
[18] - Şura/ 41.
[19] - Tefsir-i Burhan, C. 1, S. 212.
[20] - Kamil’uz- Ziyarat, S. 332.
[21] - Ğaybet-i Şeyh Tusî, S. 475.
[22] - Ğaybet-i Şeyh Tusî, S. 290.
[23] - Ğaybet-i Nu’manî, S. 152.
[24] - Nehc’ul- Belağa, H. 138.
[25] - Mevsuat-u Ehadis’il- Mehdi (a.s), C. 4, S. 53.
[26] - Bihar, C. 51, S. 73, h.19.
[27] - Bihar, C. 51, S. 73, H. 19.
[28] - Nevaib’ud- Duhur, C. 3, S. 409.
[29] - Bihar, C. 52, S. 390 , H. 212.
[30] - Minhac’ul- Beraa, C. 8, S. 353.
[31] - İmam Mehdi (a.s), S. 631.
[32] - Müntehab’ul- Eser, S. 472.
[33] - Kâfi, C. 1, S. 408.
[34] - Sünen-i Tirmizî, C. 4, S. 439, H. 2232.
[35] - Yevm’ul- Halas, S. 395.
[36] - Ğaybet-i Nu’manî, S. 158.
[37] - Tehzib’ul- Ahkam, C. 4, S. 144, H. 402.
[38] - Keşf’ul- Ğumme, C. 3, S. 328.
[39] - İlel’uş- Şerayi, S. 161.
[40] - Mevsuat-u Ehadis’il- Mehdi, C. 1, S. 221.
[41] - Kâfî, C. 1, S. 509, H. 13.

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #7 : 16 Nisan 2009, 14:15:28 »
                            İMAM MEHDİ (A.F)'DEN KIRK HADİS


ALLAH Teala'nın İnsanları Abes Olarak Yaratmaması

1- "ALLAH-u Teala, halkı abes olarak yaratmamıştır, onları kendi başlarında da terk etmemiştir. Hayır, onları kendi kudretiyle yaratmıştır; onlara kulak, göz, kalp ve akıllar vermiştir. Sonra onlara, müjdeleyici ve korkutucu Peygamber (a.s) göndermiştir; onları, ALLAH'ın itaatine emretmekte, O'na karşı günah işlemekten sakındırmakta; yaratıcıları ve dinleriyle ilgili bilmedikleri meseleleri onlara öğretmekteler; onlara bir takım kitaplar da vermiştir...
ALLAH Teala, o peygamberlerden bazısına ateşi soğuk ve esen kılmıştır, onu kendine halil (dost) edinmiştir; onlardan bazısıyla konuşmuştur, asasını ejderha yapmıştır; onlardan bazısı ALLAH'ın izniyle ölüyü diriltmiş, kör ve abraşları iyileştirmiştir; onlardan bazılarına kuş dilini (kuşların konuşmasını anlamayı) öğretmiştir...
Daha sonra MUHAMMED'i (s.a.a) alemlere bir rahmet olarak peygamberliğe mebus kılmıştır; onun vesilesiyle dinini tamamlamış ve peygamberler göndermeye son vermiştir; onu bütün insanlara göndermiş, sadakatinde gerekeni aşikar etmiş, alamet ve nişanelerinden gerekeni açıklamıştır.
Sonra onun da (s.a.a) ruhunu almıştır; imameti (yöneticilik makamını) ondan sonra onun kardeşi, amcası oğlu, vasisi ve varisi olan Ali b. Ebu Talib (a.s)'a vermiştir; daha sonra onun birbirinin ardınca evlatlarından olan vasilerine vermiştir; onların vasıtasıyla dinini diriltmiş, nurunu tamamlamıştır... onları günahlardan masum kılmış, ayıplardan uzaklaştırmıştır; kirden temizlemiş ve şüpheli şeylerden uzak tutmuştur; onları ilminin hazinedarı, hikmetinin emanet bırakıldığı mahzen ve sırrının yeri kılmıştır; onları bir takım delillerle teyit etmiştir..."[1]

İmam'ın Şiileri Durumlarından Haberdar Olması

2- Biz gerçi, dünya hükümeti zalimlerin elinde olduğu müddetçe, kendimizin ve imanlı Şiilerimizin bazı maslahatlarından dolayı zalimlerin yerleşim bölgelerinden uzak bir yerde ikamet ediyoruz, ama sizin durumunuzdan haberdarız, durumunuz bize gizli değildir... Biz, sizi gözetmekte ihmalkarlık etmiyoruz, sizi unutmamışız da. Eğer böyle olmasaydı, musibetler belinizi büker ve düşmanlar kökünüzü kazırdı..."[2]

ALLAH'ım!

3- "ALLAH'ım, Peygamberimizin (s.a.a) yanımızda olmamasından, İmamımızın gaybetinden, düşmanımızın çokluğu ve sayımızın azlığından, fitnelerin şiddetinden ve zamanın şerlerinin bizi güçsüz düşürmesinden sana şikayet ediyoruz. (ALLAH'ım,) MUHAMMED ve Ehl-i Beyt'ine salat gönder; katından olan acil bir zaferle, zorlukları gidermenle, güçlü bir yardımınla, aşikar kıldığın hak bir saltanatla, bizleri kapsayan geniş bir rahmetinle ve bizleri örten bir afiyetle, bize yardımda bulun; kendi rahmetin hürmetine ey rahm edenlerin en merhametlisi!"[3]

Yeryüzünün Hüccetsiz Kalmaması

4- "Ben basiretten sonra körlükten, hidayetten sonra sapıklıktan, tehlikeli amel ve fitnelerden ALLAH'a sığınıyorum. ALLAH Teala buyuruyor ki: "Elif lam Mim. İnsanlar yalnızca iman ettik diyerek sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?"
Bu insanlar nasıl fitneye düşüyor, hayranlık içerisinde dolaşıp duruyor, sağ ve solu tutuyorlar? Bunlar dinlerini mi parçalamışlar, tereddüde mi kapılmışlar, yoksa hakka karşı inat mı ediyorlar, yoksa doğru rivayetlerin ve sahih hadislerin getirdiği (açıkladığı) şeyden mi haberleri yoktur? Veya haberleri var da kendilerini bilmezliğe mi vuruyorlar? Yeryüzünün, ALLAH'ın zahir veya gizli hüccetinden boş kalmayacağını bilmiyorlar mı? Acaba Peygamberden sonra İmamların birbirinin ardınca sırasıyla geldiğini ve İmametin ALLAH'ın emriyle önceki İmama (Hz. Hasan Askeri'ye) ulaştığını, o da önceki babalarının mevkisinde oturup halkı hakka ve doğru yola hidayet ettiğini bilmiyorlar mı?
O, aydınlatıcı bir nur, ışık saçan bir yıldız, parlayan bir aydı. ALLAH Teala kendi katında olanı onun için seçti ( onu kendi rahmetine götürdü). O da babalarının tuttuğu yolu tuttu, kendisinden alınan ahd üzere onların ayaklarının yerine ayak bastı, o belirlenen bir ahd üzere kendi vasisini belirledi; ALLAH o vasiyi bir müddete kadar kendi emriyle sakladı, kendi takdiri gereği iradesiyle onun yerini gizli tuttu. Onun mevkisi bizim aramızdadır, onun fazileti bizim içindir. Eğer ALLAH, ondan men ettiği şeyi ona izin verir ve gizli kalmasındaki hükmünü ondan kaldırırsa, hakkı en güzel biçimde, en açık delille ve en aşikar nişanesiyle onlara gösterir, zuhur ederek hüccet ve delilini ikame eder. Ama ALLAH'ın takdiri mağlup olmaz, iradesi reddedilmez ve tevfikinden ileri geçilmez."[4]

ALLAH'ın Kıyamete Dek Kendisiyle Kullar Arasındaki Hücceti Koruyacağı

5- "Acaba ALLAH Teala'nın; "Ey iman edenler! ALLAH'a , Resulüne ve ululemre itaat edin"diye buyurduğunu duymadınız mı? Acaba bu emri, kıyamet gününe kadar sürecek olan bir emir değil mi? Acaba ALLAH Teala'nın, Adem (a.s)'dan en sonuncu İmam'a (İmam Hasan Askeri'ye) dek sizin için sığınacağınız sığınak ve hidayetinize vesile olacak nişaneler kıldığını görmediniz mi? Ne zaman bir nişane kaybolduysa diğer bir nişane zahir oldu; bir yıldız battıysa (yerine) bir başkası doğdu. ALLAH Teala onun ( İmam Hasan Askeri'nin) ruhunu aldığında, kendisi ve kulları arasındaki sebebi (bağı) kestiğini sandınız. Hayır, hiç bir zaman böyle olmamıştır ve kıyamete kadar da böyle olmayacaktır; sonunda onlar hoşlanmasa da ALLAH'ın emri zahir olacaktır."[5]

Hidayete Erişmenin İnsanın Kendi İsteğine Bağlı Olması

6- "Hidayet olmak istersen, hidayet olursun; arasan bulursun."[6]

Vuku Bulan Olaylarda Alimlere Müracaat Edilmesi

7- "Vuku bulan vakıalarda, bizim hadislerimizi rivayet edenlere müracaat ediniz; zira onlar benim sizlere olan hüccetimdir ve ben de ALLAH'ın onlara olan hüccetiyim."[7]

Masun İmamlara Âit Malı Kendi Malı Gibi Harcayanın Uyarılması

8- "Kim elindeki malımızı, bizim emrimiz olmaksızın kendi malını harcadığı gibi helal bilip harcarsa melundur ve kıyamet günü biz onun hasmı (düşmanı) olcağız. Nitekim Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki : "Kim Ehl-i Beyt'imden, ALLAH'ın haram kıldığı şeyi helal sayarsa, benim dilimle ve duası kabul olan her peygamberin diliyle lanete uğramıştır."Öyleyse kim bize zulmederse, bize zulmeden zalimlerin sırasında yer alacak ve ALLAH'ın laneti onun üzerine olacaktır. Çünkü ALLAH Teala buyurmuştur ki: "Bilin ki, ALLAH'ın laneti zalimlerin üzerinedir."[8]

Namazları Geciktirerek Kılanın Rahmetten Mahrum Olması!

9- "Yatsı namazını (bir mazereti olmaksızın) yıldızlar birbirine girene kadar erteleyen kimse, melundur! Melundur! Sabah namazını yıldızlar kayboluncaya kadar geciktiren kimse de ALLAH'ın rahmetinden uzaktır! ALLAH'ın rahmetinden uzaktır!"[9]

ALLAH'la İnsanlar Arasında Akrabalık Bağının Olmaması!

10- "ALLAH-u Teala ile hiç kimse arasında akrabalık (bağı) yoktur."[10]

Hakkın Ehl-i Beyt'le Birlikte Olması!

11- "Bilin ki, gerçekten hak bizimledir ve bizim aramızdadır; bizden başka hakkın kendisinde olduğunu söyleyen kimse, yalancı ve iftiracıdır; bizden başka kim onu iddia ederse azgın ve sapıktır."[11]

İlahi!...

12- "İlahi! Sana yalvaran, karada ve denizde seni çağıran kimselerin hakkı hürmetine MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e salat gönder; MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'in hakkı hürmetine mümin erkek ve kadınların fakirlerine zenginlik ve genişlik; mümin erkek ve kadınların hastalarına şifa, sıhhat ve rahatlık; mümin erkek ve kadınların yaşayanlarına lütuf ve keramet; mümin erkek ve kadınların ölülerine mağfiret ve rahmet; mümin erkek ve kadınların gariplerine kendi vatanlarına salim ve kazançlı geri dönmeyi merhamet buyur!"[12]

Dinî Vazifelerin Yerine Getirilmesinin Fitnelerden Güvende Olmaya Sebep Olması!

13- "Kim, din hususunda Rabbinden çekinir ve üzerinde (humus, zekat vb.) olan borcunu hak sahiplerine ulaştırırsa, bozucu fitnelerden ve karartıcı sıkıntılardan güvende kalır. Kim de, ALLAH'ın verdiği nimetleri, verilmesini emrettiği kimseye vermekte cimrilik yaparsa, dünya ve ahrette zarara uğrayanlardan olur."[13]

İmam'ın İnsanlarla Görüşmemesinin Sebebi!!

14- "Eğer Şiilerimiz -ALLAH onları kendi itaatine muvaffak kılsın- üzerlerine farz olan ahde vefa etmede kalpleri bir olursa, bizimle görüşmek saadeti onlardan geciktirilmez; bize nispet sahip oldukları gerçek marifet üzere bizimle görüşme mutluluğu en yakın bir zamanda onlara nasip olur. Bizi onlardan uzaklaştıran şey, sevmediğimiz şeyleri yapmaları hususundaki haberin bize ulaşmasıdır. ALLAH en iyi yardım dilenendir; O bize yeter ve O ne güzel vekildir. ALLAH'ın salat ve selamı, korkutucu ve müjdeci olan efendimiz MUHAMMED'e ve onun pâk Ehl-i Beyt'ine olsun."[14]

ALLAH'ım!...

15- "...ALLAH'ım, ben dünyanın hayır, ahretin ise sevabını senden istiyorum. ALLAH'ım, helalinle haramdan ve fazlınla bütün yaratıklarından beni müstağni kıl. ALLAH'ım, ben yararlı bir ilim, huşulu bir kalp, şifa verici yeterli bir yakin, temiz bir amel, güzel bir sabır ve büyük bir mükafat senden diliyorum. ALLAH'ım, nimetine şükretmeyi bana ihsan et, ihsan ve keremini bana artır, sözümü halk arasında duyulan, amelimi kendi katında yücelmiş, hayırlardaki eserime uyulmuş ve düşmanımı kahrolmuş kıl. ALLAH'ım, MUHAMMED'e ve onun seçkin Âl'ine gece ve gündüzler (sürekli olarak) salat gönder; eşrarın şerrinden beni koru; günah ve suçlarımdan beni arındır; cehennem ateşinden beni kurtar; dinlenme evine beni kondur; beni ve bütün mümin ve mümine dini kardeşlerimi bağışla; kendi rahmetinle ey rahm edenlerin en merhametlisi!"[15]

İmam'ın Gaybet Döneminde Bulut Arkasındaki Güneşe Benzetilmesi!

16- "Gaybetim döneminde benden faydalanmaya gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla örtülen güneşten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli için kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri bilmek için kendinizi zahmete düşürmeyin. Ferecin yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluş vesilenizdir."[16]

ALLAH'ın Hakkı Tamamlayıp Batılı Yok Etmeği İstemesi

17- "ALLAH-u Azze ve Celle, hakkı tamamlayıp batılı yok etmek ister..."[17]

ALLAH'ım!

18- "...ALLAH'ım, zengin seninle zengin olmak isteyen ve sana muhtaç olandır; fakir ise yaratığınla zengin olmak isteyip senden yüz çevirendir; Öyleyse MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e salat gönder; kendinle beni yaratığından müstağni eyle ve beni yalnızca sana el açan kimselerden kıl.
ALLAH'ım, bedbaht; tövbe önünde ve rahmet arkasında olduğu halde ümidini kesen kimsedir; amelim zayıf olsa da, rahmetine ümidim güçlüdür; öyleyse güçlü ümidim için zayıf amelimi bana bağışla.
ALLAH'ım, biliyorsun ki, kulların arsında benden daha katı kalpli, günahı daha büyük olan vardır; ben de bilmekteyim ki, senden daha güçlü, daha çok rahmeden ve daha çok bağışlayan yoktur; öyleyse ey rahmetinde tek olan (ALLAH), hatalarında tek olmayanı bağışla.
ALLAH'ım, şüphesiz sen emrettin, biz ise isyan ettik; sen nehyettin, biz ise kaçınmadık; sen hatırlattın, biz ise unuttuk; sen gözümüzü açtın, biz ise kendimizi körlüğe vurduk; sen sakındırdın, biz ise (hakka) tecavüz ettik; bu, senin bize yaptığın ihsanın karşılığı değildi (ama biz yaptık); oysa sen bize bildirdiğin ve bizden sakladığın şeye daha alimsin; bizim yaptığımızı ve bize yapılanı daha iyi bilmektesin; o halde MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e salat gönder; hata ve unuttuklarımızdan dolayı bizi muaheze etme, yanımızda olan haklarını bize bağışla, ihsanını bize tamamla ve rahmetini bize indir..."[18]

İmam (a.s)'ın "Fahle' Na'leyke " Ayeti Hakkındaki Tefsiri!

19- Uzun bir hadiste "fahle na'leyke"(ayakkabılarını çıkar) ayetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur:
"Musa (a.s), kutsal vadide rabbine münacat ettiğinde (O'na yalvarıp yakardığında) şöyle arz etti: "Ey Rabbim! Ben sevgimi yalnızca sana halis kıldım, kalbimi senin dışındakilerden arındırdım."
Musa (a.s) ailesini çok seviyordu. ALLAH-u Teala (onun bu sözü üzerine) şöyle buyurdu: "Ayakkabılarını çıkar"Yani eğer sevgin bana halis ise (sadece beni seviyor isen), kalbin de başkasına yönelmekten arındırılmışsa, o halde ailenin sevgisini kalbinden sök at."[19]

Gaybetin Sebeplerinden Biri!

20- "Gaybetin vuku bulmasının nedenine gelince; ALLAH (c.c) buyuruyor ki: "Ey İman edenler, size açılandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın..."Babalarımdan her birinin boynunda, zamanlarındaki tağutların biati vardı, ama ben öyle bir zamanda kıyam edeceğim ki, tağutlardan hiç birinin biati boynumda olmayacaktır."[20]

ALLAH'ım!...

21- "ALLAH'ım, eğer sana itaat ettiysem övgü senindir; eğer isyan ettiysem hüccet senindir; rahatlık ve ferahlık sendendir; nimet verip şükrü kabul eden, güçlü olup bağışlayan ALLAH münezzehtir. ALLAH'ım, eğer sana isyan etmişsem, senin en çok sevdiğin şeyde yani sana iman etmede sana itaat etmişim; sana çocuk nispeti vermemişim ve sana hiçbir şeyi şerik koşmamışım; bunların hepsinde senden taraf bana minnet vardır, benden taraf sana minnet yoktur."[21]

Ehl-i Beyt İmamlarının İzni Olmadan Onların Malında Tasarruf Etmenin Câiz Olmaması!

22- "Başkasının malında, onun izni olmaksızın tasarruf etmek hiç kimseye câiz değildir; o halde bizim malımızda iznimiz olmaksızın tasarruf etmek nasıl câiz olabilir!? Kim bizim emrimiz olmaksızın malımızda tasarruf ederse, ALLAH'ın ona haram kıldığı şeyi helal bilmiştir. Yine kim haksız yere malımızdan bir şey yerse, ateş yemiştir ve yakında da cehennem ateşine atılacaktır."[22]

Zuhurun Ansızın Gerçekleşmesi

23- "Her biriniz, sevgimizi kazanacak işleri yapmaya ve sevmediğimiz işlerden ise uzak durmaya çalışın. Çünkü bizim işimiz (zuhur etmememiz) ansızın, birden bire olacaktır; artık o zaman tövbenin ona bir faydası olmayacak ve cezalandırmamızdan onu kurtaramayacaktır."[23]

Hakkın Masum İmamlarla Birlikte Olması

24- "Şüphesiz, ALLAH Teala bizimledir; o halde bizim başkasına ihtiyacımız yoktur. Hak bizimledir; öyleyse bizden ayrılan bizi korkuya düşüremez."[24]

İmam (a.s)'ın Kendisini Tanıtması

25- "Mehdi benim; zamanın kıyam edecek İmamı benim; yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan benim; yeryüzü kesinlikle hüccetsiz kalmayacaktır."[25]

Sevgi Beslemenin Açık Sünnetlere Dayalı Olmasının Gerekliliği


26- "Bizi sevmenizi ve bize yönelmenizi açık sünnetler esasına dayandırın."[26]

ALLAH'ım!...

27- "ALLAH'ım, bize, sana itaat etmek muvaffakiyetini, isyandan uzaklaşmayı, niyetin doğruluğunu ve saygısı korunması gereken kimseleri tanımayı ihsan et; hidayete erişmek ve onda sabit kalmakla bize ikramda bulun; dillerimizi doğruluk ve hikmetle güçlendir; kalplerimizi ilim ve marifetle doldur; karınlarımızı haramdan ve şüpheli şeylerden arıt; ellerimizi zulüm ve tecavüzden alıkoy; gözlerimizi kötülüklerden ve hıyanetten koru; kulaklarımızı boş söz ve gıybete kapat.
Alimlerimize, dünyaya düşkün olmamayı ve hayırseverliği; öğrencilere ciddi çalışmayı ve rağbeti; dinleyenlere uymayı ve öğüt almayı ihsan et.
Müslümanların hastalarına şifa ve rahatlık; ölülerine şefkat ve rahmet, yaşlılarımıza vakar ve ağır başlılık, gençlerimize hakka dönüş ve tövbe, kadınlarımıza haya ve iffet, zenginlerimize alçak gönüllülük ve cömertlik, fakirlerimize sabır ve kanaat lütfet.
Gazilere galibiyet, tutsaklara kurtuluş, emir sahiplerine adalet ve şefkat, emir altındakilere (halka) insaf ve güzel huy nasip et.
Hacı ve ziyaretçilerin yol azıkları ve nafakalarını bereketli kıl; onlara farz kıldığın hac ve umreyi eda etmelerini müyesser eyle; ey merhametlilerin en merhametlisi! Fazlın ve rahmetinle dualarımızı kabul buyur."[27]

Zuhurun ALLAH'ın İznine Bağlı Olması

28- "Gerçekten tam gaybet vaki olmuştur. ALLAH (c.c) izin vermedikçe zuhur gerçekleşmeyecektir. Zuhurun gerçekleşmesi çok uzun bir zamandan, kalpler katılaştıktan, yeryüzü de zulümle dolduktan sonra olacaktır."[28]

İmam (a.s)'a Konuşma Müsaadesi Verilince Hakkın Aşikar Olup Batılın Yok Olması!

29- "ALLAH-u Teala, bize konuşma müsaadesi verdiği zaman, hak aşikar, batıl ise yok olacaktır."[29]

İmam'ın Düşmanlardan İntikam Alması

30- "Ben ALLAH'ın yeryüzündeki Bakiyyetullah'ım (O'nun baki bıraktığı hüccetim); O'nun düşmanlarından intikam alacak olan da benim."[30]

Maarifi Başka Yollardan Arayanın Ehl-i Beyt'i İnkar Etmekle Eşit Olması!

31- "Maarifi (dini ve ISLAMi hükümleri), bizim yolumuzu bırakarak başka yoldan talep etmek, bizi inkar etmekle eşittir."[31]

ALLAH'ın Ehl-i Beyt İmamlarından Teberri Edenlerden Teberri Etmesi

32- "Biz kimden teberri ediyorsak, ALLAH, melekleri, peygamberleri ve dostları da ondan teberri etmekteler."[32]

ALLAH'ım!...

33- "ALLAH'ım, biz senden İslam ve ehline izzet bağışlayacağın, nifak ve ehlini zelil edeceğin onurlu bir devletin tahakkuk bulmasını istiyoruz; öyle bir devlet ki, bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet yolunun öncülerinden kılasın, onun vesilesiyle dünya ve ahiret kerametini bize ihsan edesin. ALLAH'ım, haktan bize tanıttığın şeyi taşımaya muvaffak et; eksiğimiz olan (tanımadığımız) şeyi de bize ulaştır (bizi ondan haberdar kıl)."[33]

Masum İmamlara Âit Maldan Haram Yiyenin Lanete Uğraması!

34- "Kim bize ait maldan haram olarak bir dirhem yerse, ALLAH'ın, meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun."[34]

Humus Vermenin Günahlardan Arınmaya Sebep Olması!

35- "Mallarınıza gelince; onları (sizlerden) kabul etmemiz, temiz olmanız içindir; öyleyse isteyen versin, istemeyen vermesin; ALLAH'ın bize verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır."[35]

ALLAH'ım!...

36- "ALLAH'ım, rahmetinin Peygamberi ve nurunun kelimesi olan MUHAMMED'e rahmet et. Kalbimi yakin, göğsümü iman, fikrimi sebat, azmimi ilim, kuvvetimi amel, dilimi doğruluk, dinimi katından olan basiret, gözümü ışık, kulağımı hikmet, dostluğumu MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e dostluk ve velayet nuruyla doldur ki sana kavuşarak ahdine vefa etmiş olayım da rahmetin beni sarmış olsun; Ey Mevla! Ey övülmüş!"[36]

Ey Nurların Nuru!

37- "Ey Nurların nuru! Ey her şeyi tedbir eden! Ey kabirdekileri haşr eden! MUHAMMED ve Âl-i MUHAMMED'e salat gönder; bana ve Şialarıma darlıktan kurtuluş ve üzüntüden çıkış yolu ver; yolu bizlere genişlet; kendi katından bize açıcı şey bağışla; sana layık olacak şekilde bizim hakkımızda davran; ey kerim, ey merhametlilerin en merhametlisi!"[37]

ALLAH'ım!...

38 "ALLAH'ım, kendini bana tanıt, eğer kendini bana tanıtmazsan Resulünü tanıyamam; ALLAH'ım, Resulünü bana tanıt, eğer Resulünü bana tanıtmazsan hüccetini tanıyamam; ALLAH'ım, hüccetini bana tanıt, eğer hüccetini tanıtmazsan dinimden saparım; ALLAH'ım, cahilliye ölümüyle beni öldürme ve hidayet ettikten sonra kalbimi saptırma."[38]

Ferecin ALLAH'ın İradesine Bağlılığı!

39- "Ama ferecin (zuhurun gerçekleşmesiyle kurtuluşun) ortaya çıkmasına gelince; o, ALLAH Teala'nın iradesine bağlıdır; vakit tayin edenler yalan söylemişlerdir."[39]

Namaz Kılanın Şeytanın Burnunu Yere Sürtmesi!

40- "Namaz gibi hiçbir şey şeytanın burnunu yere sürtemez; öyleyse namaz kıl ve şeytanın burnunu yere sürt."[40]
__________________
Kaynaklar:
[1] - Bihar'ul-Envar, c. 53, s. 194.
[2] - Kelmet'ul-İmam Mehdi, s. 190.
[3] - İhticac, c. 2, s. 474; Sahifet'ul-Mehdi, s. 336.
[4] - Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 314.
[5] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 487.
[6] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 502; Suhuf'ul-Mehdi, s. 354.
[7] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 484.
[8] - Kemal'ud-Din; Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 204.
[9] - Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 484.
[10] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 484.
[11] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 511.
[12] - El-Misbah-u lil Kef'ami, s. 306.
[13] - Bihar, c. 53; Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 200.
[14] - Bihar, c. 53; Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 204.
[15] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 312.
[16] - Bihar, c. 53, s. 181; Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 290.
[17] - Bihar'ul-Envar, c. 53, s. 193.
[18] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 320.
[19] - Bihar, c. 52, s. 83; c. 3, s. 65; c. 83 s. 237.
[20] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 485.
[21] - Muhec'ud-Da'vat, s. 295; Suhuf'ul-Mehdi, s. 174.
[22] - Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 206.
[23] - Kelimet'ul-İmam Mehdi, s. 192; İhdicac, s. 498.
[24] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 511.
[25] - Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 2.
[26] - Bihar'ul-Envar, c. 53, s. 179.
[27] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 18; El-Misbah-i Kef'ami, s. 281.
[28] - Bihar, c. 53, s. 196; Gayybet, s. 178.
[29] - Bihar'ul-Envar, c. 53, s. 196.
[30] - Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 24.
[31] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 334.
[32] - İhticac, c. 2, s. 474.
[33] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 244.
[34] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 522.
[35] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 484.
[36] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 42.
[37] - El-Cennet'ul-Vakiye, b. 26; Suhuf'ul-Mehdi, s. 162
[38] - Sahifet'ul-Mehdi, s. 260
[39] - Kemal'ud-Din, c. 2, s. 484
[40] - Bihar'ul-Envar, c. 53, s. 182

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #8 : 16 Nisan 2009, 14:16:36 »
 İMAM MEHDİ (A.S)'IN HAYATIYLA İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR

S. 1- Hz. Mehdi (a.s)'ın meşhur lakapları nelerdir?
C. 1- Mehdi-yi Mev'ud, İmam-ı Asr, Sahib'uz-Zeman, Bakiyyetullah, Halef'us-Salih ve Kâim-i Al-i MUHAMMED (a.s).

S. 2- Hz. Mehdi (a.s)'ın anne ve babasının isimleri nelerdir?
C. 2- Baba adı Hz. Hasan Askeri (a.s), anne adı ise Nercis Hatundur.

S. 3- Hz. Mehdi (a.s) ne zaman ve nerede dünyaya geldi?
C. 3- Hicri 255. veya 256. yılın Şaban ayının on beşinde Samerra'da dünyaya gelmiştir.

S. 4- Doğumları halktan gizli tutulan ilahi şahsiyetler kimlerdir?
C. 4- Şunlardır:
a) Hz. İbrahim (a.s); annesi onu halktan gizli olarak dünyaya getirdi ve erginlik çağına kadar mağarada sakladı.
b) Hz. Musa (a.s); annesi onu Firavun'un korkusundan bir sandığa koyarak denize bıraktı.
c) Hz. Mehdi (a.s).

S. 5- Neden sadece İmam Mehdi (a.s) "Kâim" (kıyam eden) olarak adlandırıldı?
C. 5- Ebu Hamza-i Sumali şöyle diyor:
İmam Bakır (a.s)'a; "Ey Resulullah'ın oğlu! Siz İmamların hepsi hak için kıyam eden değil misiniz?" diye sordum. İmam (a.s); "Bizim hepimiz hak için kıyam edeniz" buyurdular.
Dedim ki: "Öyleyse neden İmam Mehdi (a.s) sadece "Kaim" (kıyam eden) olarak adlandırılmıştır?"
Buyurdular ki : "Ceddim İmam Hüseyin (a.s) şehit olduğunda melekler ALLAH dergahına inleyerek şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! En iyi kullarının katillerini kendi hallerine mi bırakıyorsun?' ALLAH-u Teala onlara vahiy ederek şöyle buyurdu: "İzzet ve celalime ant olsun ki, çok uzun zaman geçse bile onlardan intikam alacağım" Sonra ALLAH Teala İmam Hüseyin (a.s)'ın evlatlarından olan İmamları onlara gösterdi, melekler onları görünce sevindiler; onlardan biri ayağa kalkıp namaz kılıyordu, ALLAH Teala ‘Bu Kâim'in (ayağa kalkanın) vesilesiyle onların düşmanlarından intikam alacağım' buyurdu."
Ama şeyh Saduk (r.a) "Meani'l- Ahbar" kitabında şöyle rivayet etmiştir: "Hz. Mehdi (a.s)'a Kâim denilmesinin sebebi, halk onu unuttuğu bir anda kıyam edeceğinden dolayıdır."

S. 6- Neden İmam-ı zaman (a.s)'a "Mehdi" diyorlar?
C. 6- "İrşad-ı Mufid" kitabında İmam Sadık (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Hz. Mehdi (a.s)'a Mehdi denilmesinin sebebi; ALLAH Teala tarafından her gizli ve müphem işe kılavuzluk etmesinden dolayıdır."

S. 7- Hz. Mehdi (a.s) kaç yıl gizli olarak babasının kefaleti altında bulundu?
C. 7- Beş yıl civarında.

S. 8- İmamet makamı ne zaman ve kaç yaşında Hz. Mehdi (a.s)'a verildi?
C. 8- Hicri 260.yılında babası Hasan Askeri (a.s) şahadete eriştiğinde, imamet makamı Hz. Mehdi (a.s)'a verildi, Hz. Mehdi (a.s) o zaman beş yaşlarında idi.

S. 9- Hz. Mehdi (a.s)'ın hayatı kaç döneme ayrılır?
C. 9- Dört döneme ayrılır:
1- Çocukluk dönemi.
2- Gaybet-i Suğra dönemi.
3- Gaybet-i Kubra dönemi.
4- Zuhur ve evrensel hükümeti dönemi.

S. 10- Hz. Mehdi (a.s)'ın gaybet-i suğrası kaç yıl sürdü?
C. 10- Meşhur nakle göre 69 yıl sürdü (H.260'dan 329'a kadar); 70 yıl diyenler de vardır.

S. 11- Hz. Mehdi (a.s)'ın Gaybet-i Kubra'sı hangi yıldan başladı?
C. 11- Hicri 329. Yıldan itibaren başladı, ALLAH-u Teala istediği zamana kadar da devam edecektir.

S. 12- Hz. Mehdi (a.s)'ın naipleri (vekilleri) kaç gruba ayrılır?
C. 12- İki gruba ayrılır: Özel naipleri ve özel olmayan naipleri.

S. 13- Hz. Mehdi (a.s)'ın has (özel) naipleri kaç kişiydi ve isimleri neler idi?
C. 13- Dört kişiydi, isimleri de şöyledir: "Osman b. Said", "MUHAMMED b. Osman", "Hüseyn b. Ruh" ve "Ali b. MUHAMMED-i Semeri.[1]

S. 14- Hz. Mehdi (a.s)'ın özel olmayan naipleri kimlerdir.?
C. 14- Hz. Mehdi (a.s)'ın özel olmayan naipleri, Gaybet-i Suğra'da halkın kendilerine baş vurdukları bütün şartları haiz olan fakih ve müçtehitlerdir. Çünkü İmam Mehdi (a.s) onları halkın hüccetleri bilip şöyle buyurmuştur: "Onların hükmü benim hükmümdür, onlara muhalefet bana muhalefettir." [2]

S. 15- Hz. Mehdi (a.s)'ın sima ve ahlâkı nasıl idi?
C. 15- Rivayet edildiğine göre Hz. Mehdi (a.s), sima ve ahlak açısından Resulullah (s.a.a)'a herkesten daha çok benziyordu; yüzü esmer, kaşları hilal ve uzun, gözleri siyah, iri ve çekici, omuzu geniş, burnu sivri, dişleri parlak, el ve parmakları iri, sağ yüzünde siyah bir ben, kaslar dolaşık ve muhkem, vücut yapısı uygun, sesi ise gürdü.

S. 16- İntizarın (zuhuru beklemenin) gerçek manası nedir?
C. 16- "İntizar'ın gerçek manası zulüm, zillet, kölelik, haksızlık ve batıla karşı durmak ve özgürlük, adalet ve hakkı hakim kılmak yolunda çaba sarf etmektir. Elini elinin üzerine koyup durmak, toplumun ıslahı için yapılan hareketlerden kenara çekilmek ve dini, siyasi ve toplumsal meselelere karşı sessiz kalmak manasına değildir.

S. 17- Fereci (kurtuluşu) beklemek ne demektir ve neden bizim önderlerimiz bu bekleyişe bu kadar önem vermişlerdir?
C. 17- "Fereci beklemek" yani; Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhuru ve Âl-i MUHAMMED (s.a.a)'in hak olan devletinin kurulması için ruh ve cisim yönünden hazır olmak ve zemine hazırlamaktır....

S. 18- Acaba Mehdilik inancı sadece Şia'ya mı mahsustur?
C. 18- Hayır bu inanç, yani Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhur edeceğine inanmak, sadece Şia'ya mahsus değildir, Ehl-i Sünnet mezheplerinin hemen-hemen hepsi buna inanmaktalar. Hatta Beşeriyet aleminin kurtarıcısının zuhurunu beklemek sadece İslam dinine de mahsus değildir; Hıristiyan ve Yahudi gibi diğer dinler de böyle bir kurtarıcının geleceğine inanmaktalar. [3]

S. 19- Hz. Hasan Askeri (a.s)'ın, Hz. Mehdi (a.s) ile görüşen vekillerinden birinin ismi nedir ve Hz. Mehdi (a.s) ona ne buyurdular?
C. 19- İmam Hasan Askeri (a.s)'ın Kum'daki vekili Ahmed b. İshak şöyle diyor: "İmam Hasan Askeri (a.s)'ın huzuruna vardım ve şöyle dedim: "Ey resulullah (s.a.a)'in oğlu! Sizin naibiniz kimdir?"
Bunun üzerine İmam (a.s) hemen odaya girdi ve dolunay gibi yüzü parlak olan bir erkek çocuğu omzuna alıp getirerek şöyle buyurdular. "Hz. Peygamber (s.a.a) ile ismi ve künyesi aynı olan benim naibim budur; bu çocuk yeryüzünü adaletle dolduracaktır."
Kalbimin mutmain olması için; "Bir nişane var mıdır?"dediğimde, o zaman üç yaşında olan Hz. Mehdi (a.s) şöyle buyurdular:
"Ben, Bakiyyetullah'ım, ALLAH'ın düşmanlarından intikam alacak olan benim. Ey Ahmed! Beni gözünle gördükten sonra artık başka delil peşinde olma."
Ahmed şöyle ekliyor: "Ben (ondan bu sözleri duymakla) çok sevindim, tam bir sevinç ve neşeyle oradan dışarı çıktım." [4]

S. 20- Kırk defa Mekke'ye yaya olarak giden ve Hz. Mehdi (a.s) ile görüşen şahsın ismi nedir?
C. 20-Emir İshak Ester Abadi (r.a).

S. 21- Ayetullah şeyh Abdulkerim Hairi (Kum ilim havzasının kurucusu) döneminde Hz. Mehdi (a.s) ile görüşen ve İmam Humeyni'nin de ayda bir iki defa ziyaretine gittiği bu büyük alimin ismi nedir?
C. 21-Ayetullah şeyh MUHAMMED Taki-yi Bafiki.

S. 22- Hz. Mehdi (a.s)'ın yardımcıları kaç kişidir?
C. 22- Hz. Mehdi (a.s)'ın yardımcılarının sayısı Hz. Peygamber (s.a.a)'in Bedir savaşındaki ashabının sayısı gibi 313 kişidir. Nitekim Hz. Ali (a.s), "Ümmet'un- ma'dudetun" [5] ayetinin tefsirinde buna değinmiştir.

S. 23- Ehl-i Beyt'ten gelen rivayetlerde Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhuruna yorumlanan ayetlerden biri hangisidir?
C. 23- MUHAMMED b. Müslim, İmam Bakır (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Velleyli iza yeğşa" (Sarıp-örttüğü zaman geceye ant olsun) ayetinden maksat, batıl hükümette örtülü kalan ve sabretmeye mecbur olan Emir'ul-Müminin Hz. Ali'dir. "Ve'n- nehari iza tecella" (Parıldayıp-aydınlandığı zaman, gündüze ant olsun) ayetindeki "aydın gündüz" biz Ehl-i Beytin Kâimi'dir; kıyam ettiğinde batıl devletlere galip gelecektir."

S. 24- Hz. Mehdi (a.s) hangi yönden Resulullah (s.a.a)'a benziyor?
C. 24- Hz. Mehdi (a.s)'ın, ceddi Resulullah (s.a.a)'e benzemesi şundan ibarettir: Kılıçla kıyam edecek, ALLAH düşmanlarını öldürecek, zalimlere ve zorbacılara galip gelecek ve kılıçla onların kalplerinde korku yaratacaktır. [6]

S. 25- ALLAH Teala'nın, peygamberler hakkında ameli kıldığı ve Hz. Mehdi (a.s) hakkında da ameli kılacak üç özellik nedir?
C. 25- O üç özellik şunlardır: Onun veladetini (doğumunu ) Hz. Musa'nın veladeti, gaybetini Hz. İsa'nın gaybeti, ömrünün uzun olmasını da Hz. Nuh'un ömrünün uzunluğu gibi mukadder etti; daha sonra Hızır peygamberin ömrünün uzunluğunu, O hazretin ömrünün uzunluğuna delil kıldı.

S. 26- Hz. Mehdi (a.s) tarafından gönderildiğini iddia eden ilk şahıs kimdir?
C. 26- Künyesi Ebu MUHAMMED olan ve İmam Hasan Askeri (a.s)'ın ashabından sayılan "Şurey'i" ismiyle meşhur olan şahıstır.

S. 27- Hz. Mehdi (a.s)'ı Gaybet-i Kubra zamanında görenlerden bir kaçının isimleri nelerdir?
C. 27- Mukaddes-i Erdebili, Mir İshak Esterabadi, Mirza MUHAMMED Esterabadi, MUHAMMED b. İsa Bahreyni.

S. 28- Hz. Mehdi (a.s), sabah ve akşam namazı hakkında ne buyurmuştur?
C. 28- Merhum Kuleyni, Şeyh Tusi ve Tabersi, Zohri'den şöyle dediğini nakletmişlerdir:
"İmam Zaman (a.s)'ın huzuruna vardım, soracağım soruları sordum, Hazret de cevap verdiler. Bu görüşme esnasında bana iki defa şöyle buyurdular: "Sabah namazını yıldızlar kayboluncaya, hakeza akşam namazını da yıldızlar çıkıncaya kadar geciktiren kimse ALLAH'ın rahmetinden uzaktır." [7]

S. 29- Hz. Veliy-yi Asr (Mehdi –a.s-)'ın özel duası nedir ve onun ne gibi faziletleri vardır?
C. 29- O Hazret'e mahsus olan duanın ismi Ahd duası'dır. Bu duayla ilgili Hz. Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim Kırk Sabah onu okursa, Hz. Kâim (Mehdi)'in yaverlerinden olur; O Hazretin zuhurundan önce ölmüş olursa, ALLAH Teala, zuhur vakti onu kabirden çıkarır; bu duanın her kelimesi karşılığında bin sevap ona verilir ve onun amel defterinden bin günah silinmiş olur."

S. 30- Hz. Mehdi (a.s)'ın gaybet döneminde halkın görevleri nelerdir?
C. 30- O hazretin gaybet döneminde halkın vazifeleri şunlardan ibarettir:
a) Gaybet döneminde O Hazret için üzüntülü olmak. Nitekim "Nudbe" duasından şöyle okuyoruz: "Halkı görüp de seni görememem ve senden bir ses duyamamam, benim için çok zor ve ağırdı."
b) Yeryüzünün adaletle dolması ve İslam dininin bütün dinlere galip gelmesi için her zaman ve mekanda fereci (zuhurun gerçekleşmesiyle hasıl olacak kurtuluşu) beklemek.
c) Hazretin vücudunun her şerden korunması için dua etmek ve zuhurunun tacilini Alla'tan istemek.
d) Hazretin vücudunun her beladan korunması için, her vakit mümkün olduğu kadar sadaka vermek.
e) O Hazret adına haca gitmek. Nitekim bu amel Şiiler arasında adettir.
f) Hazretin mübarek ismi, özellikle Kâim ismi duyulunca ihtiram ve saygı için ayağa kalmak ve elini başının üzerine koymak. [8]
g) Şeytanların vesveselerinden din ve imanın korunması için ALLAH'a yalvarıp yakarmak ve bu iş için rivayet edilen duaları okumak. Okunacak dualardan biri şu duadır:
"ALLAHumme arrifni nefseke, fe inneke in lem tuarrifni nefseke, lem a'rif resuleke; ALLAHumme arrifni resuleke, fe inneke in lem tuarrifni resuleke lem a'rif hucceteke; ALLAHume arrifni hucceteke, fe inneke in lem tuarrifni hucceteke, zaleltu an dini" (ALLAH'ım, kendini bana tanıt, kendini bana tanıtmazsan resulünü tanıyamam; ALLAH'ım, resulünü bana tanıt, resulünü bana tanıtmazsan hüccetini tanıyamam; ALLAH'ım hüccetini bana tanıt, hüccetini bana tanıtmazsan dinimden sapmış olurum.)
h) Sıkıntı, hastalık ve bela anlarında Hazret'ten yardım dilemek, Çünkü Hazret, ALLAH'ın ona bağışladığı kudret ve rabbani ilimlerden dolayı herkesten haberdardır ve onların sıkıntılarını (uygun gördüğü takdirde) gidermeye de gücü vardır. Nitekim şeyh Mufid'e gönderdiği bir tevkide şöyle buyurmuşlardır: "Bizim ilmimiz sizin haberlerinizi kuşatmıştır. Haberlerinizden hiçbir şey ilmimizden gizli değildir." (Yani her meselenizden haberdarız, hiçbir şey bizden gizli değildir.)

S. 31- Gaybet döneminde halkın görevleri hususunda Hz. Mehdi (a.s) tarafından sadır olan meşhur tevki'(mektup) nedir ve kime sadır olmuştur?
C. 31- İshak b. Yakub'un sorusunun cevabında sadır olan meşhur tevki şudur: Karşılaşacağınız hadiselerde, onların hükmünü bilmeniz için hadislerimizi rivayet edenlere müracaat edin." [9]

S. 32- "Beyt'ul-Hamd" nedir?
C. 32- "Beyt'ul-Hamd", nakledilen rivayete göre, Hz. Veliyy-i Asr için var olan bir evdir; onun içinde doğduğu günden kılıçla kıyam edeceği güne kadar sönmeyecek kandil vardı.

S. 33- Hz. Mehdi (a.s)'ın hakim olduğu dönemin özellikleri nelerdir?
C. 33- Hz. Peygamber (s.a.a), insanların kemale eriştiği dönem olan o aydın günü şöyle tarif ediyor:
1) Mehdi, dünyayı zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır.
2) Hem göklerin yaratıcısı Mehdi'den razıdır, hem de ALLAH'ın yaratıkları. Yeryüzünün halkı şöyle diyeceklerdir: Bu zulümlerin şerri başımızdan uzaklaştığından dolayı ALLAH'a hamd olsun.
3) Serveti adaletle eşit olarak bölecektir.
4) ALLAH Müslümanların kalplerini müstağni kılacaktır.
1) Yollar emniyetli olacaktır.
2) Sulh-u safa ve ...olacaktır.

S. 34- Hz. Mehdi (a.s)'ın kılıcının ismi ve vasıfları nelerdir?
C. 34- Hz. Mehdi (a.s)'ın kılıcının isimleri "Seyfullah" (ALLAH'ın Kılıcı) ve "Seyfullah'il- Muntakim" (ALLAH'ın intikam alan kılıcı)dır. Bu kılıç zalim, müstekbir ve fasıkların başına inecek, mustaz'afların başına ise rahmet yağdıracaktır. [10]

S. 35- Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhurunun ilk nişanesi nedir?
C. 35- Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhurunun ilk nişanesi, güneşin batıdan doğuşudur. [11]

S. 36- Resulullah (s.a.a), Sahib'uz- Zaman (a.s)'ın zuhurundan önceki zaman hakkında ne buyurmuştur?
C. 36- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hz. Kâim öyle bir zaman kıyam edecektir ki, dünyayı kargaşalık sarmış olacak, ülkeler birbirine saldıracak, ne büyüğe rahmedilecek, ne de küçüğe; ve ne de zayıfa şefkatli davranılacaktır."

S. 37- İmam Mehdi (a.s), kendi büyük mücadelesi ve savaşı için neye muhtaçtır?
C. 37- Fedakar, mümin, muhlis ve gerçek bir savaşçının sahip olduğu hasletlere sahip olan yardımcı ve yaverlere muhtaçtır.

S. 38- Acaba İmam Mehdi (a.s) yeni bir din mi getirecektir?
C. 38- Hayır, yeni bir din getirmeyecektir. Ama o güne kadar İslam'ı öyle bir şekilde hurafe ve şüpheler sarmış olacak ki, Hz. Mehdi (a.s) kıyam edip asıl İslam'ı sunduğunda bazıları, yeni bir din geldiğini sanacaklardır. [12]

S. 39- İmam Mehdi (a.s)'ın zamanında yeryüzünün kudret ve servetine varis olacaklar kimlerdir, niçin?
C. 39- Mahrum ve mustaz'af insanlardır. Çünkü ALLAH Teala şöyle buyurmuştur: "Biz ise, yeryüzünde müstaz'aflara (güçten düşürülenlere) lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz." [13]

S. 40- İmam Sadık (a.s), Hz. Mehdi (a.s)'ın zuhur zamanındaki ilmi bilgiler hakkında ne buyurmuştur?
C. 40- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer insanların ilminin zarfiyeti (kapasitesi) 72 harf olursa, o güne kadar sadece iki harf öğrenmişlerdir. Ama o dönemde 72 harfin hepsini öğreneceklerdi."

Dualarımızın sonu:
"ALLAH'ım! Bu saatte ve bütün saatlerde (şimdi ve her zaman için) velin Hüccet b. Hasan'a –salat ve rahmetin O'nun ve babalarının üzerine olsun- veli, koruyucu, öncü, yardımcı, kılavuz ve gözcü ol; böylece O'n,u itaat edildiği halde yeryüzünde sakin (hakim) kıl ve uzun bir müddet O'nu orada faydalandır."
Amin, amin ya Rabb'el-alemin.
_________________
Kaynaklar:
[1] - Simeri ve Samuri de demişlerdir ama meşhur olan Semeri'dir.
[2] - Usul-u Kâfi, c. 1, c. 67
[3] - Çehardeh Ahter-i Tabnak, s. 251 A. Bircendi.
[4] - Keşf'ul- Gumme, c. 3, s. 448
[5] - Hud/8
[6] - Elbette kılıç zamana göre değişebilir, bizim zamanımızdaki kılıç; silah, bomba vb. şeylerdir. M.
[7] - Hakk'ul- Yakin, s. 302.
[8] - Nakle göre İmam Sadık (a.s) böyle yapıyordu. M.
[9] - Gaybet dönemindeki hadis ravileri, Şia fakihleridir. M.
[10] - Çehardeh Ahter-i Tabnak, Ahmed-i Bircendi
[11] - Müntehab'ul-Eser, s. 446
[12] - Şinaht-i İslam Hüseyn Rudseri ve Ali Abbas Tevhidi
[13] - Kasas/15

« Son Düzenleme: 16 Nisan 2009, 14:18:36 Gönderen: Mücahid »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #9 : 16 Nisan 2009, 14:19:30 »
                         Hz. Mehdi (a.f) Hakkındaki Hadislerin İstatistiği

1- "İmamlar on iki tanedir" diyen hadislerin sayısı: 271.
2- "İmamların sayısı, Beni İsrail Nukabalarının sayısı miktarıncadır" diyen hadislerin sayısı: 40.
3- "On iki İmamın ilki, Ali'dir" diyen hadislerin sayısı: 133.
4- "On iki İmamın evveli Hz. Ali (a.s), sonuncusu ise Hz. Mehdi (a.s)'dır" diyen hadislerin sayısı: 91.
5- "İmamlar on iki tanedir; O'nların sonuncusu Mehdi'dir" diyen hadislerin sayısı: 94.
6- "İmamlar on iki tanedir; O'nlardan dokuz tanesi ise İmam Hüseyin'in evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 139.
7- "İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuz tanesi İmam Hüseyin'in evlatlarındandır; dokuzuncusu ise O'nların Kâimidir" diyen hadislerin sayısı: 107.
8- On iki İmamın isimlerini açıklayan hadislerin sayısı: 50.
9- Hz. Mehdi'nin zuhurunu müjdeleyen hadislerin sayısı: 657.
10- "Mehdi, Ehl-i Beyt'tendir; Mehdi'nin ismi, Resulullah'ın isminin ve künyesi de O'nun künyesinin aynısıdır" diyen hadislerin sayısı: 389.
11- "Mehdi, insanlar arasında Resulullah'a en çok benzeyen kimsedir" diyen hadislerin sayısı: 48.
12- Hz. Mehdi (a.s)'ın yüz ve boyunu tarif eden hadislerin sayısı: 21.
13- "Mehdi (a.s), Hz. Ali (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 214.
14- "Mehdi (a.s), Hz. Fatıma'nın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 192.
15- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyin (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 185.
16- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyin (a.s)'ın İmam olan dokuz evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 160.
17- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyn'in dokuzuncu evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 148.
18- "Hz. Mehdi, Ali b. Hüseyn'nin evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 185.
19- "İmam MUHAMMED Bakır (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 103.
20- "İmam Sadık (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 103.
21- "İmam Sadık (a.s)'ın altıncı evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 99.
22- "İmam Musa b. Cafer (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 101.
23- "İmam Musa b. Cafer (a.s)'ın beşinci evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 98.
24- "İmam Ali b. Musa er- Rıza (a.s)'ın evlatlarından dördüncüsüdür" diyen hadislerin sayısı: 95.
25- "İmam MUHAMMED Taki'nin evlatlarından üçüncüsüdür" diyen hadislerin sayısı: 90.
26- "Ali'yyul- Hadi (Ali Naki -a.s-)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 90.
27- "Ebu MUHAMMED Hasan Askeri (a.s)'ın oğludur" diyen hadislerin sayısı. 146.
28- "Babasının ismi Hasan'dır" diyen hadislerin sayısı: 147
29- "Cariyelerin hanım efendisinin oğludur" diyen hadislerin sayısı: 9.
30- "12 İmamın sonuncusudur" diyen hadislerin sayısı: 136.
31- "Yeryüzünü adaletle dolduracaktır" diyen hadislerin sayısı: 123.
32- "O'nun (Mehdi -a.s-) iki gaybeti olacaktır" diyen hadislerin sayısı: 10.
33- "O'nun uzun bir gaybeti olacaktır." diyen hadislerin sayısı: 91.
34- Gaybetinin nedenini açıklayan hadislerin sayısı: 7.
35- Gaybeti döneminde halkın O'ndan yararlanması hakkındaki hadislerin sayısı: 7.
36- "Gerçekten O, (Mehdi -a.s-) uzun ömürlüdür." diyen hadislerin sayısı: 318.
37- "Görünümü gençtir" diyen hadislerin sayısı: 8.
38- "Doğumu gizli olacaktır" diyen hadislerin sayısı: 14.
39- "O'nun üzerinde hiç kimsenin biati olmayacaktır" diyen hadislerin sayısı: 10.
40- "ALLAH'ın düşmanlarını öldürecek, yeryüzünü şirk ve...temizleyecektir" diyen hadislerin sayısı: 19.
41- "O, ALLAH'ın emrini aşikar edecek, İslam'ı yayacak ve onu dünyaya hakim olacaktır..." diyen hadislerin sayısı: 47.
42- "O, insanları Kur'ân'a ve sünnete sevk edecektir" diyen hadislerin sayısı: 15.
43- "O, ALLAH'ın düşmanlarından intikam alacaktır" diyen hadislerin sayısı: 4.
44- "Peygamberlerden Hz. Mehdi'de bir takım sünnetler vardır" diyen hadislerin sayısı: 23.
45- "Hz. Mehdi , kılıçla kıyam edecektir" diyen hadislerin sayısı: 7.
46- "Hz. Mehdi'nin siyeri ile ilgili hadislerin sayısı: 30.
47- Hz. Mehdi'nin zühdü ile ilgili hadislerin sayısı: 4.
48- Adaleti ve devletindeki emniyetin yaygınlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.
49- İlmi hakkındaki hadislerin sayısı: 5.
50- Cömertlik ve bağışıyla ilgili hadislerin sayısı: 13.
51- "ALLAH Teala O'nun eliyle peygamberlerin mucizesini aşikar kılacak ve onların mirasları Hz. Mehdi ile birliktedir" diyen hadislerin sayısı: 5.
52- "Şiddetli bir imtihandan sonra zuhur edecektir" diyen hadislerin sayısı: 24.
53- "İsa b. Meryem (a.s)'a imamlık yapacaktır" diyen hadislerin sayısı: 25.
54- Bayrağının sahibi ve onda yazılan yazı ile ilgili hadislerin sayısı: 6.
55- Doğumu, tarihi ve annesinin durumu ile ilgili hadislerin sayısı: 214.
56- Babasının hayatı dönemindeki mucizeleri ile ilgili hadislerin sayısı: 9.
57- Babasının hayatı döneminde O'nu gören kimselerle ilgili rivayetlerin sayısı: 19.
58- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik) döneminde O'nu görme şerefine erişen kimseler hakkındaki rivayetlerin sayısı: 25.
59- Gaybet-i Suğra dönemindeki bazı mucizelerini anlatan rivayetlerin sayısı: 27.
60- Gaybet-i Suğra döneminde, elçi ve naiplerinin haletleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 22.
61- Gaybet-i Kubra dönemindeki mucizeleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 12.
62- Gagbet-i Kubra döneminde O'nu gören kimseler ile ilgili rivayetlerin sayısı: 13.
63- Zuhurunun niteliğini anlatan rivayetlerin sayısı: 12.
64- O'nun zuhurundan önceki durum, fitne ve günahların çokluğu ile ilgili hadislerin sayısı: 37.
65- Bazı zuhur alametleri ile ilgili hadislerin sayısı: 29.
66- Gökten O'nun ve babasının ismiyle duyulacak ses ile ilgili hadislerin sayısı: 27.
67- O'nun zuhurundan önceki zamanda fiyatların çok yüksek oluşu, hastalıkların çoğalması vs. şeylerle ilgi hadislerin sayısı: 23.
68- Süfyanı'nın hurucu, ay tutulması vs. şeyler ile ilgili hadislerin sayısı: 38.
69- Deccal'ın hurucu hakkındaki hadislerin sayısı: 12.
70- Zuhur edeceği yıl, ay ve gün hususunda vakit belirlemenin câiz olmaması ile ilgili hadislerin sayısı:7.
71- Zuhur edeceği yer ile ilgili hadislerin sayısı: 17.
72- Yeryüzünün doğu ve batısını fethetmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 12.
73- Bütün milletlerin İslam üzere toplanmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.
74- Yerin servet ve madenlerini dışarı çıkarmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 10.
75- Gök ve yeryüzü bereketlerinin açığa çıkmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 12.
76- Üç yüz on üç kişinin O'nun yanında bulunmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 25.
77- O'nun döneminde yeryüzünün adaletle dolmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 129.
78- Hz. İsa'nın yere inmesi ve Hz. Mehdi (a.s)'ın arkasında namaz kılmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 29.
79- Deccal'ı öldürmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 6.
80- Süfyani ile savaşması ve onu öldürmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 2.
81- O'nun zamanında yeryüzünün bayındırlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 5.
82- O'nun asrında işlerin kolaylaşması ve akılların kemala erişmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 7.
83- Ashabının faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 14.
84- Ashabının güç ve kuvvetleriyle ilgili hadislerin sayısı: 5.
85- Zuhurundan sonra hilafetinin süresiyle ilgili olan hadislerin sayısı: 18.
86- Yemeği, içmeği ve giyimiyle ilgili hadislerin sayısı: 4.
87- Halkı, kendisine davet ettiği şeyler hakkındaki hadislerin sayısı: 7.
88- Kâim'i inkar etmenin haram olması hakkındaki hadislerin sayısı: 9.
89- Fereci beklemenin faziletiyle ilgili hadislerin sayısı: 23.
90- Hz. Mehdi'ye nisbet, şialarının bazı görevleriyle ilgili hadislerin sayısı: 54.
91- O'nu idrak etme ve O'nu İmam edinmekle ilgili hadislerin sayısı: 10.
92- Gaybeti döneminde, O'na inananların faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 23.
93- O'na salat ve selam göndermenin niteliğiyle ilgili hadislerin sayısı: 6.
94- O'ndan, dualarla ilgili nakl olan hadislerin sayısı: 13.

"ALLAH'ım, arzu edilen Kâim ve adaleti beklenilen veliyy-i emrine (Hz. Mehdi'ye) salat gönder; onu dergahına yakın olan meleklerle kuşat, Ruh-ul Kudüsle te'yit et onu; ey alemlerin Rabbi olan ALLAH!

ALLAH'ım, onu kitabına davetçi, dinini ayakta tutan, ondan öncekileri halife kıldığın gibi onu yeryüzünde halifen kıl; onun için razı olduğun dinini (korumayı) ona mümkün kıl, korkusunu güvene dönüştür; tâ ki sana ibadet etsin...

ALLAH'ım, onu aziz kıl; onunla bizi izzetlendir; ona yardım et ve onun vesilesiyle bize yardımda bulun; ona izzetli bir zafer bağışla ve kolay bir genişlik ona aç; kendi katından ona bir güç ve kudret ver.

ALLAH'ım, onun vesilesiyle dinini ve peygamberinin sünnetini aşikar et; öyle ki hak ve hakikatten hiçbir şey, yaratıkların korkusundan dolayı insanlara gizli kalmasın.

ALLAH'ım, biz senden İslam ve ehline izzet bağışlayacağın; nifak ve ehlini zelil edeceğin onurlu bir devletin tahakkuk bulmasını istiyoruz; öyle bir devlet ki, bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet yolunun öncülülerinden kılasın, onun vesilesiyle dünya ve ahiret kerametini bize ihsan edesin.

ALLAH'ım, bizi, haktan bize tanıttığın şeyi taşımaya muvaffak et; eksiğimiz olan (tanımadığımız) şeyi de bize ulaştır (bizi ondan haberdar kıl).

ALLAH'ım, onun vesilesiyle dağınıklığımızı topla, ayrılığımızı birleştir, açığımızı kapat, azlığımızı çoğalt, zilletimizi izzete dönüştür, ailemizi müstağni kıl, borcumuzu eda et, fakirlik ve ihtiyacımızı gider, zorluğumuzu kolaylaştır, yüzlerimizi ak et, esirlerimizi esaret zincirinden kurtar, isteklerimizi karşıla, (zuhuru için) bize verdiğin sözü yerine getir, dualarımızı kabul eyle, istediğimiz şeyleri ver, bizi dünya ve ahiret arzularımıza ulaştır ve isteğimizden daha fazla bize bağışta bulun.

Ey istenilen ve bağışta bulunanların en hayırlısı! Onun vesilesiyle göğüslerimize şifa ver, kalplerimizin öfkesini gider, bütün ihtilaflara rağmen bizi hakka hidayet et; şüphesiz sen istediğini doğru yola hidayet edersin, yine onun vesilesiyle düşmanına ve düşmanımıza karşı bize yardımda bulun; ey hak olan ALLAH!

ALLAH'ım, Peygamberimizin yanımızda olmamasından, İmamımızın gaybetinden, düşmanımızın çok ve sayımızın azlığından, fitnelerin bize şiddetinden ve zamanın şerlerinin bizi güçsüz düşürmesinden sana şikayet ediyoruz. MUHAMMED ve Ehl-i Beyt'ine salat gönder, katından olan acil bir zaferle, zorlukları gidermenle, güçlü bir yardımınla, aşikar kıldığın hak bir saltanatla, bizleri kapsayan geniş bir rahmetinle, bizleri örten bir afiyetle bize yardımda bulun; kendi rahmetin hürmetine ey rahmet edenlerin en merhametlisi!"

(İftitah Duasından)

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #10 : 16 Nisan 2009, 14:21:14 »
      Bir Eleştirinin Cevabı ve Hadislerde Hz. Mehdi (a.f)

Son zamanlarda bazı çevrelerce Asrı Saadetten bu güne kadar bütün Müslümanların üzerinde ittifak ettikleri bir inanç olan Hz. Mehdilik inancı hakkında bazı şüpheler uyandırılmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. Oysa bu inanç öyle köklü ve esaslı bir inançtır ki Müslümanlar, birçok konuda ihtilafa düşmüş olmalarına rağmen genel hatlarıyla Hz. Mehdilik akidesi üzerinde birleşmişlerdir. Dahası Mehdilik inancı o kadar esaslı bir inançtır ki, bizzat Kur'an-ı Kerim'de haber verildiği üzere bütün ilahi dinler ahir zamanda gelip dünyada ilahi hakimiyeti kurarak gerçek adaleti uygulayacak olan Mehdi inancında birleşmiş ve bunu bir ilahi müjde olarak bütün insanlık alemine vermişlerdir. Durum bundan ibaretken bu inancın asaletin hakkında şüphe uyandırmaya çalışanlar gerçekte ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmeye çalışmaktalar, oysa ALLAH Teala kesinlikle kendi nurunu tamamlayacağını vaat etmiştir.

Günümüzde bu çabanın ön cephesinde yer alanlar arasında özellikle oryantalistler ve Batı taklitçiliğini prensip edinmiş olan bazı sözüm ona aydınlar göze çarpmaktadır.
Bunun örneğini Avni İlhan'ın "Mehdilik" adlı kitabında görebiliriz. Kitabının Ehl-i Sünnet'te Hz. Mehdilik bölümünde mezkur yazar tüm Müslümanların ittifak ettiği böyle köklü bir konuyu Ehl-i Sünnet inanç esaslarından mı, değil mi şeklinde bir yaklaşımla ele alarak ilgili hadislerden bir kaç örnek zikredip kendi zannınca taz'if ettikten sonra kitabının 140. sayfasında şöyle diyor:

"Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel ve bunların yanında Hakim, Tabarani, Ebu Ya'la el-Mevsili gibi hadis imamları Mehdi ile ilgili hadisleri nakletmişlerdir. Dolayısıyla bizim buraya alamadığımız daha bir çok rivayet vardır. Fakat bunların aşağı yukarı en sağlam olanlarını zikrederek her rivayetle ilgili en az bir ravi hakkında yukarda (çoğu dipnotlarda olmak üzere) bilgiler sunduk. Ulaştığımız kanaat şudur: Ehl-i Sünnet prensiplerine göre, bunların senet yönünden bile kat'iliği söz konusu edilemeyeceği için, sadece bu rivayetlerin, Mehdiliğin bir inanç esası olmasına yetmeyeceği ortadadır.

Bilindiği gibi inanç esasları, en kati ve açık naslarla ortaya konulmuştur. Bu bakımdan ümmetin üzerinde ittifak ettiği hususlarda hep aynı kat'iyyet ve sora hatta naslara dayanılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de Mehdi ile ilgili açık her hangi bir nass yoktur. Yine bu hususta mütevatir derecesinde rivayetler de söz konusu değildir."

Ne yazık ki, açıkça söylemek gerekir ki, Avni İlhan'ın bu sözleri gerçekleri bilerek ve açıkça inkardan başka bir şey değildir. Çünkü şimdiye kadar hiç bir hadis alimi Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir olduğunu inkar etmemiştir. Biz bu konunun daha bir açıklık kazanması için müstakil bir başlık altında ele alalım:

Hadislerde İmam Mehdi (a.s)

Emevi ve Abbasi hükümdarlarının şiddetle Ehl-i Beyt hakkındaki hadislerin söylenip kitaplarda yazılmasını önlemeye çalışmalarına rağmen, Şia ve Ehl-i Sünnet kitapları İmam Mehdi aleyhi's-selâm hakkında olan hadislerle doludur ve her iki fırkanın da büyük alimleri bu konuda geçen hadislerin tevatür haddini aştığını belirtmişlerdir. Şia ulemasının bu husustaki sözlerini nakletmeyi gerek görmüyoruz. Çünkü Şia camiası içerisinde bu husus gün gibi açıktır. Ancak Ehl-i Sünnet camiasından sayıları çok az da olsa bazılarının bu hususta şüphe uyandırmaya çalıştıklarından dolayı bu gibilerine de hüccetin tamamlanması için burada Ehl-i Sünnet ulemasının bu husustaki bazı açıklamalarını aktarıyoruz.

1- Hafiz el Askalani, "Tehzib-ut Tehzib" adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Mehdi hakkında Hz. MUHAMMED Mustafa sallâ'llâhu aleyhi ve alih'den gelen; Mehdi'nin onun Ehl-i Beyt'inden olduğu, yedi sene hükümet edeceği, yeryüzünü adaletle dolduracağı, İsa aleyhi's-selâm çıkıp Deccal'ı öldürmekte ona yardım edeceği, Mehdi'nin bu ümmete imamlık yapacağı ve İsa aleyhi's-selâm'ın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler -teferruatıyla birlikte- mütevatirdir."

2- Suyuti "el Havi Li-l Fetava" ve "el Fevaid-ül Mutekasire Fi-l Ahadis-il Mutavatire" adlı kitaplarında aynı şeyi yazmaktadır.

3- Şeblenci " Nur-ul Ebsar" adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Peygamber-i Ekrem'den, Mehdi'nin onun Ehl-i Beyt'inden olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İsa'ya Deccal'ı öldürmekte yardım edeceğine dair gelen hadisler mütevatirdir."

4- MUHAMMED bin Resul el Berzenci, "el-İşae li Eşrat-is Sae" adlı kitabının 87. sayfasında şunları yazıyor:
"Mehdi'nin varlığı, ahir zamanda çıkacağı, Resulullah'ın öz soyundan olup, Fatıma'nın evlatlarından olduğu hususu mânen tevatür haddine ulaşmıştır; dolaysıyla bunları inkar etmek anlam taşımaz."

5- MUHAMMED bin Hasan el Asfevi, "Menakıb üş Safiiyye" adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Resulullah'dan bize ulaşan Mehdi ile ilgili ve Mehdi'nin onun Ehl-i Beyt'inden olduğunu belirten rivayetler tevatür haddine ulaşmıştır."

6- Ahmed bin Zeyni Dehlan eş Şafii, "el Futuhat-ül İslamiyye" adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Mehdi'nin zuhurunun zikrolunduğu hadisler çok sayıda olup mütevatirdir. Bunların içerisinde sahih, hasen ve zayıf olanlar vardır. Gerçi bu hadislerin zayıf olanları daha fazladır, ancak sayılarının çok oluşu ve onları tahric edenlerinin fazla oluşu nedeniyle bunlar birbirlerini takviye etmekteler. Dolayısıyla bu hadislerin toplamından insana yakin gelir. Şu kadarı kesindir ki, Mehdi zuhur edecek ve o Fatıma'nın neslindendir ve o yeryüzünü adaletle dolduracaktır."
Sözün kısası, İmam Mehdi hakkında gelen hadislerin mütevatir olduğunu belirten Sünni alimleri çok fazladır. Bizim onların hepsinin sözlerini burada nakletmemiz uzun süreceğinden sadece onlardan bazılarının isimlerine işaret etmekle yetiniyoruz.

7- El-Hafız MUHAMMED bin Hüseyin El Abiri Menakib-uş Şafii adlı kitabında

8- Şeyh MUHAMMED bin Ahmed es-Sefarini el-Hanbeli El-Levaih adlı kitabında

9- Seyyid MUHAMMED Sıddık Hasan el Kunuci el Buhari El İzae lima Kana ve Ma Yekunu Beyne Yedeyis Sae adlı kitabında

10- Ebu Abdullah MUHAMMED bin Cafer el Kattani el Maliki Nazm-ul Mütenasir Fi-l Hadis il Mütevatir adlı kitabında

11- İbn-i Hacer el Heytemi es Savaik ul Muhrika adlı kitabında, s. 165.

12- Şeyh MUHAMMED el Haneri el Mısri İthafu Ehl-il İslam adlı kita-bında.

13- Şeyh MUHAMMED es-Sabban İs'af-ur Rağibin adlı kitabında, s. 140.

14- Es-Suveydi Sebaik uz Zehep adlı kitabında, s. 78.

15- Şeyh Abdulhak Sünen-i Tirmizi'nin hamişesinde (c. 2, s. 46, Dehli baskısı)

16- Şeyh Mansur Ali Nasif Gayet-ul Me'mul adlı kitabında c. 5, s. 382

15- Kadı MUHAMMED bin Ali Eş Şavkani Et Tevzih Fi Ma Cae fi-l Mehdi adlı kitabında.

16- Şeyh MUHAMMED Zahid Kevseri Nazrat-un Abire adlı kitabında. O bu hususta şöyle demiştir:
"Mehdi, Deccal ve Mesih'le ilgili hadislerin tevatür haddine ulaştığı konusuna gelince bu, hadis ilmi alimleri arasında şüphe edilmeyen bir konudur."

17- Abdulvahhab Abdullatif es Savaik-ul Muhrika'nın hamişinde.

Bu gerçeği kabul eden büyük alimlerin sayısı oldukça çok; ama söz fazla uzamasın diye bu kadarıyla yetiniyoruz.

Alimlerin kabul ettiği diğer bir gerçek de bütün Müslümanların Hz. Mehdi'nin zuhur edeceğinde ittifak etmiş olmalarıdır.
Suveydi Sabaik-uz Zeheb adlı kitabında (s. 78) şöyle yazıyor:
"Ulema şunda ittifak etmişlerdir ki, ahir zamanda Mehdi kıyam edecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Mehdi ve zuhuru ile ilgili hadisler pek çoktur."

Şeyh Mansur Ali Nasif Et Tac-ul Cami Li-l Usul fi Ehadis-ir Resul ad-lı kitabın hamişinde olup bu kitabın şerhi olan Gayet-ul Ma'mul'da (c. 5, s. 310) şöyle yazıyor:
"Seleften halefe ulema arasında şu konu meşhurdur ki, ahir zamanda Ehl-i Beyt'ten Mehdi ismini taşıyan bir kişi zuhur edecek ve İslam beldelerinin hakimi olacak; Müslümanlar ona tabi olacaklar o Müslümanlar arasında adaletle davranacak ve dini teyit edecektir. Ondan sonra da Deccal zahir olacak ve İsa aleyhi's-selâm inip onu öldürecek veya İsa Mehdi ile onu öldürmekte yardımlaşacaktır. Mehdi ile ilgili hadisleri ashabın seçkinlerinden bir grup rivayet etmiştir. Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, Taberani, Ebi Yala, el Bazzaz, İmam Ahmed ve Hakim gibi büyük muhaddisler (r.a) de bu hadisleri tahric etmişlerdir. İbn-i Haldun gibi bu hadisleri tazif edenler ise şüphesiz hata etmektedirler. İsa'dan gayri Mehdi yoktur'a dair nakledilen rivayete gelince; Beyhaki ve Hakim ve diğerlerinin de belirttiği üzere bu zayıf bir rivayettir."

Gerçekte İsmaili Şiası olan Fatımi hükümdarlarına muhalefet amacıyla Hz. İmam Mehdi ile ilgili hadislerin bir kısmında şüphe uyandırmaya çalışan İbn-i Haldun dahi Mehdi İnancının İslam'ın doğuşundan bu yana asırlar boyunca bütün Müslümanların kabul ettiği bir inanç olduğuna itiraf etmektedir. O, Mukaddime adlı kitabının 367. sayfasında şunları yazıyor: "Bil ki, asırlar boyunca bütün Ehl-i İslam içerisinde şu meşhur olmuştur ki, ahir zamanda Ehl-i Beyt'ten olan bir kişi zuhur edecek, dinin teyit edip adaleti egemen kılacak ve Müslümanlar ona tabi olacaklardır. O Müslüman ülkelerin hakimi olacaktır ve onun ismi Mehdi'dir."

Allame Ebu Tayyip el-İzae Lima Kane ve Ma Yekunu Beyne Yedeyi-s Sae adlı kitabında şöyle yazıyor: "Mehdi ahir zamanda zuhur edecektir ve onu inkar etmek büyük bir küstahlık ve sapıklıktır."
Büyük Ehl-i Sünnet alimlerinden konuyu tahkiki olarak ele alan her alim aynı sözleri söylemiştir. Biz konunun fazla uzamaması için bu kadarıyla yetiniyoruz.


İmam Mehdi hakkında gelen hadisleri Ehl-i Sünnet'in yüzlerce büyük ve muteber alimi kendi hadis, tefsir, kelam, irfan, tarih, biyografi ve lügat kitaplarında tahric etmişlerdir. Örnek olarak onlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:

1- Buhari Sahihinde.
2- Müslim Sahihinde.
3- Buhari Et Tarih-ul Kebir adlı kitabında.
4- Ebu Davud Süneninde.
5- İbn-i Mace Süneninde.
6- Hakim Müstedrekinde.
7- Ahmed bin Hanbel Müsnedinde.
8- Tirmizi Sahihinde.
9- İbn-i Kesir, El-Bidaye ve-n Nihaye adlı kitabında.
10- İbn-i Kesir Nihayet-ul Bidaye adlı kitabında.
11- Yine El Kavl-ül Müstahsan adlı kitabında.
12- Hatip Mişkat-ul Mesabih adlı Kitabında.
13- Zehebi Mizan-ul İtidal adlı kitabında.
14- Yine Tezkiret-ul Huffaz adlı kitabında.
15- Yine Lisan-ul Mizan adlı kitabında.
16- Yine Tarih-ul İslam adlı kitabında.
17- Yine Telhis-ul Müstedrek adlı kitabında.
18- Genci Kifayet-ut Talip adlı kitabında.
19- Yine El-Beyan adlı kitabında.
20- Muttaki Kenz-ul Ummal adlı kitabında.
21- Yine Muntehab-u Kenz-ul Ummal adlı kitabında.
22- Ebu Nuaym Hilyet-ul Evliya adlı kitabında.
23- Yine Ahbar-ı İsbahan adlı kitabında.
24- Muhibbuddin Taberi Zehair-ul Ukba adlı kitabında.
25- Yine Er-Riyaz-un Nazıra adlı Kitabında
26- Hamevi Meşarik-ul Envar adlı kitabında.
27- İbn-ül Mağazili el Manakıp adlı kitabında.
28- Es Semani er Risalet-ul Kavmiyye adlı kitabında.
29- El Cuveyni Feraid-us Simtayn adlı kitabında.
30- Yusuf bin Yahya İkd-ud Dürer adlı kitabında.
31- Yine el-Bed'u ve-t Tarih adlı kitabında.
32- Beyhaki el-İtikad adlı kitabında.
33- Yine el-Ba's ve-n Nuşur adlı kitabında.
34- Hamidi el-Cem'u Beyn-es Sahiheyn adlı kitabında.
35- Heysemi Mecma-uz Zevaid adlı kitabında.
36- Ed-Doabi el-Kuna ve'l Esma adlı kitabında.
37- Taberani el-Mucemu-s Sağir adlı kitabında.
38- Taberi Tefsirinde.
39- Harezmi El-Menakıp adlı kitabında.
40- Hatip Tarih-i Bağdad adlı kitabında
41- İbn-ül Esir en Nihaye adlı kitabında.
42- Askalani el-İsabe adlı kitabında.
43- Yine Lisan-ul Mizan adlı kitabında.
44- Yine Tehzib-ut Tehzip adlı kitabında.
45- İbn-i Asakir Tarih-i Dimeşk adlı kitabında.
46- İbn-i Ebi-l Hadid Nehc-ul Balağa'nın Şerhi'nde.
47- Sa'lebi Tefsirinde.
48- İbn-ul Esir Üsd-ül Gabe adlı kitabında.
49- Semhudi Cevahir-ul İkdeyn adlı kitabında.
50- Diyarbekri Tarih-ul Hamis adlı kitabında.
51- İbn-ül Cevzi Tezkire adlı kitabında.
52- İbn-i Hallikan Vefeyat-ul A'yan adlı kitabında.
53- İbn-i Tolun Şuzurat-uz Zehebiyye adlı kitabnda.
54- MUHAMMED bin Talha Matalib-us Seul adlı kitabında.
55- İbn-i Hacer Heytemi es-Savaik-ul Muhrika adlı kitabında.
56- Yine el Kavl-ül Muhtasar adlı kitabında.
57- İbn-i Hacer-il Mekki el Fetave Hadise adlı kitabında.
58- Suyuti el-Cami-us Sağır adlı kitabında.
59- Yine el-Havi li-l Fetava adlı kitabında.
60- Yine Neşr-ul Alemeyn adlı kitabında.
61- El Bağavi Mesabih-us Sünne adlı kitabında.
62- Nalusi Zehair-ul Mevaris adlı kitabında.
63- İbn-ud Dubbi Temyiz üt Tayyip adlı kitabında.
64- Yine Teysir-ul Vusul adlı kitabında.
65- Şablenci Nur-ul Ebsar adlı kitabında.
66- MUHAMMED Mubin el Hindi Vesilet-un Necat adlı kitabında.
67- Balevi Buğyet-ul Müsteşidin adlı kitabında.
68- El-Arif Abdurrahman Mir'at-ul Esrar adlı kitabında.
69- Seyyid Abbas El Mekki Nüzhet-ul Celis adlı kitabında.
70- El konduzi Yenabi-ul Mevedde adlı kitabında.
71- El Bedehşi Miftah-un Necat adlı kitabında.
72- Abdürrahman Deşti Şevahid-ün Nübüvvet adlı kitabında.
73- MUHAMMED Hace Parsa Fasl-ül Hitap adlı kitabında.
74- Şeyh Abdulhak Eşi'et-ül Lemaat adlı kitabında.
75- İbni Teymiyye Minhac-üs Sünnet adlı kitabında
76- İbn-i Sabban İs'af-ur Rağibin adlı kitabında.
77- El Menavi Kunuz-ül Hakaik adlı kitabında.
78- Yine İnsan-ul Uyun adlı kitabında
79- En Nebhani Feth-ul Kebir adlı kitabında.
80- Yine Eşref-un Nebi adlı kitabında.
81- Yine Levahir-ul Bihar adlı kitabında.
82- En-Nasani Tarih-ur Rikka'ye yazdığı talikada.
83- El-Azizi es-Sirac-ul Munir adlı kitabında.
84- İbnül Arabi el-Fütuhat-ul Kebire adlı kitabında.
85- Yine Muhazeret-ul Ehvar adlı kitabında.
86- El-Kurtubi Tezkire adlı kitabında.
87- Ebu-l Ala el-Attar el-Erbain adlı kitabında.
88- Abdulvahhab Şa'rani Munteser-ut Tezkire adlı kitabında.
89- Şeyh Abdulhak Şerh-ul Mişkat adlı kitabında.
90- İbn-i Manzur Lisan-ul Arap adlı kitabında.
91- Zeyni Dahlan es-Siret-un Nebeviyye.
92- Şeyh Hasan Neccar El-Esrar adlı kitabında.
93- El Berzenci el-İşae Fi Eşrat-is Sae adlı kitabında.
94- En Nevevi Nihayet-ul İrb adlı kitabında.
Ve daha nice Ehl-i Sünnet'in büyük alimleri.


"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #11 : 16 Nisan 2009, 14:22:20 »
 Şimdi İmam Mehdi ile ilgili adı geçen kitaplarda nakledilen hadislerden bir kaç örnek verelim. Bu hadislerin senetlerini de zikredip senet-lerinin sıhhati açısından onları incelemek bu makaleyi aştığından biz sadece hadisin yer aldığı kitap ve hadisi Hz. Resulullah'dan rivayet eden şahsın ismini vererek nakledeceğiz:

1- Sahih-i Tirmizi, c. 2, s. 46;
Abdullah'dan:
Şöyle demiştir: Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih dedi ki: "Araplara benim Ehl-i Beyt'imden ismi benim ismim olan bir kişi hakim olmadıkça dünya sona ermeyecektir."Tirmizi dedi: Aynı anlamda Hz. Ali, Ebu Said, Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre den de hadis rivayet edilmiştir. Ve bu hasen ve sahih bir ha-distir.
Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsned'inin 1. cildinin 576. sayfasında nakletmiştir.

2- Sahihi Tirmizi, c. 2, s. 46;
Abdullah'dan:
Şöyle demiştir: Hz. Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Benim Ehl-i Beyt'imden ismi benim ismimle aynı olan bir kişi hükümdarlığa kavuşacaktır." Asim ve Ebu Salih, Ebu Hureyre'den rivayet etmişler-dir ki Resulullah şöyle dedi: "Eğer dünyanın ömründen sadece bir gün dahi kalsa ALLAH o günü benim Ehl-i Beyt'imden benim ismimi taşıyan bir kişinin hakim olması için uzatacaktır."
Bu hadisi Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde, c. 1, s. 376, tahric etmiştir.

3- Sahih-i Tirmizi, c. 2, s. 46;
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle demiştir: Hz. Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'den sonra bazı olayla-rın vuku bulmasından korktuk ve durumu Resulullah'a sorduk, Resulullah şöyle buyurdu: "Mehdi benim ümmetimdendir, çıkıp beş, yedi veya dokuz (yıl) yaşayacaktır."
Zeyd-üş Şak diyor Resulullah'a beş, yedi ve dokuz nedir diye sorduk: Resulullah "Bunlar yıllardır" buyurdu. Sonra da şöyle buyurdu: "O'nun yanına bir kişi gelip "Ey Mehdi bana ver" diyecek, Mehdi el-bisesinde taşıyabileceği kadar ona mal verecektir."
Tirmizi daha sonra şunları kaydediyor: "Bu hadis hasendir. Bu hadis, bir kaç senetle Ebu Said Hudri aracılığıyla Resulullah'dan rivayet edilmiştir. Bu hadisi Ahmed bin Hanbel Müsned'inde c. 2, s. 21'de kendi senediyle Ebu Said Hudri'den rivayet etmiştir. Yine bu hadisi et Tac-ul Cami Li-l Usul'un, c. 5, s. 364'te de rivayet edilmiştir.

4- Sahih-i Ebi Davud, c. 2, s. 207;
"Ali aleyhi's-selâm'dan:
Şöyle dedi: "Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Eğer zamandan sadece bir gün kalsa bile, ALLAH, benim Ehl-i Beyt'imden bir kişiyi gönderecek, o yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak-tır."Bu hadis Yenabi-ul Mevedde'nin 432. sayfasında ve Nur'ul Ebsar'ın 154. sayfasında rivayet edilmiştir. Onu Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.

5- Sahih-i Ebi Davud, c. 2, s. 207;
Abdullah'tan:
Şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Dünya-nın ömrü, Araplara benim Ehl-i Beyt'imden ismi benim ismim olan bir kişi hakim olmadan sona ermez."
Bu hadisi Ahmed bin Hanbel de kendi Müsned'inde, c. 1, s. 377'de ve ayrı bir senetle de c. 1, s. 430'da rivayet etmiştir.

6- Sahih-i Ebi Davud c. 2, s. 207;
"Ümmü Seleme'den:
Şöyle dedi: "Resulullah'ın şunları buyurduğunu duydum: "Mehdi benim itretimden ve Fatıma'nın soyundandır."
Bu hadisi İbn-i Mace de kendi Süneninde Mehdi'nin hurucu bölü-münde Said bin Musayyip aracılığıyla Ümmü Seleme'den rivayet et-miştir. Yine bu hadis et-Tac-ul Cami Li-l Usul, c. 5, s. 364'te, Mesabih'us Sünne kitabının kıyamet alametleri bölümünde, İs'af-ur Rağibin kitabında, s. 134'te, Yanabi-ul Mevedde kitabında s. 432'de ve Müntahabu Kenz-il Ummal kitabında c. 6, s. 30'da da rivayet edil-miştir. Ayrıca bu hadisi Müslim, Nesai, İbn-i Mace ve Beyhaki de ri-vayet etmişlerdir.

7- Sahih-i Ebi Davud c. 2, s. 208;
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle dedi: Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Mehdi benden-dir. Anlı geniş burnu çekiktir. O yeryüzünü zulüm ve tecavüzle doldu-ğu gibi eşitlik ve adaletle dolduracaktır."
Bu hadisi Hakim de el Müstedrek adlı kitabında, c. 4, s. 557'de rivayet etmiştir. Bu hadisi et-Tacul Cami Li-l Usul kitabında, c. 5, s. 364'te Ebu Davud ve Tirmizi'den tahric etmiştir. Nur'ul Ebsar kitabında, s. 154'te ve Münteheb-u Kenz-ul Ümmal kitabının c. 6, s. 30'da da bu hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca bu hadisi Taberani kendi Mu'cam'inde rivayet etmiştir.

8- Sahih-i Buhari'nin İsa'nın Nüzulü böl.;
Ebu Hureyre'den:
Şöyle dedi: Resulullah buyurdu ki: "Meryem'in oğlu size indiği ve İmamınız da sizden olduğu zaman." Bu hadisi Müslim de kendi Sahi-hi'nin İsa'nın nüzulü bölümünde rivayet etmiştir. Ayrıca bu hadis Yenabi-ul Mevedde kitabında, s. 432'de Metalib-us Seul kitabının 12. Bölümünde ve Gayet-ul Meram kitabının ikinci bölümünde de rivayet edilmiştir.

9- Sahih-i İbn-i Mace, c. 2, Mehdi'nin hurucu böl.;
Hz. Ali aleyhi's-selâm'dan:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Mehdi biz Ehl-i Beyt'endir ALLAH onun işini bir gecede düzeltecektir." Aynı hadisi Münteheb-u Kenz'il Ummal'ın c. 6, s. 30'da. Hz. Ali aleyhi's-selâm'dan rivayet etmiştir.
Bu hadisi el-Cami-us Sağir kitabında, c. 3, s. 924'te rivayet etmiş ve şöyle demiştir. Bu hadisi Ahmed ve İbn-i Mace de Ali'den tahric et-miş ve doğrulamıştır. Yine bu hadis Yenab-ul Mevedde kitabının 488 sayfasında ve Cevahir-ul İkdeyn kitabının 432. sayfasında rivayet edilmiştir. Bu hadis el-Burhan fi Alamat-i Mehd-i Ahir-iz zaman kita-bının 2. Bölümünde de yer almaktadır. Ayrıca el Beyan kitabında bu hadisi Ebu Nuaym el Hafız'ın Menakib-ul Mehdi kitabında ve Taberani'nin Mucem'ul kabir kitabında da tahric ettiklerini yazdıktan sonra şöyle demiştir: Bu senetleri birbirinin yanına koyup hafızların onu kendi kitaplarında rivayet etmelerini nazara aldığımızda onun sa-hih bir hadis olduğuna dair insanda yakin oluşuyor.

10- Sahih-i İbn-i Mace c. 2, Mehdi'nin hurucu böl.;
Enes bin Malik'den:
Şöyle demiştir: Ben Resulullah'ın sallâ'llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurduğunu duydum: "Biz Abdulmuttalip oğulları cennet ehlinin büyükleriyiz; ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." Bu hadisi, Ebu Nuaym, Salebi, El Erbain kitabının yazarı, Hamvini, Hakim ve Deylemi de tahric etmişlerdir. Bu hadisi İbn-i Hacer es Savaik-ul Muhrika'nın 309. sayfasında rivayet etmiştir. Yine El Beyan kitabında kendi senediyle Enes'den rivayet etmiştir. Zehair-ül Ukba kitabının bi-rinci bölümünün Menakib-i Abdulmuttalib bölümünde de Enes'ten ri-vayet etmiştir. Ayrıca bu hadisi İbn-i Sirin'in de tahric ettiğini belirt-miştir. Bu hadisi Gayet-ul Meram kitabında Tefsir-i Salebi'den rivayet etmiştir.

11- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 28;
Ebu Said'den:
Şöyle demiştir: Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolacaktır. Sonra benim itretimden olan bir kişi çıkacak yedi veya dokuz yıl hakim olacak, işte o yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır." Bu hadisi Müstedrek-us Sahiheyn de, c. 4, s. 558'de tahric etmiştir.

12- El Müstedrek Ale-s Sahiheyn c. 4, s. 465;
Ebi Sadi Hudri'den:
Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem buyurdu ki: "Ahir zamanda ümmetime kendi padişahlarından taraf kendinden daha büyük olanı işitilmeyen bir bela inecek, hatta yeryüzü bu genişliğine rağmen onlara dar gelecek ve yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolacak, öyle ki mümin insan zulümden sığınacak bir barınak bulamayacak. Bu sırada ALLAH Teala benim itretimden olan bir kişiyi mebus kılacaktır. O yeryüzünü zulüm ve tecavüzle dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Ondan gökte yaşayan da razı olacak yerde yaşayan da. Bu zamanda yer kendi tohumundan hiç bir şey gizlemeyip hepsini çıkaracaktır. Gök de yağmurundan hiç bir şey saklamayıp hepsini bol bol yere dökecektir. Mehdi onların arasında yedi, sekiz veya dokuz sene yaşayacaktır. O zamanda yaşayanlar, ALLAH'ın yer halkına ihsanda bulunduğu hayırlardan dolayı ölülerin dirilmelerini arzu edecekler."
Hakim bu hadisin senet açısından sahih bir hadis olduğunu ancak Buhari ve Müslim'in onu tahric etmediklerini söylemiştir. Bu hadisi İbn-i Hacer es Savaik-ul Muhrika'da da rivayet etmiştir. Yine İs'af-ur Rağibin, s. 134'te ve Yenabi-ul Mevedde, s. 341'de de rivayet edilmiş-tir. Yine bu rivayeti Taberani kendi Mucem'inde ve Hafız Ebu Nuaym Menakib'ul Mehdi adlı kitabında rivayet etmişlerdir.

13- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 37;
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Sizi Mehdi ile müjdeliyorum, o ümmetimin karışıp tam bir ihtilaf içerisinde olduğu bir zamanda mebus olacaktır. Yeryüzünü -tecavüz ve zulümle dolduğu gibi- eşitlik ve adaletle dolduracaktır. Göğün ehli de ondan razı olacak yerin ehli de. Malı doğru olarak bölecektir." Bir kişi "Doğru olarak ne demektir" diye sordu. Resulullah: "Halk arasında eşit olarak bölecektir." buyurdu. Sonra Resulullah şöyle buyurdu: "O zamanda ALLAH MUHAMMED ümmetinin kalbini zenginlikler ile dolduracaktır ve adaleti onların hepsini kapsayacaktır, hatta nida eden bir kimse, mala ihtiyacı olan var mıdır? diye nida edecek, bir kişiden gayri kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona git hazinedara de ki, Mehdi sana mal vermesini söyledi. Hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olup ben MUHAMMED'in ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum yoksa, onlara yeterli olan bana kifayet etmedi mi diyecek?" Sonra şöyle buyurdu: "Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan alınmayacak ve biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız denilecektir." Yedi, sekiz veya dokuz sene böylece devam edecektir, bundan sonrasında artık yaşantının bir hayrı yoktur."
Buna benzer bir rivayeti de Ahmed Müsned'inde c. 3, s. 52'de ayrı bir senetle rivayet etmiştir. Müntehab-ul Kenz'ul Ummal kitabının c. 6, s. 29'da Ahmed yoluyla Ebu Said Hudri'den şu rivayeti nakletmiştir: "Müjde olsun size Mehdi'den o Kuryeş'ten ve benim öz soyumdan olan bir kişidir." Bu hadis Nur'ul Ebsar, s. 155 ve Yenabi'ul Meveddet, s. 469 da ve es Savaik'ul Muhrika'da da rivayet edilmiştir.

14- Tezkiret-ul Havas, 6. Böl.;
Hz. Emir-ul Müminin Ali aleyhi's-selâm'ın hutbe okurken şöyle buyur-duğunu yazıyor:
"....Bizler göklerin ve yerin nurlarıyız, bizler kurtuluş gemileriyiz, giz-li ilimler bizde saklıdır. İşlerin dönüşü bizedir. Mehdi ile insanlara hüccet tamamlanacaktır. O İmamların sonuncusudur. O ümmetin kur-tarıcısıdır. O nurun sonudur. O ağır sırdır. Ne mutlu bizim ipimize sa-rılıp bizim muhabbetimizle haşrolunan kimseye."

15- Mecma-uz Zevaid, c. 7, s. 317
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle demiştir: Resulullah'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Ümmetimden bir kişi çıkacak, o benim sünnetimi beyan edecek, ALLAH onun için gökten yağmur yağdıracak ve ALLAH onun için yerdeki bereketini yeşertecek. Onunla yeryüzünü zulüm ve tecavüzle dolduğu gibi eşitlik ve adaletle dolduracaktır. O bu ümmete yedi yıl hakim olacak ve Beyt-ul Makdis'e inecektir."
Mecma-uz Zevaid'in yazarı daha sonra şöyle yazıyor: Bu hadisi Tirmizi ve İbn-i Mace de özel olarak rivayet etmişler-dir. Ayrıca bunu Taberani de el-Evsat adlı kitabında rivayet etmiştir.

16- Et Tedvin, c. 2, s. 84;
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Ümmetime benim Ehl-i Beyt'imden bir kişi emir olacaktır. O Yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır. O yedi sene hakim olacaktır."

17- El Havi Li-l Feteva, c. 2, s. 77;
Ebu Said Hurdi'den:
Şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem buyurdu ki: "Arıların kendi kraliçeleri-ne sığındıkları gibi ümmetim de Mehdi'ye öylece sığınacaktır. O yer-yüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır. Öyle ki halk ilk dönemde oldukları gibi olacaklar, uykuda olan uyandırılmayacak ve bir kan dökülmeyecektir."

18- Üsd-ül Gabe, c. 1, s. 239;
Kays bin Cabir babasından o da ceddinden
Şöyle demiştir: Resulullah şöyle buyurdu: "Benden sonra halifeler, ha-lifelerden sonra da emirler, emirlerden sonra da zalim padişahlar ola-caktır. Sonra da benim Ehl-i Beyt'imden biri çıkıp yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır."
Bu hadisi diğer Ehl-i Sünnet ki-taplarında da rivayet etmişlerdir. Bunlardan el-Erbaine Hadis Fi Zikr-il Mehdi kitabında 37. Hadis olarak, Müntehab-u Kenz-il Ummal, c. 6, s. 30; el-Beyan fi Ahbarı Sahib-iz Zaman, s.98; el Havi Li-l Feteva, c. 2, s. 64; el-Cami-us Sağir, c. 2, s. 33; Feth-ul Kebir, c. 2, s. 164 ve di-ğer bir çok kitaplarda rivayet olunmuştur.

19- Es Savaik-ul Muhrika, s. 98;
Ruyani, Taberani ve diğerleri şu rivayeti tahric etmişlerdir ki; "Mehdi benim evlatlarımdandır. Onun yüzü parlak bir yıldız gibidir. Rengi Arap rengidir. Cismi ise Beni İsrail cismi gibidir. Yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır. Onun halifeliğinden göğün ehli de yerin ehli de ve hatta gökteki kuşlar da razı olacaktır. O yirmi sene hakim olacaktır."
Bu hadisi bir çok Ehl-i Sünnet kitabında rivayet etmişlerdir. Bunlardan Tarih-ul İslam, c. 1, s. 156; el-Fusul-ul Mühimme, s. 275; el-Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 66; el-Camis Sağir, c. 2, s. 579; Zehair-ul Ukba, s. 16; Lisan-ul Mizan, c. 5, s, 23; el-Fetavel Hadise, s. 28, Cevahir-ul İkdeyn, s. 433 ve diğer bir çok kitapları zikredebiliriz.

20- Tezkiret-ul Havass, s. 204;
Abdullah bin Ömer'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Ahir'uz-zamanda benim evlatlarımdan bir kişi çıkacak, onun ismi benim ismim ve künyesi de benim künyem gibidir. O yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle doldura-caktır. İşte Mehdi oldur."
Mezkur kitabın yazarı daha sonra şöyle devam ediyor: "Bu hadis meşhur bir hadistir. Bu hadisin benzerini Ebu Davud ve Zuhari Ali aleyhi's-selâm'dan tahric etmişlerdir. Onda; "Eğer dünyanın ömründen yalnızca bir gün kalmış olsa bile ALLAH benim Ehl-i Beyt'imden birini gönderecek ve o yeryüzünü adaletle dolduracaktır." ibaresi de vardır. Bu hadisi de bir çok Ehl-i Sünnet kitapları rivayet etmiştir.
Bunlardan Minhac-üs Sünne, c. 4, s. 211; el-Füsul-ul Mühimme, s. 274; İkdud Dürer ve diğer kitapları zikredebiliriz.

21- Mecma-uz Zevaid c. 7, s. 316;
Ebu Hureyre'den:
Şöyle demiştir: Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'in yanında Mehdi'den bahsedildi. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki:
"Eğer az olsa yedi, az olmazsa sekiz veya dokuz yıl hakim olacak ve o yeryüzünü zulüm ve tecavüzle dolduğu gibi adalet ve eşitlikle doldu-racaktır."
Bunu Bezzaz da rivayet etmiştir ve bunun senedinde bulunan kişiler tümüyle güvenilir insanlardırlar.

22- El-Beyan Fi Ahbar-ı Sahib-uz Zaman, s. 96;
Abdurrahman bin Avf, babasından:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "ALLAH benim itretimden ön dişleri aralı ve alnı açık olan bir kişiyi meb'us kılacaktır; o yeryüzünü adaletle dolduracak ve malı bol bol dağıtacaktır."
Bu hadis diğer birçok Ehl-i Sünnet kitabında da nakledilmiştir. Bun-lardan el-Havi li-l Fetava, c. 2, s. 63; es-Sevaik-ul Muhrika, s. 98, Meşarik-ul Envar, s. 15, el-Feteve-l Hadise, s. 29 ve Galiyet-ul Mevaiz, c. 1, s. 83'ü zikredebiliriz.

23- Sünen-ul Mustafa, s. 517
Abdullah'dan:
Şöyle demiştir: "Biz Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'in yanındaydık, bu sırada bir grup Beni Haşim gençleri geldi. Nebiyy-i Ekrem onları görünce alnı beyazlaştı, gözleri doluverdi ve rengi değişti. Ben "Yüzünüzde bizi üzen bir şeyi görüyoruz" dedim. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Biz öyle bir Ehl-i Beyt'iz ki, ALLAH bizim için dünya yerine ahireti seçmiştir. Benim Ehl-i Beyt'im benden sonra bela, zu-lüm ve sürgünle karşılaşacaktır. Ta ki doğu tarafından siyah bayraklar taşıyan bir kavim gelecek, hayrı talep edecekler, ama onlara verilmeyecektir, bunun üzerine savaşacak ve galip gelecekler, bu durumda on-lara istedikleri şey verilecektir, artık onlar bunu kabul etmeyecekler. Taki onu benim Ehl-i Beyt'imden olan bir kişiye teslim edecekler; o yeryüzünü, diğerleri zulümle doldurdukları gibi eşitlikle dolduracaktır. Her kim sizden onu görürse karın üzerinde sürünerek bile olsa gidip ona katılsın."
Bu hadis de birçok Ehl-i Sünnet kitabında rivayet edilmiştir. Bunlar-dan, es-Savaik-ul Muhrika, s. 237; Nihayet-ul Bidaye, c. 1, s. 41; el-Beyan fi Ahbar-ı Ahir zaman, s. 314; el-Füsul-ül Mühimme, s. 276; Müntehab-u Kenz-il Ummal, c. 6, s. 30; Zehair-ul Ukba, s. 17; Mizan-ul İtadal, c. 2, s. 35; el-Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 60; Yenabı-ul Mevedde, c. 3, s. 89; Rumuz'ul Ehadis, s. 135 kitaplarına işaret edebi-liriz.

24- Yenabi-ul Mevedde, s. 448
Huzeyfe bin Yemani'den:
Resulullah'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Zalim padişahlardan göre-cekleri zulümlerden yazıklar olsun bu ümmete! Müslümanlardan onla-ra itaat etmeyenler öldürülecek veya (vatanlarından) uzaklaştırılacak-lar. Bu durumda takvalı mümin diliyle onlara hoş görünüp kalbiyle on-lardan kaçacaktır. ALLAH Teala tekrar İslam'ın izzetini iade etmeyi ira-de ettiğinde bütün inatçı zalimleri yok edecektir. O her şeye kadirdir. ALLAH bu ümmeti fesada çekildikten sonra tekrar ıslah edecektir. Ey Hüzeyfe, eğer dünyadan yalnızca bir gün kalmış olsa bile ALLAH o günü benim Ehl-i Beyt'imden bir kişinin hükümdarlığa kavuşması için uzatacak ve İslam'ı muzaffer kılacaktır. O, vaadine hilaf etmez; O, vaadini gerçekleştirmeye kadirdir."
El-Burhan fi Alamat-ı Mehdi-yi Ahir-iz Zaman kitabının ikinci bölü-münde de bunun benzeri bir hadisi rivayet edilmiştir.

25- El-Beyan;
Ali bin Ebu Talip'ten:
Şöyle demiştir: "Resulullah'a "Mehdi biz Âl-i MUHAMMED'den midir yoksa başkalarından mıdır?" diye sordum. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Hayır, bizdendir. ALLAH dini bizimle başlattığı gibi bizimle de sona erdirecektir. İnsanlar bizimle şirkten kurtuldukları gibi bizimle de fitneden kurtulacaklardır. ALLAH onların kalplerini şirk düşmanlığından sonra bizimle birbirine yaklaştırdığı gibi bizimle de fitne düşmanlığından sonra kalplerini birbirine yaklaştırarak onları kardeş kılacaktır. Onlar şirk düşmanlığından sonra bizimle kardeş oldukları gibi fitne düşmanlığından sonra da bizimle kardeş olacaklardır."
Sonra el-Beyan kitabının yazarı şöyle yazıyor: "Bu hadis hasendir, onu huffaz alimler kendi kitaplarında rivayet etmişlerdir. Onu Taberani Mucem-ul Evsat adlı kitabında, Ebu Nuaym Hulyet-ul Evliya adlı kitabında ve Abdurrahman bin Hatem Evali adlı kitabında rivayet etmiş-lerdir."

26- el-Füsul-ül Mühimme, s. 275;
İbn-i Abbas'tan
Şöyle demiştir: "Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Mehdi cennet ehlinin tavusudur."
Bu hadis Kunuz-ül Hakaik kitabının Mim Harfi bölümünde, Nur-ul Ebsar'ın, sayfa 157 ve el-Beyan, 80. sayfasında da rivayet edilmiştir.

27- El-Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 62;
Ebu Hureyre'den:
Şöyle demiştir: "Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Kıyamet benim Ehl-i Beyt'imden bir kişi huruç etmedikçe kopmayacaktır. O, insanlar hakka dönünceye kadar onlarla savaşacaktır." Ben, "Kaç sene hükümdar olacak?" diye sordum. Buyurdu: "Beş ve iki yıl."
Bu hadis Mecma-uz Zevaid c. 75, s. 315'te de rivayet etmiştir.
28- El-Beyan Fi Ahbar-ı Ahir-iz zaman, s. 310;
Ebu Eyyub-i Ensari'den:
Şöyle demiştir: Resulullah, Fatıma'ya buyurdu ki: "Nebi, nebilerin ha-yırlısıdır. O senin babandır. Şehidimiz, şehitlerin en hayırlısıdır. O babanın amcası Hamza'dır. Cennette iki kanadıyla istediği yere uçan bizdendir. O babanın amcası oğludur. Bu ümmetin iki torunu Hasan ve Hüseyin bizdendir. Onlar senin oğullarındır ve Mehdi bizdendir."
Bu hadisi Taberani de Mucam-us Sağir adlı kitabında rivayet etmiştir. Bu hadis el-Fütuhat-ul Kebire kitabında da mürsel olarak rivayet edilmiştir.
Bunun benzeri bir hadis de birçok Ehl-i Sünnet kitabında Ali bin Hi-lal'den rivayet edilmiştir. Bunlardan Ebu Nuaym'in Erbain'i, 5. Ha-dis; Zehair-ul Ukba, s. 135; el-Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 426; Miftah-un Necat, s. 18 gibi kitapları örnek olarak zikredebiliriz.

29- Zehair-ul Ukba, s. 136;
Hüzeyfe bin Yemani'den:
Şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem buyurdu ki: "Eğer dünyadan yalnız bir gün kalsa bile ALLAH o günü benim evlatlarımdan ismi benim ismim gibi olan bir kişiyi meb'us kılmak için uzatacaktır." Bunun üzerine Selman: "O, hangi oğlundandır ya Resulullah?" dedi. Resulullah: "Bu oğlumdan" diyerek eliyle Hüseyn'e dokundu."
Bu hadis birçok Ehl-i Sünnet kitabında rivayet edilmiştir. Bunlardan, Tezkiret-ul Kurtubi, s. 615; Mizan-ul İtidal, c. 2, s. 18; el-Füsul-ül Mühimme'yi s. 277; örnek olarak verebiliriz.

30- el-Mucem-us Sağir, s. 150;
Ebu Hureyre'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Bilin ki, benimle İsa bin Meryem arasında bir nebi yoktur. Sadece benden sonra ümmetimde halifem olan kimse gelecek ki, Deccal'ı öldürecek, haçı kıracak, cizye koyacak ve ALLAH'ın düşmanlarıyla savaşacaktır. Kim ona ulaşırsa, selamımı ona iletsin."
Bu hadis Sahih-i Tirmizi, c. 3, s. 232'de rivayet edilmiştir.

31- Sahih-i Müslim, c. 1, s. 95;
Cabir bin Abdullah'dan:
Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu duydum: "Kıyamete değin sürekli ümmetimden bir grup açıkça hak üzere savaşa-caktır." Yine buyurdu: "Bu arada İsa bin Meryem nazil olacak, onların emîrleri: "Gel bize namaz kıldır" diyecek, İsa: "Hayır, sizin bazılarınız diğerlerinizin emîrlerisiniz; bu, ALLAH'ın bu ümmete mahsus kıldığı bir keramettir." diyecek."
Bu hadis el-Cem'u Beyn-es Sahiheyn, c. 2, s. 423; Mesabih-üs Sünne, c. 2, s. 142; es-Savaik-ul Muhrika, s. 98'de rivayet edilmiştir.

32- El-Havi Li-l Fetava, s. 82;
Hüzeyfe bin Yemani'den:
Şöyle demiştir: Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: "Mehdi birden bakacak ki İsa bin Meryem saçtan su damlarcasına nazil olmuş. Bunun üzerine Mehdi ona, "Gel halka namaz kıldır" diyecek. İsa, "Senin için kamet getirilmiştir." diyecek. Böylece benim evlatlarım-dan bir kişinin arkasında namaz kılacaktır."
Bu hadis de birçok Ehl-i Sünnet kaynağında rivayet edilmiştir. Yenab ul Mevedde, s. 433; es-Savaik-ul Muhrika, s. 98; Süneni İbn-i Mace, c. 9, s. 519; el-Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 65, bu hadisi nakleden kitaplar-dandır.

33- Ebu Nuaym, Erbain, 38. Hadis;
Ebu Said Hudri'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Bizdendir o kimse ki İsa bin Meryem onun arkasında namaz kılacak."
Bu hadis birçok Ehl-i Sünnet kitabında rivayet edilmiştir. El-Cami-us Sağir, c. 2, s. 472; Sünen-ül Hüda, s. 573; Şeref-ün Nebi, s. 302; Yenabi-ul Mevedde, s. 187; Müsned'in Hamişinde basılan Kenz-ül Ummal, c. 6, s. 30, bunlardandır.

34- El Havi Li-l Fetava, c. 2, s. 67;
Afv bin Malik'den:
Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem buyurdu ki: "Kapkaranlık olan fitne gelmektedir. Sonra da fitneler birbirini takip edecektir, ta ki Ehl-i Beyt'imden Mehdi denilen bir kişi çıkıncaya kadar. Eğer ona kavuş-san ona uy ki hidayete ermişlerden olasın."
Bu hadis Meveddet-ul Kurba kitabının 98. sayfasında da rivayet etmiş-tir.

35- Sünen-i İbni Mace, c. 9, s. 519;
Haris bin Cüz-il Zübeydi'den:
Şöyle demiştir: Resulullah buyurdu ki: "Doğu tarafından bir grup in-san çıkıp Mehdi için, -yani hükümdarlığı için- ortam hazırlayacaklardır."
Bu hadis de birçok Ehl-i Sünnet kitabında rivayet edilmiştir.
El-Havi Li-l Fetava, ç. 2, s. 60; Zehair-ul Mevaris, c. 1, s. 292; Feth-ul Kebir, c. 3, s. 420; Mecma-uz Zevaid, c. 7, s. 318; el-Muntehab Min-es Sahiheyn el-Buhari ve Müslim, s. 183, bunlardandır.

36- Ebi Nuaym, Erbain, 7. Hadis;
Abdullah bin Ömer'den:
Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem buyurdu ki: "Mehdi mükerrer bir be-denden çıkacaktır."
Bu hadis el-Füsul-il Mühimme, s. 277; El-Beyan fi Ahbari Ahir-iz Zaman s. 91, de rivayet edilmiştir.

38- Tefsir-i Şeyh Kurtubi:
"Ta ki onu (İslam dinini) bütün dinlere galip kılsın." ayetini tefsir ederken şunları yazıyor: "Suddi demiştir ki: Bu Mehdi'nin çıktığı za-man olacaktır. O zaman hiç bir kimse kalmayacak, meğer ki İslam'ı kabul edecek ya da cizye verecektir." Kurtubi sonra şöyle diyor: "Mehdi'nin İsa'dan ibaret olduğu da söylenmiştir. Ancak bu doğru değildir. Zira mütevatir olan sahih hadislerde Mehdi'nin Resulullah'ın soyundan olduğu bildirilmiştir. Bu durumda Mehdi'nin İsa olduğunu söylemek doğru değildir. "İsa'dan gayri Mehdi yoktur" şeklindeki rivayet ise doğru değildir."

Bu hadis Ehl-i Sünnet yoluyla Hz. İmam Mehdi hakkında ulaşan çok sayıda hadislerden sadece bazıları idi. İhtisara riayet etmek amacıyla senetlerini zikretmedik. Zaten bunca hadisin ulaştığı bir konuda hadislerin çokluğu konuya kesinlik kazandırdığından artık onların senet yönünden incelenmesine gerek kalmaz.

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #12 : 16 Nisan 2009, 14:25:12 »
 Bunlara Şia yoluyla gelen hadis de eklendiğinde hadislerin sayısı yüzleri aşıyor. Bu durumda, bu kadar hadisleri ve asırlar boyunca bütün İslam âleminin konu üzerindeki ittifakını bir kenara itip de birtakım temelsiz şüpheler ortaya atarak Kur'an-ı Kerim'in, İslam dininin ve iman ehlinin mutlak zaferine dair kesin vaadini görmezlikten gelip büyük İslam alimlerinin bu konudaki sözlerin itibar etmenin ne kadar cahilane olacağını herkes teslim edecektir. Şimdi tekrar Avni İlhan'ın Mehdilik adlı kitabına dönelim.

Avni İlhan'ın Mehdi hakkında gelen bu hadislerin senet yönünden bir itibar taşımadığı ve bu hususta mütevatir sayılabilecek bir hadisin de söz konusu olmadığını ileri sürerek gerçeği inkar etmiştir. Avni İlhan'ın sözünden, bu konuda sahih olan âhâd hadislerin bile olmadığı anlaşılıyor; oysa birçok büyük Ehl-i Sünnet alimlerinin Mehdi ile ilgi-li hadislerin tevatür haddini aştığına, hatta yalnızca sahih olanlarının bile mütevatir olduğunu Sadr-ı İslam'dan bu yana bütün asırlar boyun-ca bütün Müslümanların bu akide üzerinde birleşip hiçbir Müslü-man'ın bunun asil İslami akidelerden biri olduğunda şüphe etmediğine dair açıklamalarını hep birlikte gördük.

Örneğin: Kurtubi'nin "İsa'dan gayri Mehdi yoktur" şeklindeki hadisin uydurma olduğuna işaret ederken "Mehdi'nin Fatıma'nın neslinden olduğuna dair gelen sahih hadisler mütevatirdir. Dolayısıyla bu hadis doğru olamaz" şeklindeki açıklamasını hep birlikte gördük. İlginç olan, İmam Mehdi hakkında gelen hadislerin sayı bakımından diğer İslami inanç esasları hususunda gelen hadislerden az olmaması ve hat-ta onlardan daha fazla olmasıdır. Müslümanların hep birlikte inanıp kabul etmesi noktasında da diğer inançlarla bu inanç arasında hiçbir fark söz konusu değildir. Hatta bu inanç üzerinde olan ittifak birçok diğer inanç esaslarında mevcut değildir.

Ayrıca mütevatir olan hadislerde artık hadislerin senedi teker teker incelenmez ve faraza onların bazısının senedinde bir zaaf varsa bu onla-ra bir zarar getirmez. Çünkü mütevatir hadislerde ölçü, ravilerinin çokluğudur. Yani eğer bir konuyu birçok kimse rivayet ederse, artık o konu kesin olarak ispatlanmış olur. Çünkü yalan söylemek, hata etmek ve unutmak gibi ihtimaller ancak âhâd hadisler hakkında söz konusu olabilir. Dolayısıyla da âhâd rivayetlerin senedinde isimleri geçen bü-tün şahısların bir kusuru olup olmadığı araştırılır. Ama bir konunun ravileri çoğalınca artık onlar hakkında bu araştırma yapılmaz. O halde Avni İlhan'ın bu rivayetlerden bazısını ele alıp güya onların senedinde olan zaafı göstermeye çalışması abestir. Kaldı ki İmam Mehdi ile ilgi-li hadislerin senedinde yer alan raviler Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müs-lim gibi Ehl-i Sünnet'in itimat ettiği kitaplarda bulunan diğer birçok hadislerin de senedinde yer almışlardır; şayet bu insanlardan dolayı İmam Mehdi hakkında gelen hadisler zayıf sayılırlarsa Ehl-i Sünnetin elinde artık muteber bir hadis kaynağı kalmayacak; inanç ve mezhep sistemleri kökten sarsılacaktır.

Avni İlhan daha sonra İslam tarihinde birtakım siyasi emelleri güden kimselerin bu hadislerden istifade ettiğine değinerek bu gibi hadislerin onlar tarafından uydurulmuş rivayetler olabileceğini ortaya atıyor ve şöyle diyor: "Ayrıca zikredilen bu rivayetlerden bazılarının ilk siyasi hizipleşmelerle yakın ilgisi ve olayların tasviri gözden uzak tutulma-malıdır."

Avni İlhan bu ihtimali güçlendirip zihinlerde canlandırmak amacıyla kitabının 125. sayfasında şöyle yazıyor: "Öyle anlaşılıyor ki, hadisin birinci ravisi İbn Zubeyr ordusunda savaşan Abdullah b. Safvan ordu içindeki atmosfer ve o günlerde konuşulanlardan belli ölçüde tesir al-tında kalmıştır. Daha önce çok büyük felaket yaşayan Medineliler bu defa aynı tehlikenin belirdiği görülünce Şam'dan gelecek ordunun Medine yakınlarında batacağı hayali ile ümitsizlikten kurtulmaya ça-lışmışlardır. Haccac'ın ordusunun batmadığı görülünce rivayetini sağ-lamlaştırmak ve bu ordunun batacak ordu olmadığını belirtmek ihtiyacını hissetmiştir."

Avni İlhan kitabının 128. sayfasında da şunları yazıyor: "Rivayetlerde dikkati çeken husus adeta bu olayların tasvir edilmiş olmasıdır. Dolayısıyla ister istemez aklıma şu geliyor: Harre olayından (Medine'de estirilen yukarıda bahsettiğimiz terör) sonra Medine'nin yağmalanması ve estirilen terör henüz bu bölgedeki insanların hafızalarında bütün canlılığı ile yaşarken Haccac bin Yusuf'un Şam tarafından gönderil-mesi bu insanları yeniden dehşete ve korkuya düşürmüştür. Bu durumda bu ordunun yerin dibine batırılmasını hayal etmekten daha tabii ne olabilir? Nitekim İbn Mace'nin rivayetinde Abdullah bin Safvan'ın "Biz Haccac ordusu geldiği zaman bu güruhun o ordu olduğunu sandık" sözünde tasvir edilmeye çalışılan ruh halini açıkça anlamaktayız. Hatırlayalım ki Abdullah b. Safvan İbn Zübeyr ile birlikte Ka'be'de öldürülenlerdendir. Bütün dürüstlüğüne ve doğru sözlü olmasına rağmen cemiyetin daha önce korkunç bir benzerini yaşadığı terörün yenisinden kurtulma için bekleştiği sırada ortaya atılan her hayali bir gerçek olarak kabul göreceğini düşünürsek Abdullah b. Safvan'ın veya başkalarının Şam'dan gelen ordunun Beyda'da batmasını arzulamış olması son derece tabiidir."

Avni İlhan böylece bu rivayetlerin bir hayal ürünü ve uydurma olduklarını ispatlamaya çalışıyor. Oysa bu rivayetlerden ve o zamanda cereyan eden olaylardan şu gerçek anlaşılmaktadır ki, o zamanda İmam Mehdi ile ilgili hadisler bütün Müslümanların ve özellikle Medine ve Mekke Müslümanlarının arasında yaygındı. Dolaysıyla benzeri olaylar olunca hemen zihinlerinde o hadisler canlanıyordu. Elbette bu hadislerden siyasi yönden yararlanmak isteyenler de olmuştur. Ayrıca bu hadisler, Avni İlhan'ın "İslam'ın ilk asırlarında telif edilmiş muteber, Sünni akait ve kelam kitaplarında müspet veya menfi yönüyle Mehdilik hiç ele alınmamıştır." Şeklindeki sözünün bu köklü inancın asaletinde bir şüphe uyandırmasına da müsaade etmiyor.

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #13 : 16 Nisan 2009, 14:27:36 »
                                    HZ. MEHDİ (A.F)'İN DOĞUMU

Ehl-i Beyt mektebine göre, Mehdilik inancı ahir zamanda dünyaya gelmesi beklenen belirsiz bir kurtarıcıya inanmak değildir. Bu mektebe göre Mehdi babası, annesi, doğum yeri ve birçok diğer ala-metleriyle tanınan, şu anda hayatta olan ve yeryüzünün İmamı olup ancak İlahi hikmet gereği gizli bulunan belli bir şahıstır. Şia, Hz. Adem aleyhi's-selâm'den ta kıyamete kadar yeryüzünün, asla ALLAH'ın hücceti olan mâsum bir önderden yoksun kalmadığına ve kalmayacağına inanmaktadır.[1]

Şia mektebi, son peygamber olan Hz. MUHAMMED Mustafa sallâ'llâhu aleyhi ve alih'ten sonra on iki mâsum İmamın geldiğine ve bunların sonuncusunun ise on ikinci İmam olan Hz. Mehdi olduğuna ve bu İmamın İlahi vaatlerin gerçekleşmesi, dinin yeryüzüne tamamen hakim olması, hakkın batıldan tamamen ayrılması ve şartların elverişli hale gelmesi için uzun bir süre gözlerden saklı kalarak, İmamet görevini yürüteceğini ve sonunda zuhur edip tüm dünyada adaleti hakim kılacağına inanmaktadır.

Şia'ya Göre Hz. Mehdi Kimdir?

Ehl-i Beyt mektebine göre ismi Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'in ismi, künyesi de Resulullah'in künyesi olan Hz. Mehdi, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın soyundan gelmektedir ve Hz. Hüseyin'in oğlu Hz. Ali ZeynülAbidin'in oğlu Hz. MUHAMMED Bâkır'ın oğlu Hz. Cafer Sadık'ın oğlu Hz. Musa Kazım'ın oğlu Hz. Ali Rıza'nın oğlu Hz. MUHAMMED Taki'nin oğlu Hz. Ali Naki'nin oğlu Hz. Hasan Askeri'nin oğludur. Yani Hz. Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'in onuncu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın ise Hz. Hüseyin aleyhi's-selâm'den olan dokuzuncu torunudur.

Doğum Tarihi

Merhum Şeyh Mufid (Ölm. H. 413) "el İrşad" adlı kitabında şöyle der :
"Hasan Askeri'den sonra ki İmam, onun oğludur. Onun ismi Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'ın ismi ve künyesi de Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih'in künyesidir. Babasının ondan başka gizli veya aşikâr bir oğlu olmamıştır. Önceden de açıkladığımız gibi düşmanlardan gizli bir şekilde onu kendisine halife kılmıştır.

Hicri 255. yılın Şaban ayının 15'inde dünyaya gelmiştir. Annesi cariyedir ve Nergis diye tanınır. Babası vefat ettiğinde beş yaşında idi; ALLAH ona hikmeti, Kur'an ilmini vermiş ve onu alemlere ilahi bir nişane kılmıştır. Hz. Yahya'ya çocuklukta hikmeti verdiği gibi ona da çocuklukta hikmet vermiştir. Hz. İsa'yı beşikte peygamber kıldığı gibi onu da çocukluk döneminde İmam kılmıştır."

İbn-i Hallekan da "Vefayat-ul A'yan"da şöyle yazar:
"Hz. Mehdi'nin doğumu cuma günü, Şaban ayının on beşinci gecesinde Hicri 255 yılında vuku bulmuştur. Babası vefat ettiğinde beş yaşında idi. Annesinin adı Hamt idi; bazıları ise annesinin isminin Nergis olduğunu söylemişlerdir."

MUHAMMED b. Ahmed el-Maliki İbn-i Sabbağ, "Fusul-ül Muhimme" adlı kitabının on ikinci faslında şöyle der:
"Ebu-l Kasım MUHAMMED el-Hüccet b. Hasan el-Halis Hicri 255. yılının Şaban ayının on beşinci günü Surre Men Rea (Samerra) şehrinde dünyaya gelmiştir."

Doğum Yeri

İşaret edildiği gibi Hz. Mehdi Hicri Kameri 255 yılında Bağdat'ın 175 kilometre kuzey batısına düşen "Samerra" şehrinde dünyaya gelmiştir. Bu şehir "Mu'cem-ul Buldan" kitabının yazarı Himevi'nin yazdığına göre Abbasi Halifelerinden Mütesim tarafından devlet adamları ve özellikle askerlerin aileleriyle bir arada yaşamaları için Hicri 220'de bir askeri lojman olarak inşa edilmiştir."[2]

İmam Hasan Askeri ve babası İmam Ali Naki aleyhi's-selam'ın Askeri lakabıyla anılmalarının sebebi de bu şehirde yaşadıkları mahallenin Askeri bölge olması ve Asker mahallesi diye tanınmış olmasıydı.

Hz. Mehdi (a.s) Nasıl Dünyaya Geldi?

Çeşitli muteber nakillere göre Hz. Mehdi dünyaya gelirken doğumundan, babası Hasan Askeri takva, iffet ve paklık örneği olan annesi Nergis Hatun ve ilim, takva ve iffet örneği olan İmam Hasan Askeri'nin halası Hakime Hatun'dan başka kimsenin haberi olmamıştır.

Merhum Şeyh Saduk, Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'nin dünyaya gelişini şöyle anlatır:
"İmam MUHAMMED Taki aleyhi's-selâm'ın kızı ve İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm'ın halası olan Hakime Hatun diyor ki: "...Ben kardeşim İmam Ali Naki aleyhi's-selâm'ın ziyaretine gittiğim gibi onun vefatından sonra da oğlu İmam Hasan Askeri'nin ziyaretine gidiyordum.
Bir gün onların yanına gittim. Gün batıncaya kadar İmam'ın yanında oturdum, akşam olunca, cariyeye seslenerek: "Elbiselerimi getir de ben gideyim" dedim.

İmam Hasan Askeri: "Halacığım! bu gece bizimle kal." dedi. "Çünkü bu gece Şaban ayının yarısının gecesidir. Bu gecede ALLAH'ın katında değerli ve O'nun hücceti olan bir çocuk dünyaya gelecektir. Yeri öldükten sonra diriltecek olan odur." "O çocuk kimden olacak?" diye sordum; "O, Nergis'ten olacak" diye cevap verdi.

"Ey benim efendim, dedim, ben Nergis'te gebelik belirtisi göremiyorum."
O Tekrar, "Nergis'ten olacak, diğerinden değil" dedi.
Yatsı namazını bitirdikten sonra iftar ettim, sonra yerime çekildim, ama sürekli olarak Nergis'in durumunu gözetliyordum.
Gece yarısı olduğunda namaz için kalktım. Namazımı bitirip Nergis'e baktığımda uykuda olduğunu ve hiç kıpırdamadan yattığını gördüm."

Olayın devamı Musa b. Muahmmed'in nakline göre şöyledir: Hakime Hatun diyor ki: "Oturup namazdan sonraki zikir ve duaları okuduktan sonra birazcık uyumuşum; birden kaygıyla yerimden kalktım. Gördüm ki Nergis Hatun uyumuş. Biraz sonra o da kalktı ve gece namazı kıldı ve tekrar uyudu."
Hakime Hatun şöyle devam ediyor: "Fecrin doğup doğmadığına bakmak için dışarı çıktım. Gördüm ki birinci fecir doğmuş; ancak Nergis Hatun hâlâ uyuyordu. Bu durum kalbimde şüphe uyandırmaya başladı. Tam o sırada Hz. İmam Hasan Askeri bulunduğu yerden seslenerek: "Halacığım! Acele etme, çocuğun doğumu yaklaşmıştır." dedi.

Ben oturup Elif Lâm Mîm, Secde ve Yasin surelerini okumaya başladım. O sırada Nergis Hatun'un birden dehşet içerisinde yerinden kalktığını gördüm; onun yanına koştum, onu göğsüme yasladım. "ALLAH'ın yardımıyla! Ne oldu, bir şey mi hissediyorsun?" dedim. "Evet, halacığım" dedi.
"Kendini toparlamaya çalış, bu, sana vaat edilen şeydir işte" dedim.

Bu halde ben ve Nergis Hatun uyuklama gibi bir hal geçirdik. Kendime gelir gelmez yeni dünyaya gelen bebeği düşündüm. Nergis'in üzerindeki elbiseyi kaldırdım, secde halinde yere kapanmış olan yeni bebeği kucağıma aldığımda onun tertemiz olarak dünyaya geldiğini gördüm. Öylece onu babasına götürdüm."

Mes'udi'nin nakline göre İmam Hasan Askeri çocuğu sol elinin üzerinde oturttu ve sağ eliyle de arkasından tutarak "Konuş" dedi. Bunun üzerine Hz. Mehdi konuşmaya başladı ve: "Eşhedu en la İlahe illALLAH ve eşhedu enne MUHAMMED'en Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alihi ve sellem" dedi.
Sonra Hz. Emir-ul Mü'minin Ali ve diğer İmamlara salavat getirdi....[3]

Bu rivayet birçok muteber senetle nakledilmiş ve Ehl-i Beyt mektebinin büyük alimlerince doğruluğu tasdik edilmiştir. Hatta Ehl-i Sünnet'in de bir çok tarih ve teracim hususunda eseri olan güvenilir alimleri Hz. İmam Hasan Askeri'nin 15 Şaban ayında Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih ile aynı ismi taşıyan bir çocuğu olduğunu bildirmişlerdir.

Hz. Mehdi'nin Doğumundaki Bazı Özellikler

Hz. Mehdi'yi diğer İmamlardan ayıran birtakım özellikler vardır. Bu özelliklerden bazısı, bu İmamın doğumuyla ilgili meselelerdir. Örneğin; İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm Hz. Mehdi'nin dünyaya gelmesini düşmanlardan gizli tutmuş ve sadece güvenilir dostlarına bu olayı bildirmiştir. Bu gibi konuların nedenini anlayabilmek için o dönemdeki varolan siyasi ve toplumsal şartları ve özellikle siyasi otoritenin Ehl-i Beyt'e karşı tutumunu incelemek gerekir.

Abbasilerin, Ehl-i Beyt (a.s) ve Şiilere Karşı Tutumu

Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ın doğumu Abbasilerin, hüküm sürdüğü döneme rastlar. Bu yüzden bu dönemde hakim şartları incelemek için her şeyden önce Abbasi Halifelerinin Ehl-i Beyt İmamlarına karşı izledikleri politikaya vakıf olmak gerekir.

Tarih kitaplarında Abbasilerin hükümranlık süresi ile ilgili olarak kaydedilen olay ve vakıalara baktığımızda, onların da Ehl-i Beyt'e karşı büyük bir düşmanlık beslediklerini, onları kendi rakipleri[4] olarak görüp çeşitli vesilelerle onlara baskı yaptıklarını, halkla ilişkilerini sınırlandırıp onlara ve dostlarına her türlü zulüm ve eziyeti reva gördüklerini görürüz. Gerçi Abbasiler, Emevilere karşı kıyamlarında Ehl-i Beyt'in haklarını savunmayı, Kerbela şehitlerinin intikamını almayı, kendilerine şiar edinmişlerdi. Ama başa geçtiklerinde onlar da Emevilerin yöntemine uyarak aynı yolu sürdürmüşlerdir. O dönemde yaşamış olan bir şair Abbasilerin tutumunu şöyle dile getirmiştir:

ALLAH'a ant olsun ki, eğer Ümeyye oğulları zulüm ile Peygamber'in torununu katletmeye yeltendilerse, kabrini yıkmakla Abbas oğulları da onlara uydular; öldürmekte onlara yardımcı olmaya muvaffak olmama teessüflerini, kabrini yıkmakla giderdiler. (Şeyh Tusi, el-Emali)
Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ın doğumundan takriben on yıl önce başta bulunan Abbasi Halifesi Mütevekkil'in[5], Ehl-i Beyt'e karşı kin ve nefreti, o dereceye varmıştı ki, Hz. Hüseyin aleyhi's-selâm'ın mezarını yıkma emrini vermiş, hatta bu mezardan bir iz bırakmamak için bir Yahudiden mezar-ı şerifin bulunduğu yeri sürüp ekmesini istemiştir.[6]

Ebu-l Ferec İsfahani "Mekatil-ut Talibiyyin", s.395'de şöyle diyor:
Mütevekkil'in işlerinden biri de, Hz. Hüseyn'in kabrini yıkmak ve türbesini tahrip ettirmek idi. Yine o, Hz. Hüseyn'in mezarının ziyaretini önlemek için türbeye giden yollarda karakollar oluşturmuş ve askerleri Hz. Hüseyn'in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar hemen yakalıyor, öldürüyor veya ağır işkencelere tabi tutuyorlardı."

Yine bu adam (Mütevekkil), Hz. Ali'ye olan düşmanlığı yüzünden, ayyaşlık meclislerinde maymun sıfatlı bazı uşaklarına, Hz. Ali'nin taklidini yaparak halkı güldürüp eğlendirmesini emrediyordu.
Mütevekkil'den sonra yönetime geçen oğlu Muntasır Ehl-i Beyt'e karşı uygulanan zulmü kaldırmaya çalışmışsa da onun hükümdarlık süresi ancak yedi ay sürmüştür; ondan sonra Hicri 248'den sonraki yıl başa geçen Mustain ve Mu'taz babalarının yöntemine yeniden dönüp Ehl-i Beyt'e karşı zulüm ve baskılarını yenilemişlerdir.

Mu'taz döneminde Hz. İmam Ali Naki zehirlenip şehit edilmiştir.[7] Bu dönemde Ehl-i Beyt'e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınıyorlardı.
Örneğin Hz. Ali aleyhi's-selâm ‘ın soyundan olan MUHAMMED b. Salih, İbrahim b. Müdebbir İsa b. Musa Cehrumi'nin kızıyla evlenmek istediğini ona bildirdiğinde İsa bu isteği reddederek şöyle dedi:

"ALLAH'a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığın için seni reddetmiyorum; çünkü bu soydan daha üstün bir soy tanımıyorum. Bu yüzden bu akrabalık herkes için bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan Mütevekkil ve oğlundan korkuyorum." (Mekatil-ut Tali-biyyin, s. 604)

Abbas Oğullarının Ümeyye Oğullarıyla Yöntem Farkı

Abbasiler, Ehl-i Beyt'e karşı düşmanlıklarında genellikle bir nevi nifaka başvurmuşlardır. Bunun nedeni ise, Emevilerin Ehl-i Beyt'e karşı zulüm ve cinayetleri sonucu Müslümanların Ehl-i Beyt'i savunmaya kalkışması ve bu uğurda çeşitli kıyamların oluşması ve aralıksız devam etmesiydi. Bu yüzden Abbasiler Ehl-i Beyt'e karşı açıkça düşmanlıktan kaçınmışlardır.

Bu siyaset gereği özellikle Me'mun'un döneminden başlayarak bir nevi nifakla Ehl-i Beyt'i zahirde kendi yanlarında göstermeye ve gerçekte ise her türlü hareketlerini kontrol altında bulundurmaya çalışmışlar ve istedikleri zaman zehirleyerek şehit etmişlerdir.

Ehl-i Beyt İmamlarını zorla Medine'den Abbasi Halifesinin bulunduğu şehre getirmiş ve çeşitli yöntemlere başvurarak onları da kendi eksenlerinde yer alan kapıkulu alimlerden biri yapmaya yeltenmişlerdir. Hatta defalarca onları da kendi ayyaşlık meclislerine çekmeye çalışıp toplumsal mevkilerini kırmak istemişlerdir.[8] Ama bütün bu komploları yenilgiyle sonuçlandığını ve Ehl-i Beyt'in, hilafet merkezinde bile gün geçtikçe takva, ilim ve pâklıklarıyla nüfuzlarının daha çok arttığını görünce zaaf ve acizliklerinin ifadesi olarak İmamları zehirleyerek şehit etmişlerdir.

İmam Ali Naki ve Hasan Askeri (a.s) 'ın Dönemleri

İmam Ali Naki ve İmam Hasan Askeri'nin dönemlerinde bu zulüm, baskı ve işkenceler daha bir artış göstermiştir. Yirmi sekiz yaşında Abbasiler tarafından zehirle şehit edilen İmam Askeri aleyhi's-selâm kısa süren ömrü boyunca defalarca zindanlara atılmıştır. Zindanda olmadıkları sürede ise askeri lojmanların bulunduğu Samerra şehrinde göz altında tutulmuşlardır.

On ikinci İmam'ın, Mehdi olduğu hakkındaki hadisler ve Şîa'nın, İmam Hasan Askerî'yi on birinci İmam olarak tanıması ve bunun tüm Müslümanlar nezdinde de bilinen on iki halife hadisi vb. hadiselerle de tam bir uyum içerisinde oluşu, Abbas oğullarının telaş ve korkusunu büsbütün artırmıştı. Bu durum Abbasi Halifelerini daha bir tedirgin etmiş olacak ki, baskılarını son iki İmam'ın zamanında daha da artırmıştılar. İmam Askeri aleyhi's-selâm'ın henüz çocuğu olmamıştı; fakat bu, doğru muydu? Buna bir türlü inanamıyorlardı. Onun için de İmam aleyhi's-selâm'ın evleri, daima göz altındaydı; kesin bir çare olarak İmamı zindana atmayı düşündüler ve Abbasi Halifelerinden Mühtedî, İmam aleyhi's-selâm'ı zindana kapattırarak, Vasif oğlu Sâlih'i de, hâllerini teftişe ve kendisine haber vermeye memur etmişti; haklarında her türlü zulmü yapması emredilen Salih, İmam aleyhi's-selâm'ın tesiri altında kalmış, Mühtedi'ye gündüzün akşama dek, geceleyin sabaha kadar ibadetle meşgul olan, kimse hakkında bir söz söyleyemem, duadan, ibadetten başka bir şeyle meşgul olmayan bir kişi ne yapılabilir ki diye haber göndermişti.

İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm, Mu'temit tarafından da birkaç kez hapsettirilmiştir. Bu suretle devrin iktidârı, hem İmam aleyhi's-selâm'ı Şiilerle görüşmesini önlüyor, hem çocuk sahibi olmasını engelliyor, hem de göz altında bulunduruyordu. Mu'temit, zindandaki memurları vasıtasıyla, İmam aleyhi's-selâm hakkında dâima bilgi almaktaydı; fakat İmam aleyhi's-selâm'ın ibadet, namaz ve niyazdan başka bir şeyle uğraş-madığını ona bildiriyorlardı; İmam aleyhi's-selâm her gününü oruçla geçiriyor ve kendi evinden gönderilen yemeğiyle, zindandakilerle berâber iftar ederdi. Zindandakilerden de İmam'a uyarak oruç tutanlar oluyordu.

İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm, bir kere de Ali b. Otamış adlı birinin murakabesi altında hapsedilmişti. Bu adamcağız, Alevilere (Ali evlatlarına) pek düşmandı; kafasında, İmam aleyhi's-selâm'a iyice eziyet etmeyi kurmuştu; fakat İmam aleyhi's-selâm'ın heybetiyle beraber güzellikleri, temkin ve vakarıyla beraber lütuf ve mürüvveti, Rabbine yönelik ibadet ve itaati, bu zatı şaşırtmıştı; bir gün sonra İmam'ı zindandan çıkarttı, ondan sonra da Ali evlatlarına karşı inancı değişti ve onların saygı gözeten sağlam bir kişiliğe sahip oldu.

İmam Hasan Askeri, son olarak, hicretin 260. yılında hapsedilmişlerdi. Bir gün, annelerine, "Bu yıl bir eziyete uğrayacağım" buyurmuşlardı. Anneleri, ağlamaya başlayınca, "Ağlamanın, üzülmenin faydası yok" demişler, o yılın Sefer ayında memurlar gelip kendilerini almışlar, zindana atmışlardı.
Görüldüğü gibi, İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm Abbasiler tarafından çok şiddetli bir takibe alınmış ve bu yolla İmam'ın evlat sahibi olmasını kendi akıllarınca önlemek istemişlerdir.

İmam Hasan Askeri'yi Öldürmek İstemeleri

Önceden de deyinildiği gibi İmam Hasan Askerî, çok ağır bir askeri kontrol altında yaşıyordu. Defalarca zindana atılmış, öldürülmesi kararlaştırılmıştı; ama her defasında beklenmedik İlahî bir lütuf sonucu bu komplolardan kurtulmuştu.
İrbili naklediyor ki: Mu'tez, Said isimli yardımcısına İmam Hasan Askeri'yi Kufe'ye götürmesini emrettiğinde, Ebu Heysem İmam'a şöyle yazdı: "Sana feda olayım, bizi endişelendiren ve rahatımızı kaçıran bir haber aldık. İmam Hasan Askeri cevap olarak: "Üç gün sonra bu endişeden kurtulacaksınız" diye yazdı. Üçüncü gün Mu'tez öldürüldü.

Bu olayı İbn-i Şehraşup "Menakıb" adlı kitabında şöyle naklediyor:
Mu'tez yardımcısı olan Said'e: "Ebu MUHAMMED'i (İmam Hasan Askeri'yi) Kufe'ye götür ve yolda boynunu vur" diye emir gönderdi. Bunun üzerine İmam'dan, bu endişeden kurtulacağımıza dair bir mek-tup elimize ulaştı. Bu olaydan üç gün sonra Mu'tez hilafetten alınıp öldürüldü.
Mu'taz'dan sonra başa geçen Mühtedi, İmam aleyhi's-selâm'ı öldürme düşüncesindeydi, ancak o da amacına ulaşamadan can verdi.

Şeyh Tusi "Gaybet" adlı kitabında Ebu Haşim'den şöyle naklediyor: İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm ile birlikte Vasık oğlu Muhtedi'nin zindanına hapsedilmiştik. İmam bana şöyle dedi: "Ey Ebu Haşim, bu tağut, bu gece ALLAH'ın emriyle oynamak ve onu hiçe saymak istiyor. Bu yüzden ALLAH Teala onun ömrünü kesecek ve sonrakine verecektir. Şu an benim evladım yok, ama ALLAH Teala bana yakın bir zamanda bir oğul verecektir." (Gaybet, s. 134)

Ebu Haşim diyor ki: O gecenin sabahı Türk askerleri Muhtedi'ye saldırıp onu öldürdüler ve Mu'temid onun yerine geçti. Böylece ALLAH bizi korumuş oldu.
Şeyh Saduk MUHAMMED İbn-i Abdullah'tan naklediyor ki:
İmam Hasan Askeri, Zubeyrî (Bazı görüşlere göre maksat Abbasi Halifesi Muhtedi'dir) öldürüldüğünde evinden çıkıp şöyle dedi:
"Bu ALLAH'ın velilerine karşı gelenlerin cezasıdır. O beni evladım olmadan öldüreceğini sandı, karşılık olarak da ALLAH'ın kudretini gördü."
Ahmed b. MUHAMMED b. Abdullah diyor ki: Bundan sonra İmam oğul sahibi oldu.[9]

Mühtedi'den sonra başa geçen Mu'temid de defalarca İmam'ı hapise atıp eziyetlere maruz bırakmış ve sonunda İmam aleyhi's-selâm Mut'emid tarafından zehir verilerek şehit ettirilmiştir.
Bu durum, bir yönden Firavun'un Benî İsrail soyundan Hz. Musa aleyhi's-selâm'ın dünyaya geleceği vaadini duyması ve bu vaadin Benî İsrail'deki önemini bilerek Benî İsrail'in oğlan çocuklarını öldürtmesi ve bu yolla bu İlahi vaadin gerçekleşmesini önlemesine benzemektedir.

İşte Mehdi aleyhi's-selâm, Ehl-i Beyt İmamlarının büyük baskı ve zulüm altında bulunduğu, zalimlerin bu İmamları kendi askeri karargâhları sayılan bir şehirde gözaltında tutarak zahirde güvenlik hissettikleri karanlık bir dönemde Abbasi Halifesinin zulüm sarayının yanı başında Hicri 255. yılının Şaban ayının on beşinci gecesinde düşmanların gözünden uzak bir şekilde dünyaya geldi ve böylece ALLAH'ın kesin iradesi gerçekleşmiş oldu.

Hz. Mehdi (a.s) 'ın Dünyaya Gelişinden Sonraki Dönem

Hz. Mehdi'nin dünyaya gelişinden sonra, babası İmam Hasan Askeri ancak beş yıl hayatını sürdürebildi. İmam Mehdi aleyhi's-selâm Hicri 255 yılında dünyaya geldi, İmam Hasan Askeri ise Hicri 260 yılının Rebiulevvel ayında Abbasi Halifesi tarafından verilen zehir sonucu şahadete ulaştı.
İşte bu beş yıl döneminde İmam Hasan Askeri'nin en çok önem verdiği mesele oğlu Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ı düşmanların gözünden uzak tutmak, hatta Abbasi Halifeleriyle çok yakın ilişkisi olan kendi kardeşi Cafer'den bile gizlemek ve ALLAH Teala'nın kendisine böyle bir evlat verdiğini saklayarak onların haberdar olmasını önlemek olmuştur.

Ama bunun yanısıra, İlahî hüccetin herkes hakkında tamamlanması için takva ve imanlarıyla tanınmış, herkesin güvendiği, çeşitli bölgelerden olan Ehl-i Beyt mektebine bağlı büyük şahsiyetlere, böyle bir çocuğunun olduğunu bildirmiş ve bu mübarek evladını onlara göstererek onların kalplerini mutmain kılmıştır ve onlara bu haberi güvenilmeyen kimselerden gizlemelerini emretmiştir.

Merhum Şeyh Mufid İmametle ilgili "el-İrşad" adlı değerli eserinde şöyle diyor:
İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm, kendisinden sonra hak devletini kurmak için beklenilen oğlunu İmam olarak bıraktı.
Dönemin sultanı, İmamiye Şiasının inancına göre böyle bir İmam'ın geleceği yaygın olduğu ve Şia'nın bu İmam'ın gelişini bekle-diğini bildiği için çok ciddi bir şekilde onu arıyordu. İmam Askeri da bu yüzden oğlunun dünyaya gelişini gizlemiş ve onu hayatı döneminde aşikâr etmemişti. Bu yüzden Ehl-i Beyt mektebinin dışında kalan birçok insan bu İmam'ı tanımamıştır. (Şeyh Mufid "el İrşad", Hz. Mehdi Bölümü)

Normal şartlar gereğince mütalaa edildiğinde de Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ın dünyaya gelişinin gizli tutulabilmesine yardımcı olan muhtelif faktörler vardır. Bu faktörlerden biri, İmam'ın annesinin cariye olması ve cariyelerin asıl görevlerinin evlerde hizmetçilik olması hasebiyle du-rumlarının fazla dikkat çekmemesi olmuştur.

Elbette bu gibi hususlarda asıl faktör ve sebebin yenilmez İlahî irade olduğuna dikkat etmek gerekir.
Evet, Musa'yı bulup öldürebilmek için binlerce çocuk öldüren Fira-vun gibi bir zalimin evinde ve onun gözleri önünde Musa'yı koruyup büyüten ALLAH, İlahî vaatleri gerçekleştirecek olan, son Peygamber'in son vasisi Hz. Mehdi'yi da zalim Abbasi hükümdarlarının hilelerinden korumaya kadirdir.
Yakın ve özel dostlarına gelince, Hz. İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm Hz. Mehdi'nin dünyaya geldiğini onlara bildirmesiyle hakikati arayanların kurtuluş yolunu bulabilmeleri için sağlam bir vesile ortaya koymuştur:

Şimdi Hz. İmam Hasan Askeri döneminde Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ın varlığından haberdar olan bazı şahsiyetleri tanıtalım.
Merhum Şeyh Tusi "Gaybet" adlı kitabında Ali b. Bilal, Ahmet b. Hilal, MUHAMMED b. Muaviye b. Hakim ve Hasan b. Eyyub gibi Şia'nın önde gelenlerinden şöyle naklediyor: Bir defasında İmam Hasan Asker'i aleyhi's-selâm'dan ondan sonraki İmam'ın kim olduğunu sormak için toplandık arada geçen konuşmalarından sonra İmam buyurdu ki: "Benden sonraki İmam'ın kim olduğunu sormak için yanıma geldiniz, değil mi?" Biz "Evet" dedik. Biraz bekledikten sonra (İmam evdeki odalarından birine girip) yüzü dolunay gibi olan, İmam Hasan Askeri' ye çok benzeyen bir çocuk getirdi ve "Bu, benden sonra sizin İmamınız, benim de halifemdir. Ona itaat edin, tefrikaya düşmeyin, yoksa dininiz hususunda helak olursunuz. Ama şunu da bilin ki, bu günden sonra artık onu göremeyeceksiniz; sizler Osman b. Said'in getirdiği sözleri kabul edin, emrine uyun, o İmamınızın sözcüsüdür ve emir onun emridir." diye buyurdu.

Yine Merhum Kuleyni "Usul-i Kafi"de ve Merhum Şeyh Saduk "Kemal-ud Din" kitabında Ahmed b. Sa'd Eş'ari'den naklediyorlar ki Ahmet şöyle dedi: İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm'ın huzuruna çıktım ve ondan sonraki İmam'ın hakkında sordum. İmam: "Ey Ahmed, dedi, ALLAH Teala Hz. Adem'i yarattığından bu güne kadar ve bu günden kıyamete kadar yeryüzünü hüccetsiz bırakmamış ve bırakmaz da! O hüccet ki, ALLAH onun vasıtasıyla insanlardan belaları giderir, yağmuru yağdırır ve yerin bereketlerini çıkarır." Dedim ki "Sizden sonraki, İmam ve halife kimdir? bunu öğrenmek istiyorum."

İmam hemen kalkıp eve girdi ve yüzü ay gibi parlayan üç yaşlarında bir çocuğu omzunda taşıyarak getirdi ve: "Ey Ahmet b. İshak," dedi, "Eğer senin ALLAH yanında ve ALLAH'ın hüccetleri yanında değerli bir mevkiin olmasaydı oğlumu sana göstermezdim. Çocuğumun ismi ve künyesi Resulullah'ın ismi ve künyesidir. Yerin zulüm ile dolduğu gibi onu adaletle dolduracak olan da budur. Ey Ahmet, onun bu ümmetteki yeri, Hızır'ın ve Zulkarneyn'in yeri gibidir. ALLAH'a ant olsun ki, o öylesine bir gaybet dönemi geçirecek ki, yalnız ALLAH'ın, kendisini onun İmameti ve zuhurunun yaklaşması için dua etmeye muvaffak kıldığı kimseler hariç, kimse helak olmaktan kurtulmayacaktır. İmamete inananlardan çoğu da dönecektir. Bizim velayetimiz üzere ALLAH'ın ahit aldığı, kalbinde imanı yazdığı ve kendi rahmetiyle desteklediği kimseler hariç herkes bu inançtan cayacaktır."
Sonra şöyle dedi: "Ey Ahmet, bu, ALLAH'ın emirlerinden bir emirdir. O'nun gizli sırlarından bir sırdır. Sana dediğimi iyice belle ve ALLAH'a şükredenlerden ol."[10]

İmam Hasan Askeri aleyhi's-selâm, Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ın dünyaya gelmesinden sonra, bu büyük nimetten dolayı ALLAH'a şükür amacıyla ve belki de özel dostlarını haberdar kılmak için akike[11] olarak onlarca kurban kesmiştir. İmam Askeri aleyhi's-selâm'ın, Hz. Mehdi aleyhi's-selâm için, akike olarak üç yüz koyun kestirip dağıttığı nakledilmiştir.[12]

Yine, Osman b. Said'e; 10 bin rıtl (3276 kg.) et ve 100 bin rıtl ekmek alıp Benî Haşim'e oğlundan akike olarak dağıtmasını emretmiştir.
Yine, ashabından olan İbrahim'e dört koyun gönderip şöyle yazdığı nakledilmiştir:
"Bismillahirrahmanirrahim. Oğlum MUHAMMED Mehdi tarafından bunu akike olarak dağıt ve kendin de ye! ALLAH sana esenlik versin ve bulduğun şiilere de yedirt."[13]

İmam Hasan Askeri, hatta uzak şehirlerde bulunan güvenilir dostlarına bile oğlunun dünyaya geldiğini bildirmiş ve böylece güvenilir in-sanlar vasıtasıyla liyakati olan insanlara bu haberin ulaşmasını sağlamıştır.
Merhum Şeyh Saduk "Kemal-ud Din" kitabında Ahmed b. Hasan İshak Kummî'den şöyle rivayet ediyor:

İmam Hasan Askeri benim büyük babama kendi el yazılarıyla şu içerikte bir mektup yazmış:
"Bizim çocuğumuz dünyaya geldi. Ama sen bunu (bu haberi) halk-tan gizli tut. Çünkü biz de onu en yakın dostlarımızdan başkasına söylemedik. Sana bildirdik ki, ALLAH'ın bizi sevindirdiği gibi sen de sevinesin. Vesselam."[14]

Görüldüğü gibi, İmam aleyhi's-selâm, bazı özel ashabına oğlu İmam Mehdi aleyhi's-selâm'ın dünyaya geldiğini haber vermiştir ve bazılarına da bizzat oğlu Mehdi'yi göstermiştir:
İmam aleyhi's-selâm, ashabından bazılarına da Hz. Mehdi aleyhi's-selâm' ın nişanelerini tanıtmıştır örnek olarak aşağıdaki kıssayı naklediyoruz:
"Kifayet-ul Mühtedi" kitabının nakline göre Şeyh MUHAMMED b. Hibetullah Trablusi "el-Ferec ul Kebir" adlı kitabında kendi senediyle İmam Hasan Askeri'nin hizmetçilerinden olan Ebu-l Edyan'dan nak-lediyor ki, İmam Hasan Askeri hastaydı; huzuruna çıktım. İmam birkaç mektup yazıp bana verdi ve "Bu mektupları Medain şehrinde bizim şu dostlarımıza ulaştır" dedi ve sonra da şu sözleri ekledi:

"Bil ki, on beş günden sonra buraya (Samerra'ya) geri dönecek ve benin evimde ağlama sesi duyacak ve benim cenazemi gusül yerinde bulacaksın."
Ebu-l Edyan: "Ey efendim," dedim, "eğer böyle büyük bir facia ger-çekleşirse o zaman ALLAH'ın hücceti ve bizim İmamımız kim olacak?"
"Mektupların cevabını senden isteyen" diye cevap verdi. Ben daha fazla açıklamasını rica edince İmam: "Bana namaz kılacak olan ALLAH' ın hücceti ve benden sonra İmam ve Kaim-u bilemir'dir" diye buyurdu. Ben daha fazla nişane isteyince, İmam: "Para kesesinde ne olduğunu bildirendir" diye cevap verdi.

Ebu-l Edyan diyor ki: İmam'ın heybetinden, hangi hemyandan (para kesesinden) söz ettiğini ve hemyanda ne olduğunu sormaya cesaret edemedim.
Samerra şehrinden ayrılarak mektupları Medain şehrine ulaştırdım ve mektupların cevabını alıp geri döndüm, on beşinci gün Samerra'ya ulaştım. İmam'ın bildirdiği şekilde evinde ağlama sesi geldiğini duydum ve pâk vücudunun da gusül yerinde olduğunu gördüm.

İmam'ın kardeşi Cafer de İmam'ın kapısında durmuştu, halk onun etrafına toplanıp ona başsağlığı dileğinde bulunuyordu. Kendi kendime, eğer İmam Hasan Askeri'den sonra İmam bu olursa artık İmamet batıl olur, diye düşündüm; çünkü onun nebiz[15] içtiğine şahit olmuştum. Ama o benden hiçbir şey sormadı ve mektupların cevabını istemedi.

Bu sırada Âkid isimli hizmetçi yanımıza gelip Cafer'e hitaben: "Kardeşini kefenlediler, kalk da ona namaz kıl" dedi. O kalkıp evin içersine girdi ve İmam'ın şiileri de ağlar gözle içeriye girdiler. İmam'ı kefenlemiş, bir tabuta bırakmışlardı. Cafer öne geçti ve namaz için tek-bir getirmek istediğinde buğday renkli saçı kıvırcık bir çocuk öne çıka-rak Cafer'in abâsından tutup çekti ve şöyle dedi "Ey amca! Ben baba-ma namaz kıldırmaya daha evlayım (layığım)" Cafer'in rengi sarardı ve geriye çekildi. O çocuk babasına namaz kıldırdı. İmam Hasan As-keri'yi babası İmam Ali Hadi'nin mezarının yanında defnettirdi.

Sonra bana dönüp "Ey Basri, mektupların cevabını getir" dedi. Mektupların cevabını kendisine verdim ve kendi kendime; "Bu ikinci alamet. "dedim," Kaldı para kesesiyle ilgili nişane."
Bundan sonra Cafer'in yanına gittim; Cafer ağlar bir haldeydi. Bu arada orada bulunanların içerisinden Haciz-i Veşşa diye tanınan bir şahıs Cafer'in dilinden bir delil almak için Cafer'e yönelip: "Bu çocuk kimdi?" diye sordu.

Cafer; "VALLAHi" dedi "Şimdiye kadar onu görmemişim ve onu asla tanımıyorum." Bizler mecliste bulunduğumuz sırada Kum'dan gelmiş birkaç kişi meclise girdiler ve İmam Hasan Askeri'yi sordular. İmam'ın dünyadan gittiği onlara söylendi. Onlar İmam'ın yerinde kimin oturduğunu sordular, onlara Cafer'i gösterdiler. Bunun üzerine onun yanına yaklaşıp selam verdiler ve başsağlığı dilediler. Ve sonra dediler ki: "Bizim yanımızda birkaç mektup ve bir miktar da mal vardır, onları kime verelim." Cafer: "Benim hizmetçilerime" diye cevap verdi.

Kumlular: "Bu mektupları kimin yazdığını ve bizim getirdiğimiz malın miktarını bize söylemelisin ki onları sana verelim" dediler. Cafer öfkelenip ayağa kalktı ve elbiselerini silkerek: "Bunlar, benden gayıptan haber vermemi istiyorlar" dedi. Kum'dan gelen topluluk hayrete düştüler.

Bu arada bir hizmetçi dışarıya çıkıp Kumluları kendi isimleriyle çağırdı ve sonra getirmiş oldukları mektupların kimler tarafından gönderildiğini bir bir söyledi ve sonra şöyle dedi: "Sizin yanınızda bir para kesesi vardır, onda bin dinar bulunmakta, yalnız onlardan on tanesi sahtedir. "Kumlular: Bu hizmetçiyi gönderen kim ise, o İmamdır" diyerek mektup ve paraları o hizmetçiye verdiler. [16]

Ebu-l Edyan ve Kum heyetinde görüldüğü gibi hakkı arayanlar Hz. Mehdi aleyhi's-selâm'ı Ehl-i Beyt İmamlarına mahsus olan nişanelerle tanımışlardır. Ve böylece ALLAH'ın hücceti, hakka ulaşmak isteyenler için tamamlanmıştır.
Ve'l hamd-u lillahi Rabb'il alemin.
_________________
Kaynaklar:
[1] - Merhum Kuleyni "Usul-i Kafi"de sahih bir senetle naklediyor ki, İmam Cafer Sadık aleyhi's-selâm'a: "Yeryüzü İmamsız olabilir mi?" diye soruldu. İmam: "Hayır" dedi. "İki İmam bir arada olabilir mi?" diye sorulunca da: "Hayır, meğer ki biri susmuş olsun." diye buyurdu. "Usul-i Kafi", c. 1, s. 178.
[2] - Himevi, "Mu'cem-ul Buldan" ve İbn-i Esir, "el-Kamil".
[3] - Şeyh Saduk, "Kemal-ud Din", s. 425.
[4] - Merhum Kuleyni muteber senetle, Ehl-i Beyt'e karşı düşmanlıklarıyla tanınan Abbasi Halifesinin Baş veziri Ubeydullah b. Hakan ile Ehl-i Beyt'e karşı tavrı babası gibi olan oğlu Ahmed'in arasında şöyle bir sohbetin geçtiğini oğlunun dilinden nakleder: -"Bunca saygı gösterdiğin bu şahıs kim idi?"- Bu İbn'ür Rıza diye tanınan Rafizilerin İmamı Hasan b. Ali'dir. ALLAH'a andolsun ki, eğer hilafet bir gün Abbasi Halifelerinin elinden çıkacak olursa Haşimilerden bu şahıstan başka hiçbir kimse bu makama layık olmaz. Bu şahıs fazilet, iffet, takva, züht, ibadet, güzel ahlak ve salahıyla bu makama layıktır..." (Kafi, c. 1, s. 504)
[5] - Mütevekkil, Hicri 232 yılında hukümdar olmuştur.
[6] - Bkz. "Tarih-i Taberi" ve "Tarih-i İbn-i Esir" Hicri 236 yılının olayları bölümü.
[7] - İmam Ali Naki'nin şehit edildiğini Taberi Delail-ul İmam adlı eserinde ve Siracuddin Rifai Sihah-ul Ahbar kitabında yazmışlardır.
[8]- Mutevekkil İmam Ali Naki'yi, meclisinde, kendisine nedim etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, hâşâ, küçültmeyi tasarlamıştı. Bir gece yarısı, sarhoşken, İmam aleyhi's-selâm'ı çağırttı. İmam gelince, kendisini ağırladı, yanına oturttu; kadehi doldurup sundu. İmam aleyhi's-selâm: "ALLAH'a ant olsun ki, henüz etim, kanım, şarapla karışmadı." diye buyurdular, bu söz karşısında, meclistekiler, donup kaldılar. Mütevekkil, şarap kadehini dikip küstahça, öyleyse dedi, bir şiir oku. İmam aleyhi's-selâm: "Şiirde de rivayetim azdır" buyurdular. Mütevekkil, aşırı ısrarda bulununca şu beytleri buyurdular:

Onlar (zalimler), korunmak için dağ tepelerine tırmandılar;
Güçlü kişilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.
Yüceldiler, sonra düşürüldüler; çukurlara yerleştiler;
Ne de kötü yerlerdi onların yerleştikleri yerler.
Gömülüp gittiler; sonra da bir feryat eden, ardlarından bağırdı:
Nerde bilezikleri, nerde taht-taç, nerde süsler püsler?
Ne oldu o naz-ü naimle beslenen, bezenen yüzler;
Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o yüzler?
Kabir, bu soruya açık-seçik cevap veriyor da diyor ki:
Şimdi o yüzlerde kurtlar oynaşmada, kurtlara yem olmuş o yüzler.
Nice zamandır yediler-içtiler, geçindiler; Şimdiyse dünya onları yer-içer.
Nice zaman evlerde barındılar; oturup esenleştiler;
Şimdiyse evlerden de ayrıldılar; ehlinden-eyalinden de; geçip gittiler.
Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler;
Derken mallarını-mülklerini düşmanlarına dağıttılar, gittiler.
Evleri bomboş; içindekilerse mezarlarında yatıyorlar; göçtüler, göçtüler."


Mütevekkil, bu şiiri dinleyince, sarhoşlukla şarap kadehini yere fırlatıp şiddetle ağlamaya koyuldu; meclistekiler de ağlıyorlardı. Zevk meclisi, yas toplantısına dönmüştü.
Mütevekkil, İmam aleyhi's-selâm'dan özür diledi; İmam aleyhi's-selâm da kalkıp meclisi terk ettiler.
Mütevekkil, İmam aleyhi's-selâm'ı, Şiilerin gözünde küçük düşürmek için bir gün, bunca zamandır çalıştım, çabaladım, bir türlü ona şarap içiremedim dedi. Meclisindekilerden biri, "Kardeşi Musa'yı çağır; duyduğumuza göre o, içermiş. O da İbn'ür-Rızâ, bu da. Halk ne bilecek? İbn'ür-Rıza, Halife'yle şarap içmiş diye bir söz yayılsın; İmam'ın içmiş olduğunu sanacaklar." dedi. Mütevekkil, bu sözü kabul etti; Musa'yı çağırttı. İzzetle, ikramla Samerra'ya gelen Musa'yı İmam aleyhi's-selâm, Vasif köprüsünde karşıladılar; "Bu adam" buyurdular, "Seninle zevk meclislerinde bulunmak, sana şarap içirmek, seni ve soyumuzu aşağılatmak için seni çağırttı. ALLAH'tan kork, ALLAH'tan çekin; onunla böyle bir şey yapmaya kalkışma." Musa; "Beni çağırır, böyle bir teklifte bulunursa ben ne yapabilirim" dedi. İmam aleyhi's-selâm, "Kadrini düşürme; Rabbine isyân etme; sana ayıp-ar getirecek bir harekette bulunma" buyurdularsa da Musa, gene aynı tarzda sözler söyledi. Bunun üzerine İmam aleyhi's-selâm, "Onunla görüşmek istiyorsun ama ebedi olarak onunla görüşemeyeceksin" buyurdular.
Gerçekten de öyle oldu. Musa, ne zaman Mütevekkil'i görmeye gittiyse, "Bu gün meşgul; sarhoş olup sızdı; uyuyor" gibi sözlerle kabul edilmedi; Samerra'da tam üç yıl kaldı; bir kere bile Mütevekkil'in yanına giremedi; sonunda Mütevekkil öldürüldü ve bu dönem de bitti (Tenkıyh'ul-Makâl; c. 3, s. 259).
Böyle bir dönemde Abbasi Halifelerinin zulüm ve fesadından yorulan halk tabii olarak zulüm ve fesattan ve her türlü pislikten temiz olan Ehl-i Beyt aleyhum'us-selâm'a yöneliyor ve onlara olan bağlılık ve inançları daha bir pekişiyordu. Bu durumu sezen Abbasi Halifelerinin tedirginliği, İmamlara olan hınç ve kinlerini iyice artırıyordu.
Abbasi Halifelerinin fesadı ve beyt-ul malı savurganlığı hakkında tarihe geçmiş bilgiler, kitaplar oluşturacak derecede çoktur.
Yakut Himvi yazıyor ki:
Mütevekil'in bina ettiği saraylardan bazıları ve onların maliyeti şöyledir:
1- Aras Sarayı, 30000 dinar.
2- Muhtar Sarayı, 5000000 dinar.
3- Vahid Sarayı, 2000000 dinar.
4- Ca'feri Sarayı, 10000000 dinar.
5- Garıb Sarayı, 10000000 dinar.
6- Subh Sarayı, 5000000 dinar.
7- Melih Sarayı, 5000000 dinar.
8- İtahye Sarayı, 10000000 dinar.
9- Tell Sarayı, 5000000 dinar.
10- Cevsek Sarayı, 5000000 dinar.
11- Berkevar Sarayı, 20000000 dinar.
12- Kelaid Sarayı, 50000 dinar.
Yine Himvi'nin nakline göre, Mütevekkil'in 2500 civarında cariyesi vardı ki yalnız tahta oturma merasiminde 500 cariye ona hediye edilmişti.
Abbasi Halifelerinin fesatı ve savurganlıkları eğlence ve ayyaşlık destanları tarih kitaplarının sayfalarını karartmıştır. Özellikle Mütevekkil ve Mütevekkil'den sonraki dönemde, Müslümanların halifesi ismini taşıyan bu zatların en belirgin özelliklerinden biri ayyaşlık ve savurganlık olmuştur.
Oysaki, bu dönemde Ehl-i Beyt soyundan gelen aileler Abbasi yöneticilerinin baskısı yüzünden, iktisadi yönden felaket sayılacak bir durumda yaşıyorlardı. Tarihçilerin nakline göre, Medine'de yaşayan Ehl-i Beyt soyundan gelen birkaç hanımın dışarıda ortaklaşa kullandıkları tek bir elbiseleri vardı ki, biri onu kullandığında diğerleri evlerinde perde arkasında kalmak zorundaydılar.
[9] - Kemal-ud Din, s. 430.
[10] - Kemal-ud Din, s. 384.
[11] - Yeni dünyaya gelmiş çocuk için kesilen kurban.
[12] - Kemal-ud Din, c. 2, s. 106, Tahran
[13] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 28.
[14] - Kemal-ud Din, c. 434
[15] - Hurmadan yapılan bir nevi şaraptır. Ehl-i Beyt Mektebine göre mest edici her içki gibi necis ve içilmesi de haramdır.
[16] - en-Necm-us Sakıp s. 264

« Son Düzenleme: 24 Şubat 2010, 03:51:16 Gönderen: f_altan »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #14 : 16 Nisan 2009, 14:29:10 »
                   Mehdilik İnancı ve Dünyanın Geleceği
 
Dini ögretilerin bazıları, diğer bütün öğretilerin odak noktası ve merkezi konumundadır. Mesela „ Tevhid“ bütün maarifin eksenini oluşturur. Dolayısıyla itikadi meseleler, ameli hükümlerin temelini oluşturması hasebiyle ilahi ögretilerin merkezinde yer alırlar.

  Yaratılışın hikmet ve felsefesini Kur’an ayetleri, ibadet olarak belirtmiş olsa da bu hedef nihayi ve son hedef değil ara hedeftir. Asil hedef  kulun ubudiyyet ile yaratıcının rububiyyet makamına ulaşmasıdır, yani kulun marifetullah, halifetullah makamını kazanmasıdır. İnsanın bu makama bireysel, toplumsal  ve evrensel hayatındaki tekamül ve olgunluğu yakalamadan ulaşamayacağı bir gerçektir. Yaratılışın hedefi, sadece bireyin tekamulün zirvesine ulaşması olmadığından insanın toplumsal hayatında da toplumsal tekamule ulaşması gerekli görülmüştür. Din, insanın kişisel ibadet, ahlak, maneviyat, muaşeret..v.s gibi vazifelerinin yanısıra devlet, hükümet, idare sistemi, siyasal yapılanma, insan hakları, karşılıklı hukuk, sosyal faliyetler, insanlara hizmet, uluslararası ilişkiler…v.s gibi alanlarda da görev  tayin etmiştir. İnsanın, her iki alanda da  görevlerini  yerine getirmediği takdirde marifetullaha ulaşması mümkün değildir.

   Resulullah’ın  ( s.a.a) risaletiyle, ilahi ahkamın  ve ilahi hüccetin insanlara tamamlandığı  Kur’an’ın apacık ayetiyle beyan edilmiştir. Ama bu ahkamın yeryüzüne hakim kılınmadığı gerçeği gözönünde bulundurulursa, enbiyanın nübuvvetlerinin, resullerin risaletinin ve yaratılışın hedefinin yeryüzüne hakim kılınmadığı gerçegi ortaya çıkacaktır.

   Kur’an-ı Kerim, ALLAH’ın peygamberler aracılığıyla göndermiş olduğu dinin yani ilahi mesajin yeryüzüne hakim olacağını ve yaratılışın hikmetinin Ahir-uz Zaman’da tahakkuk bulacağını beyan etmektedir. Bu hakikati Ahir-uz Zaman’da yani kıyamet kopmadan önce ilahi vaadin yeryüzünde gerçekleşeceği müjdesiyle açıklıyor.
   Tevhid bütün ilahi maarifin odak noktasını oluşturduğu gibi Resulullah’ın (s.a.a) risaleti ve risaletinin devamı olan İmamet de diğer dini öğretilerin mihverini oluşturur. Mehdilik inancı ise İmametin merkezinde yer alır.   
   
Mehdilik ve Beklenen Gelecek

   Mehdilik inancı bu ilahi vaadın yeryüzüne tahakkukunu gereçekleştirecek ilahi sistem, dünyanın geleceğini şekillendirecek ve yaratılış hikmetini yeryüzüne hakim kılacak İslam’ın teorisi olarak tefsir edilmektedir.
   Gelecek dünya ve dünyanın geleceği üzerine çok yazılar yazılmış, görüşler belirtilmiş ve yine de yazılmaya devam edilecektir ama geleceğin dünyası üzerine yazılanların çoğu kuru ve katı olduğu gibi bilinçsiz ve gerçek dışı bir yaklaşımın ürünleridir.
   Ahir-uz Zaman dini literatürde, kıyamet kopmadan önce insanın dünyevi hayatının son merhalesi olarak açıklanmıştır. Bu dönem insanın bireysel ve toplumsal tekamülünün en yüksek seviyeye yükseleceğı zamandır. İnsanlık tarihi bireysel, toplumsal ve evrensel anlamda tedrici tekamülün gerçeklesmesiyle, ilahi vaadin tahakkuk bulması ile son bulacaktır. İlimin ilerlemesi, beşeri toplumların daha uygar ve akılcı düşünmesi bu gerçeğe daha fazla yaklaşıldığını bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Dünyada gerçekleşen geçici ve dönemsel olaylar insanın bu gerçeği gözardı etmesine sebep olsa da insanın aklında ve fıtratında bu gerçek yatmaktadır.
   Ahir-uz Zaman herşeyin sonu değil bilakis yaratılış hikmetinin ortaya çıkması, dünyanın adalet dengesinin kurulmasıdır.
   Batı kültüründe „Eschatologie“ diye adlandırılan insanlık tarihinin sonunu tanıma, insanlık tarihinin geleceğini tanıma, dünyanın sonunun nasıl olacağı konularını inceleme, İslam literatüründe „ Ahir-uz Zaman“ olarak adlandırılır.

   İslami öğretilerde Ahir-uz Zaman, son peygamber Resul-u Ekrem (s.a.a) zamanından kıyamete kadar olan zamana denmektedir. İslam düşünürleri Kur’an‘ın öğretileri doğrultusunda  Ahir-uz Zaman’ı,  insanın yeryüzündeki halifeliği, salih kulların yeryüzünün mirascısı olacağı, hakkın batıla mutlak galibiyeti, dünyanın ve insanlık tarihinin geleceğini şekillendireceği zaman olarak beyan ederler. Ahir-uz Zamanı insanlık tarihinin felsefesi olarak tanıtırlar. Bu öğretiler ışığında, Ahir-uz Zamanın, insanlık tarihinin tedrici gelişmesi ve ilerlemeyi sağlamasıyla ilahi vaadin gerçekleşeceği zaman olduğu ortaya çıkmaktadır.
   İçinde bulunduğumuz küreselleşme sürecinde iletişim teknolojisinin hızla geliştiği bir  zaman diliminde veya dünya düzeninde yaşıyoruz. Öyle bir düzen ki, bu düzende insanların kendilerini gelişmelerden soyutlamaları ve teknolojiyi tekelinde bulunduranların yönlendirme ve dayatmalarından etkilenmemeleri mümkün değildir.

   Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir şekilde yaşandığı çağdaş dünyada yer alabilmek için günümüz şartlarında ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap verebilecek bilgiye ve bu bilgiyi insanlara ulaştıracak ve gelecegin dünyasını oluşturacak bir sisteme  ihtiyacımız olduğu kaçınılmazdır. Bu sistem doğal olarak asırlarca  toplumları idare eden ve toplumların sorunlarını çözmekten aciz kalan sistem ve düzenlerden  farklı olmalıdır. Eğer Ahır-uz Zaman  toplumunu , dünyanın geleceğini belirleyecek toplumu oluşturmayı hedefliyorsak gelecek hakkındaki geleneksel düşünceleri bir daha gözden geçirmek , klasik yöntemlerde ıslah yapılması gerekecektir.Bu aşamaları geçmek kolay olmayacak sancılı bir dönem yaşanacaktır. Geçiş sürecinde  unutmayalım ki, evrensel düşünüp büyük idealleri kendisine hedef seçenler için bu sancının daha büyük olması kaçınılmaz olacaktır.
   Bugün dünyada varolabilmenin, çevreye yön verebilmenin temel kuralı bilgiye sahip olmak ve bunu işleyip başkalarına aktarabilmektir. İlahi maarife sahip, her alanda öğretileri ve zengin kaynakları olan İslam dünyası, bu zenginlikleri zamanın ilim ve teknolojisi ile işlemek maarifetini göstermelidir.

İşte Mehdilik, geleceğin dünyasını şekillendirecek, yaratılışın hedefini gerçekleştirecek, peygamberlerin getirdikleri ilahi mesaji dünyaya hakim kılacak ilahi sistemin adıdır.

Hidayet Güneşinin Doğması Ümidiyle…   


"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #15 : 16 Nisan 2009, 14:30:55 »
                                          Mehdilik Doktrinine Giriş


Mehdilik konusuna duyarlılık , ister reddetmek amaçlı olsun,  ister savunma amaçlı tarihin her kesiminde var olmakla birlikte asrımızda daha  fazla görülmektedir. Mehdeviyet veya Mehdilik üzerinde bu kadar konuşulup görüş belirtilmesinin sebepleri tahlil edildiğinde konunun ne kadar yanlış anlaşıldığı ve hakikatinin ne kadar gizli kaldığı ortaya çıkmaktadır.

   Bazıları  bu konunun gündemde kalmasının sebebini sahte Mehdi’lerin ortaya çıkması olarak belirtirken bazıları Mehdiliği, zayıf kalmış insanların kendilerine bir kurtuluş yolu olarak gördüklerinden uydurduklarını ve efsane olduğunu söylemişlerdir. Diğer bazıları ise sosyo-ekonomik sebeplerden kaynaklandığını ve bir kurtarıcı arandığından  böyle bir inancın ortaya çıktığını iddia etmişlerdir.

   Bazı günümüz düşünürleri, Mehdilik düşüncesinin Batı dünyasında yaygın olan Mesihçilik ( messianic ) inancının Müslümanlar arasında tezahürü olarak görüyorlar, Batı kültürüyle aşina bazı aydınlar ise Yahudilikte yaygın olan bütün dünyaya hakim olma düşüncesinin İslam dünyasına İsrailiyat rivayetleriyle Mehdilik adına yansıdığına inanırlar.

  Bazı sosyologlar, toplumda ortaya çıkan bunalımlar ve kaoslardan kaynaklanan ümitsizliğe son vermek için her toplumda kitleleri harekete geçirmek için başlatılan kurtuluş hareketlerinin İslamdaki adının da Mehdilik olduğunu savunurlar.

  Bazı Müslüman düşünürler bu meselenin dini bir konu olduğunu ve “ Zamanın imamını tanımadan ölen cahiliyet ölümüyle ölür “ hadisine  dayanarak zamanın imamının Mehdi olduğunu belirtmişlerdir.

  Mehdilik inancı üzerine toplum bilimleri hakkında görüş sahibi her sosyolog, kendisini İslam uzmanı gören her alim, İslami siyaset bilimcisi her siyasetçi görüş belirtmiş ama hiç birisi konuyu hakkıyla beyan edememiştir. Bazıları sadece tarihi bir inanç olarak beyan etmekten öteye geçememişler, tarihte Mehdilik adına yapılan kıyamlardan ibaret olduğunu açıklamakla yetinmişler ve konunun özüne inememişlerdir. Bazıları ise konunun sadece ideolojik, teorik yönü üzerinde yoğunlaşmış, toplumsal ve pratik yönünü beyan etmekten kaçınarak bu inancın sadece zihinsel bir dini inançtan ibaret kalmasına sebep olmuşlardır.
  
   Bu konuda kendilerini daha uzman görenler ise, Mehdiliği ispat etmek için ayet ve hadislere müracaat ederek meselenin sadece itikadi yönünü ispattan öteye götürememişlerdir.

   Mehdilik konusunun tarihi fenomenini, felsefi, siyasi ve edebi  kavramlar ile anlatmaya çalışanlar  kavramlar karmaşası içinde boğulmaktan kendilerini kurtaramamış ve konunun özünü açıklamak yerine  insanları ve toplumları ümitsizliğe sürüklemişlerdir.

   Bu konu üzerinde  görüş ileri süren herkes meseleye kendi ideolojisi penceresinden bakmış, ideolojisinin temeli olan dünya görüşü perspektifinden değerlendirmiştir. Mehdilik konusunu bütün detaylarıyla ele alan, günümüze kadar canlı kalmasını sağlayan, dini kaynakların yanısıra  bilimsel ve akli delillerle beyan eden ve Mehdiliğin hedefinin tahakkuk bulması için mücadele veren sadece Ehlibeyt mektebi olmuştur.

   Bu araştırmadan maksadımız Mehdilik konusundaki görüşleri aktarmak ve sadece İslam inancındaki yerini ayet ve rivayetelerle açıklamakla yetinmek değildir. Mehdilik inancı insanın var oluş hikmetiyle iç içe olduğundan dolayı tarihin her kesitinde üzerinde en çok konuşulan husus olduğunu söylemek en isabetli görüştür kuşkusuz.
  Amaç Mehdilik konusunun hakikat ve hikmetinin derinliğine inmek , bu inancın insanların bireysel ve toplumsal hayatında rolünün boyutlarını ortaya çıkarmak , nasıl güncelleşmesi gerektiğini ve evrensel bir inanç olduğunu açıklamaya çalışmaktır.

   Mehdilik konusunun ne kadar önemli ve ne kadar hayati bir mesele olduğu araştırmamızın ileriki bölümlerinde görülecektir. Özellikle Şia’da, inancın temeli olan velayet ve imametin mihenk taşı, odak noktasının Mehdilik olduğu anlaşılacaktır.

   Mehdilik konusu en azından Müslümanlar arasında 1400 senedir gündemde olan bir mesele olup bir kaç yazıda  özetlememiz beklenilmemelidir. İtikadın özü bu noktada odaklandığından her söylenen söz ve işlenen konu ciddi bir şekilde beyan edilirse ancak bir sonraki konunun anlaşılmasına basamak oluşturabilir. Eğer temel niteliğinde olan öğretiler anlaşılmazsa üzerine kuracağımız bina da sağlam olmayacaktır. Yani temel sağlam olmazsa bina da sağlam olmaz, bundan dolayı açıklanan görüşler ve temel bilgileri, insan kendi içinde çok iyi bir şekilde analiz ederek kafasında yoğurması gerekir. İnsan hem düşüncesinde, hem de kalbinde bunu gerçekleştiği takdirde ilahi evrensel adalet hükümetini idrak etmiş olur, aksi takdirde sorun ve sorular hiç bir zaman yakamızı bırakmaz.

   Mehdilik inancı tahkiki bir şekilde öğrenilmezse, tarihte olduğu gibi son zamanlarda yapılan hürafe ve tahrife dayalı sözler tamamen inanca girecek ve Mehdilik inancının gerçek  çehresi ortaya çıkmayacak, insanın bireysel, toplumsal ve evrensel hayatındaki maarifler, öğretiler gizli kalacaktır.

Mehdilik inancını idrak ve anlamada ciddi bir ıslahata ihtiyaç vardır ve bu düşünce doğrultusunda- mehdilik inancıyla birlikte- dinin gerçek bir anlamda anlaşılması ve yorumlanması doğrultusunda - dinde reform değil- dini düşüncede bir ıslahatın, iyileştirmenin gerektiği hususuna da bu konunun içinde inşALLAH değineceğiz.

Konunun özünde dini maarifin, öğretilerin tamamının ciddi bir şekilde anlaşılması için kaynağından, menkul( bize ulaşan, aktarılan) maarifin ma’kul( akla dayalı) hale getirilmesi gerekiyor. Din eğer bu bağlamda gerçek manasıyla idrak edilemezse hiç birşey idrak edilemez. Nitekim günümüzdeki dini anlayış, dinin ve öğretilerinin halk arasında gerçek manada idrak edilemediğinin bir göstergesidir kuşkusuz.

   İnancın temelleri ciddi bir şekilde beyan edilirken birkaç noktaya dikkat edilmesi gerekir: Birincisi, dini inancı insan önce kendisi için öğrenir, birilerine ispat etmek için değil,  “benim şuna inanmam gerekiyor” ve “buna inanmam gerektiği için dini kaynaklardan öğrenmem gerkir” düşüncesinde olunmalıdır. Birilerine isbat etmek için dini maarif öğrenilmez, aksi takdirde bu sadece ilmi münazara, kavga ve ihtilaftan öteye gitmez.

   Biz inancımızın özünü öğrenerek inancımızın temelini oluşturmamız gerekir; kendimiz anlayalım, kendimiz inanalım, kendimiz inancımızı yaşayalım. Bu inanca sahip olmanın önem ve ehemmiyetini öğrenmemiz lazım, bu inancın insanın günlük hayatındaki rolü nedir, bunu bilmemiz gerekir, bu inancın ideolojik, teorik alt yapısı nedir ve ameli yönü nedir ve bunu nasıl pratize ederiz ve nazari-teorik mertebesinden çıkıp ameli-pratik yönünü nasıl gerçekleştirmeliyiz, hedef  bu olmalıdır. Mehdilik inancı da bu konulardan biridir.

   Bu kısa açıklamadan sonra Mehdilik konusunu, ALLAH’ın inayet ve lütuflarıyla incelemeye çalışacağız.
    
Hidayet Güneşinin Doğması Ümidiyle.


« Son Düzenleme: 27 Şubat 2010, 04:55:47 Gönderen: f_altan »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #16 : 16 Nisan 2009, 14:32:12 »
                            
                               İmamet ve Velayetin mihveri '' Mehdilik''

Kur’an açısından imamet ve velayet, nübuvvet ve risaletin devamı konumundadır. İlahi mesajı insanlığa getiren peygamberlerin hepsi birbirinin peşi sıra gelmişlerdir. Yani bir peygamber bir mesaj getirmiş ve ondan sonra gelen peygamber onun mesajını devam ettirerek bir sonraki aşamasını beyan etmiştir. Bir peygamberin nebiliği, nübüvveti biter diğer bir peygamberin nübuvveti başlar. Hz. Adem (a.s) ile başlayan bu süreç Rasulullah (s.a.a.) in nübuvveti ve risaletine kadar devam ede gelmiştir.

Resulullah’ın (s.a.a) risaleti, Hz. İsa’dan (a.s) sonra başlamış kıyamete kadar devam edecektir. Bu noktaya özellikle dikkat edilmesi gerekir. Çünkü konuyu anlamadaki temel taşlardan biri budur. Yani 124 bin peygamberin nübuvvetleri bitmiş ve en son peygamber olarak gelen Resul-u Ekrem (s.a.a.) ALLAH Teala’nın indirdiği ilahi hükümleri insanlara bildiriyor, kendisine Kur’an-ı Kerim veriliyor ve böylece ilahi hükümler menzumesi tamamlanmış oluyordu.

Rasulullah’ın (s.a.a.)  risaleti neden kıyamete kadar devam ediyor?
   Rasulullah’ın (s.a.a) üç  önemli makamı vardır; Nübüvvet, Risalet ve İmamet.

Birinci makamı: “Nübüvvet”, peyagamberin, ALLAH’tan vasıtasız olarak veya Cebrail aracılığıyla ilahi vahyi almasına denir.

İkinci makam: “Risalet”; ALLAH tealadan almış olduğu vahyi koruyup bütün insanlara tebliğ etmek, ulaştırmak ve öğretmek görevi.

Üçüncü makam: “ İmamet”; yani almış olduğu vahyi tebliğ etmek, insanlara öğretmek ve tüm dünyaya yaymakla birlikte tatbik etmek ve bu hükümleri tüm dünyaya hakim kılmak için ALLAH Teala tarafından  görevlendirilmesidir.
Nübüvvet makamında “Nebi”, Risalet makamında “Resul” ve  İmamet makamında ise “İmam’dir”.

Rasulullah’ın ( s.a.a) nübuvvetinin bittiğini ALLAH-u Teala şöyle beyan ediyor: ” MUHAMMED , sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Ancak o ALLAH’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur”. Ahzab / 40
O peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra vahiy gelmeyecek, mesaj gelmeyecek, din gelmeyecek, peygamber gelmeyecektir artık. Ama Resullullah’ın (s.a.a.) ilahi görevlerinden imamet ve velayetinin devamı söz konusudur. Çünkü kıyamete kadar vahyi koruma, kıyamete kadar tefsir, tebliğ ve uygulama görevlerinın devam etmesi gerekiyor. İmametin hedefi olan ve aslında bütün ulûlazm peygamberlerin de hedefi olan ilahi hükümleri yeryüzüne tamamen hakim kılma görevi bitmemiştir. Çünkü ilahi hükümler henüz tahakkuk etmemiştir, uygulamada tamamen yeryüzüne hakim kılınmamıştır. Bunun sebebi elbette peygamberlerden özellikle Resulullah’tan (s.a.a)  kaynaklanmıyor. Bu ilahi hedefin gerçekleşmemesinin sebebi, henüz beşeri toplumun olgunluğa ulaşamamış, toplumun ilahi adaletin hakım kılınması konusunda bunu kabullenme olgunluğuna erişememiş olmasıdır. Bunun gerçekleşmesi için insan aklının tekamule ulaşması, toplumsal olgunluğun gerçekleşmesi ve evrensel din medeniyetinin gerçekleşmesi gerekiyor. Ancak bu aşamada dinin gerçek çehresi ortaya çıkacak ve peyamberlerin hedefi tahakkuk bulacaktır. Peygamber gelmeyecek, ilahi vahyin tamamını içinde barındıran Ku’ran nazil olmuş, din kemale ulaşmıştır artık. Bundan sonra vahiy ve hüküm de gelmeyecek, din de. “.... Bugün küfre sapanlar sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın benden korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim.....“  Maide / 3

    Ayet-i celilede din, “hakim kıldım” demiyor, “kemale erdirdim” buyuruyor. Öyleyse din hakim kılınmamış ve   hakim kılınması gerekir. Yani Rasulullah’ın ( s.a.a) imamet ve velayetinin devamı şarttır. Resulullah’ın ( s.a.a)  rihletinden sonra velayet ve imametin devam etmesi gerekir. Bunun gerekçesi oldukça açıktır : Dinin hakim olması gerekir. Aksi takdirde 124 bin peygamberin getirdiği ilahi vahiy ve ilahi hedef eksik kalacak ve tamamlanmamış olacaktır.
 
Velayet ve imametin hakikat ve işlevliği anlaşılırsa, devamının gerekliliği ve İslam’ın evrenselliği de daha kolay anlaşılacaktır.

   Rasulullah ın (s.a.a) İmameti ve velayetinin pratikte işlevliği O hazretin ALLAH’ın rahmetine kavuşması ile son bulmuş ama toplumda velayet ve imametin devamlılığının gerekliği son bulmamıştır. Bundan dolayıdır ki, ALLAH-u Teala buyurmaktadır: “ Sizin veliniz ALLAH, O’nun resulü ve namaz kılıp ruku halinde zekat veren müminlerdir.” Maide / 55 
Ayette üç tür velayetten bahs ediliyor; ALLAH’ın velayeti, Resulullah’ın velayeti ve iman edip namaz kılan ve rukuda sadaka veren kişinin velayeti. Aynı şekilde:” Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin...” Nisa / 59.  Ayette üç tür itaatten bahs ediyor; ALLAH’a itaat, Resulüne itaat ve Ulul Emr’e itaat. Bunlara itaat etmeyi herhangi bir şart ve kayda bağlı kılmıyor, mutlak itaatı öngörüyor, itaat  kayıtsız şartsız farzdır. ALLAH’ın velayeti mutlak velayettir ama rasulünün ve ulul emrin velayeti ALLAH’ın emri ve izniyledir. Bu velayet, onların insanların üzerindeki velayetidir. ALLAH Tealanın izni olmadan itaat zaten farz olmaz. Ayet-i kerime bunu da beyan etmiştir: “ Biz her peygamberi ancak ALLAH’ın izniyle itaat olunması için gönderdik...” Nisa / 64. Peygamberlere itaat ALLAH’ın izniyle farzdır. Yani ALLAH emrettiyse onlara itaat farzdır, eğer ALLAH onlara itaatı farz kılmamış olsaydı hiç birisine kayıtsız şartsız itaat farz olmayacağı gibi caiz de olmazdı.

   ALLAH-u Teala kendi velayetinden sonra Resul’ün ve Ulul Emr’in velayetini teşri etmiş ve insanlara da itaati emr etmiştir. İmamet ve velayetin hakikatı Kur’an’da, nebevi sünnette, aklî ve naklî delillerle ispat edilmiştir.

   Resulullah’tan (s.a.a) sonra velayet makamına kimin geçeceği konusundan ziyade bu makamın kendisi konusunda sorun yaşanmıştır. Sakife’de bir şahsın velayeti değil, ilahi hüküm devre dışı bırakılmış oldu. Yani “Resulullah’tan sonra imamet ve velayet makamı tayin edilmiş ama bu makamda oturacak şahısta ihtilafimiz var” görüşü dile getirilmiyor, “ALLAH’ın tayin etmiş olduğu bir velayet ve imamet makamı yoktur” mantığı ile haraket edilmiştir. ALLAH’ın, imamet ve velayeti Kur’an’da beyan ettiği inkar edildi. Dikkat edilirse mesele sadece Hz. Ali’nin (a.s) hakkının gasbedilmesi değildir. Velayete, imamete gerek yok diyerek, ALLAH-u Tealanın emri devre dışı bırakılmış oldu. Bunlar ALLAH’ın emrine karşı geldiler. Yani makam engellendi, dolayısıyla bu makama tayin edilen şahıs da devre dışı bırakılmış oldu. Hz. Ali (a.s) ve bazı sahabenın Sakife’de yapılanlara itirazları; “neden Ali halife olmuyor”,değildi sadece, “neden  imamet ve velayet devre dışı bırakılıyor” düşüncesiydi, “neden ilahi iradenin tayin ettiği sistem devre dışı bırakılıyor” idi.

Diğer masum imamlar da aynı mantıkla  engellendiler; dediler ki, ALLAH Teala bu konuda bir şey söylememiştir. ALLAH-u Tealaya iftira attılar, onun emrini reddettiler, inkar edilen ilahi emirdi. Eğer Kur’an bu konuyu beyan etmemiş ise o zaman velayeti ve itaatı belirten ayetler nasıl yorumlanacak ve tefsir edilecektir?

   Şu konunun açıklığa kavuşması gerekir:  Yeryüzünde insanları yönetmek kimin yetkisindedir?  İnsanlara önderlik ve liderlik etme makamını kim belirler? İnsanlar üzerinde “velayet hakkı olan makamı” kim tayın eder? Temel sorun budur işte. Sakife’de, bu makamı belirlemek insanların elindedir, dediler. Yani demokrasi ,halk seçer dediler, bu konuda ayet yok dediler. Ama ALLAH-u Tealanın emri ise tam aksineydi. İstişare ayetini getirip, ALLAH’ın velayeti içinde yer alan “veli”, “imam” tayin etme hakkının, kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Halbuki istişare ayeti, insanların kendi işlerinde istişare etmeleri gerektiğini beyan ediyor, ALLAH’ın velayet sınırları içinde olan işler hakkında değil.
   İnsanları idare ve yönetme sistemi olan imamet ve velayet – hilafet de bunun içinde yer alır,- ALLAH’ın belirlemesi gereken bir makamdır ve Kur’an’da “ilahi ahid” olarak belirtilmiştir.

“ Hani Rabbi İbrahim’i bir takim kelimelerle denemiş, o da onları tamamlamıştı da ALLAH, “Seni insanlara imam kılacağim” demişti. O “ soyumdan da” dedi. ALLAH, Ahdim zalimlere erişmez” demişti. Bakara / 124
 
    ALLAH Teala, Hz.İbrahim’i (a.s) nübuvvet makamına seçtikten sonra O’nu risalet makamına getiriyor, ama imamet makamına tayin etmeden önce Hz. İbrahim’i (a.s) bir çok imtihanlara tabi tutuyor ve Hz. İbrahim (a.s) bu imtihanları başardıktan sonra ALLAH, O’na: “ Ben, seni insanlara imam tayin ettim” buyuruyor. Hz. İbrahim (a.s) “ilahi benim soyumdan da karar kıl” deyince, ALLAH-u Teala, imam tayin etmek benim yetkimdedir senin isteğinle olmaz, buyurmuştur.
Ayette dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
-      İmamet  ( imam, önder, halife tayin etmek) ALLAH’ın yetkisindedir.
-       İmamet ALLAH’ın ahdidir.
-       İmamet makamı zalim olanlara ulaşmaz, Hz. İbrahim’in soyundan olsa da.
-       Hz.İbrahim’in (a.s) soyundan hem zalim, hem de adil olanlar gelecektir ama sadece zalim olmayanlara imamlık makamı verilecektir.
-       İmamı seçmek insanların yetkisinde değildir.
-       Hz. İbrahim’in isteğinden de anlaşılıyor ki, bu yetki ALLAH’ın elindedir, aksi takdirde Hz. İbrahim böyle bir istekte bulunduğunda isteği reddedilmezdi.
-       “Ahdim zalimlere ulaşmaz” buyuruyor, “zalimler ahdime ulaşmaz” demiyor. Yani zalimler bu makamı ele geçirirlerse, onların oturduğu makam artık benim ahdim olmaktan çıkar ve benim halifem, imamım ve temsilcim olamazlar.
-       ALLAH, ahdini kime vermişse ancak o hak halife, insanlara önder ve imam olur.
   Sadece bu ayet-i kerime net bir şekilde beyan ediyor ki, İmamet, hilafet ve velayet ALLAH’ın yetkisinde olan bir emirdir. Sakife’de yürütülen “insanları yönetecek sistemi belirlemek insanların elindedir” mantığı, nassın karşısında görüş belirtmektir. Velayet ve imamet ALLAH’ın ahdidir ve bu makama kimi isterse onu seçer.

   Öyleyse Resulullah’ın (a.s) risaletini koruyacak, beyan edecek, tefsir edecek, tebliğ edecek olan “İmamet ve velayet” makamıdır.  İmamet, Resulullah’ın (a.s) risaletinin kıyamete kadar devam etmesini sağlayacak ilahi sigorta, ilahi güvence, ilahi sığınak ve ilahi makam konumundadır.

   İmamet ve Velayet makamına kimin seçilmesi gerektiğini, bu makama kimin layık olduğunu da ALLAH-u Teala vahiy aracılığıyla beyan buyurmuştur. Gadir Hum olayı bu makamın insanlara açıklanması, beyan edilmesi ve tescili için vuku bulmuştur. Bu makamın ilk halkasını, ALLAH, vahiy yoluyla Hz.Ali’nin oluşturduğunu ve geri kalan halkalarını da Resulullah’ın (s.a.a) aracılığıyla beyan buyurmuştur. Dolayısıyla İmamet ve Velayet makamının kıyamete kadar bütün halkaları  hiç bir boşluk bırakılmadan beyan edilmiştir. Birinci halkadan sonuncuya kadar herhangi birisini inkar etmek veya yerine başka birşey ikame etmek, ALLAH’ın irade ettiği makamı inkar ve devredışı bırakmak manasına gelir.

Emevi ve Abbbasi sultanları bu ilahi makama sahip olan imamlara zülm ederek, ALLAH’a karşı gelmiş ve Kur’an’a ihanet etmişlerdir. ALLAH’ın velilerine zülm edilmesiyle aslında insanlara zülm edilmiş, insanların kıyamete kadar bu ilahi önderlerden yararlanmaları ve risaletin hedeflerine ulaşmaları engellemiş oldu. Hakkı gasb edilen sadece imamlar değil, imamet ve velayet nurundan yararlanması gereken beşeriyet alemidir.

Velayet makamına sahip masum imamlardan onbir tanesi peygamberin risaletinin ikinci boyutunu yani vahyi koruma, beyan etme, tebliğ etme ve insanlara ulaştırma görevini gerektiği gibi yerine getirmiş hepsi de bu yoldu şehadet şerbetini içmişlerdir. Ancak risaletin nihayi hedefi olan ilahi hükümlerin dünyaya tamamen hakim olması görevini yerine getirememişlerdir. İlahi  hükümleri yeryüzüne tamamen hakim kılamamalarının sebebi, insanların bireysel ve toplumsal alanda aklî, siyasî, toplumsal ve evrensel manada tekamüle erişememiş olmalarıydı, adaleti bireysel ve toplumsal alanda  kaldıracak güce sahip değillerdi.

   Velayetin son halkası, ALLAH’ın yeryüzündeki son hücceti, nübuvvet, risalet ve velayetin hedefini hakim kılacak son hüccet ve son velayet sahibi Hz. Mehdi inancının bir mektep, bir doktirin olarak ortaya çıkmasının önemi burdan kaynaklanıyor.

   Velayetin son halkası zincirleme Rasulullah’ın (s.a.a) imamet ve risaletine bağlanmakta ve Rasulullah’ın (s.a.a) velayeti de direk olarak ALLAH’ın velayetine bağlanıyor. Buradan anlışılıyor ki, İmam’a itaat, Resul’e itaattir ve Resul’e itaat de ALLAH’a itaattir.

   Resulullah (s.a.a) ile son hüccet arasında zincirleme bir bağ var. Bu zincir halkalarından biri devre dışı bırakılırsa Velayetullah’a zarar verilmiş olacaktır. Ayrı bir ifadeyle ALLAH’ın imamet ve velayeti tayin etme yetki alanına müdahale edilmiş olunacaktır.

Emevi ve Abbasiler, İmamları şehid ederek ALLAH’ın hükmüne ihanet etmişlerdir. Bu ilahi hüccet halkaları ve velayet silsilesi aralarında hiçbir kopukluk olmadan  11.İmam Hasan-ul Askeri’ye kadar gelmiş ve ilahi hüccetlerin hepsi ilahi hedefi hakim kılma uğrunda şehadet şerbeti içmişlerdir. Son hüccet İmam Mehdi (ALLAH zuhurunu yaklaştırsın.) dünyaya gelmeden önce hassas bir dönem yaşanıyordu. ALLAH-u Teala son hüccetini saklayacaktı. 124 bin peygamberin gelmesinde, varlık aleminin yaratılış felsefesinde yatan asıl neden ilahi iradenin tamamen yeryüzüne hakim kılınmasıydı. ALLAH’ın irade ettiği sistem, yeryüzüne bu son hüccet eliyle hakim kılınacaktır. Bu gerçekleşmezse peygamberlerin tamamının getirmiş oldukları heba olacaktı.

   İmamet ve velayetin mihverini Mehdilik oluşturmaktadır. Çünkü risaletin hedefini yeryüzüne hakim kılacak makam olan imamet ve velayetin son halkasını Hz. Mehdi oluşturmaktadır. Mehdilik olmazsa, imamet ve velayetin üstlenmiş olduğu risaletin hedefini hakim kılma gerçekleşmeyecektir. İlahi evrensel adalet devleti kurulamayacak yaratılışın hikmeti tahakkuk bulmayacaktır.

Velayet Güneşinin Doğması Ümidiyle....



"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #17 : 16 Nisan 2009, 14:33:16 »
                                        Mehdilik İnancı Nedir?

Mehdilik konusunda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri şudur: Konunun başlangıcında hemen  konuyu şahısa indirgeyip “Hz. Mehdi” diye bir şahıştan bahsetme yanlışlığıdır. Mehdilik konusu işlenirken bir kişiye odaklanıp orda tartışma başlatmak veya konuyu o şahısda beyan etmeye çalışmak yapılan yanlışlıklardan biridir. Konu, temelden incelenmesi gerektiğinden direk olarak şahıs konuşulmamalıdır; Hz.Mehdi kimdir? Dünyaya gelmiş midir? Dünyaya gelmiş ise nerede yaşıyor? Neden onu görmüyoruz? Gaybette midir?, gibi soruların cevabını vermeye çalışmak, temel konular işlenmeden yanlış olduğu gibi insanı çıkmaza sokar ve sahte mehdilerin ortaya çıkmasına ve bu inancın tahrif edilmesine sebebiyet verir. Şimdiye kadar Mehdiliğin gerçek çehresinin ortaya çıkmamasının sebeplerinden biri de bu gibi yanlış alanda konuyu ele almaktır.
 

Mehdiliğin manası, ISLAMi literatürlerdeki yeri, Kur’an’da beyan ediliş şekli, Mehdiliğin felsefesi, gibi konular işlendikten sonra şahıs üzerinde konuşulması gerekir.

  Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da, Mehdilik inancı, İslam’ın bir iç meselesi ve mezhebi bir konu olarak ele alma yanlışlığı ve geçmişe yönelik bir tarihi mesele olarak algılamasıdır. Bu inanç anlatılırken, hem delillere, hem de beyan ediliş şekline bakılınca, İslam’ın iç meselesi gibi algılanabilir ama hakikatine bakıldığında müslümanları ilgilendiren itikadi bir mesele oluşunun yanısıra bütün insanlığı ilgilendiren bir konu olduğu görülecektir. Mehdilik inancı birçoklarının algıladığı gibi Müslümanlar içinde Şii -Sünni aralasındaki farklılıklardan bir değildir.
 

Mehdilik doktrini adı altında arzettiğimiz bu inancın bir açıdan İslam’ın iç meselesi olduğu doğrudur ama bu konu üç alanda ele alınması gerekiyor. 

1- Mehdilik inancına evrensel bir inanç olarak bakan ve tarihin her sayfasında canlı tutup günümüze kadar dinamik bir şekilde gelmesini sağlayan Şia mektebine mensup olanlara tanıtmak. Yani konuyu beyan ederken muhatabınız, şialar ve yararlanılacak kaynaklar, Kur’an, Nebevi sünneti, masum imamların rivayetleri, müctehidlerimizin, ariflerin, alimlerin siresi ve mütefekkirlerin görüşleridir.

2- Müslümanların iç meselesi olarak incelemek; yani ehli sünnetle veya şia dışındaki ISLAMi inanca sahip olanlara karşı ele almak. Mehdilik konusunda, ISLAM içi mezhepler arasında faklılıklar olduğu ve farklı düşünceye sahip oldukları ISLAMi literatürlerde kayd edilmiştir. Dolayısıyla Mehdilik konusu bu alanda incelendiği zaman daha doğrusu muhatap şia olmayınca ve şia olmayanlara beyan edilmek istendiğinde, bu inancın ISLAMi bir inanç olduğu isbat edilmeli ve kaynak Kur’an ve Sünnet olmalıdır; deliller sunulurken ortak kabul edilen kaynaklardan yararlanılmalıdır. Bunun dışında her hangi bir kaynak; masum imamların rivayetleri ve  müctehidlerin görüşleri pek fayda sağlamayacağından ortak kaynaklardan sağlam deliller sunulması gerekiyor ki İslam’ın bu konudaki inancı ortaya çıksın. Çünkü aksi takdirde şia olmayanlarla bu konu konuşulduğu zaman kaynakların sağlamlığı tartışmaya açılacaktır, bu da konunun farklı alanlara çekilmesine ve sonuca gidilememesine sebep olacaktır.

3-Mehdiliği evrensel ve bütün insanları ilgilendiren bir konu olarak ele almak; gayri Müslimlere karşı nasıl beyan edilmesi gerektiğidir. Bu alanda muhatab, İslam’ın zaruretlerini kabul etmediğinden, Kur’an, Nebevi sünnet veya Şia imamlarının, ulema, araştırmacı veya alimlerimizin görüşleri de kaynak ve delil olarak kullanılamaz, bu alanda akli deliller, ilmi ve bilimsel yöntemler, sosyal ilimler delil olarak sunulmalıdır. Elbette Kur’an ayetlerinin, nebevi sünnetin ve masum imamların konu hakkındaki sözlerinin ilmi ve aklı delillerle zamanın şartlarına göre beyan etmek  gerektiği de gözardı edilmemelidir.
 

Mehdilik konusunda bu üç alanın birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Önemli olan her alandaki muhatapların ortak delillerin değerlendirilmesidir. İslam dışındakilere Kur’an ve nebevi sünnet, şia kaynaklı rivayetler veya arif, müctehid ve alimlerin görüşleri -kaynak olarak kabul etmedikleri için- delil olarak sunulamaz.

  Üç tane kaynak; aklı deliller, ilmi deliller ve bilimsel deliller. Bu deliller onların kendilerinin kabul ettikleri yollarla beyan edilmelidir. Öyleyse biz herkese aynı şekilde anlatamayız dolayısıyla kaynak çok önemlidir. Asrımızda ilim, bilim, teknoloji, medeniyetler ve kültürler arası savaşı yaşıyoruz. Karşıdaki muhatabın kim olduğunun iyi bilinmesi gerekir.
 

Muhatapların içinde inatçılar, mulhidler, inkarcılar yok mudur, elbetteki vardır, her konuda olduğu gibi böyle önemli bir konuda da olacaklardır muhakkak; tarih boyunca var oldular, şimdi de var olacaklardır. Ama onlar var diye inancımızı, dinin temel konularından birini kenara bırakamayız. İspat edilmesine rağmen, inat edip kabul etmeyenler tarih boyunca var oldular ve şimdi de varlar, inancımızdan ve onu beyan etmekten vaz geçecek de değiliz.

  Biz bu konuyu işlerken sadece Şia alemi veya Ehli sünnet dünyası için ele almıyoruz. Belli zümre için beyan edilirse, farklı düşüncelere sahip olanlar olayı hurafe, efsane olarak değerlendirecek dolayısıyla Mehdilik mektebinden yararlanma yollarını insanlara kapatmış olacaklardır. Dolayısıyla hem inanan, hem de inanmayan bütün insanları ilgilendiren böyle hayati bir konuyu hakkıyla beyan edip açıklamayı ilahi ve insani bir görev olarak algılamamız gerekir.

Mehdiliğin Tanımı

   Mehdiliğin tanımı, en önemli meselelerden biridir ve konunun temel taşı, odak noktasıdır. Çünkü Mehdiliğin ne olduğu ortaya çıkmazsa  neyin üzerinde konuşduğumuz belli olmayacaktır. Belki de Mehdilikten farklı manalar kast ediliyor ve herkes kendi içinde onun savunuculuğunu yapıyordur dolayısıyla ihtilafa düşülerek inkara yöneliniyor.
 
“Mehdilik inancı, kıyamet kopmadan önce dünyanın sonu gelmeden ilahi vaad olan “ilahi evrensel adaletin” yeryüzüne, “ilahi bir hüccet”  tarafından hakim kılınmasıdır.”
   
   Tanımın her bir kelimesi önemli olup birçok hadis ve ayet-i celilenin mana ve mefhumlarından yararlanılarak ortaya konulmuş bir tanımdır. Mehdilikten bahs ederken maksadımız bu tanımdır.

Yapılan tanımda bir kaç noktanın açıklanması gerekir;

1-   Dünyanın geleceğinin ve geleceğin dünyasının nasıl olacağı hakkında ilahi vaadlar
2-   İlahi vaadların kıyamet kopmadan önce gerçekleşeceği
3-   Bu ilahi vaadın, ilahi bir hüccet tarafından gerçekleşeceği
4-   Bu ilahi vaadı gerçekleştirecek şahısın kim olduğu ve özellikleri

   Bu tanımdan sonra Mehdilik dediğimiz zaman neyi kast ettiğimiz ve ISLAM’daki mehdiliğin ne manaya geldiği anlaşılmış oluyor. Mehdilikten farklı bir mana kast ediliyorsa, o mana bizim konumuzun dışındadır. Veya kendi çıkarları doğrultusunda Mehdiliğe zoraki başka manalar yükleyenler, ISLAM düşmanlığı yapanlardan başkası değildir.

Bu inanca delilimiz nedir?


   Birinci delil, fıtrı delildir . Yani ALLAH taala insanların yaratılışında bu inancı koymuştur, insanların yaratılışında bu inanç vardır. Buna fıtrı delil denir. Nasıl ki, tevhid inancı yaratılışta varsa; “kullu mevludin vulede alettevhid illa ebevahu yunassiranahu ve yuhivvidaneh”.
“Her doğan çocuk tevhid fıtratı üzerine dünyaya gelir anne babaları onları hırıstiyan veya Yahudi  yapar”.

A- Bütün ilahi ve beşeri ideolojilerde bu görüş ve inanç vardır. İnsanlık tarihi var olduğundan beri bütün asırlarda her kavim, inanç, milliyette bu inanç var olmuştur. Yani dünyanın geleceğinin ve gelecek dünyanın parlak olacağı, adaletin bütün dünya hakim olacağı inancı her kavim ve millette var olmuştur.


1 – Hinduizm, 3-4 bin yıllık geçmişi olan bir inançtır, dünyanın sonu hakkında şöyle diyor: “Dünya bu şekilde bitmeyecektir, dünya ömrü 14 asırdan, devreden oluşur, 13 tanesi geride kalmış, biz de 14.deyiz, bu dönemde “Kalki” adında bir şahıs gelecek ve dünyaya adaleti hakim kılacaktır. Yer yüzünden fakirliği, cahaleti, kargaşayı yok edip dünyaya düzen ve nizam getirecek.”

2 - Budizm inancında da dünya bu şekilde bitmeyeceğine inanılır ve şöyle açıklar: “Bir çok mektepler, ideolojiler gelip geçecek ama “Mayt-rea” adında bir şahıs tarafından zulumler yok edilip adalet gelecek, dünya gerçek yaratılış maksadına, hikmetine ulaşmış olacak, huzur ve emniyet gelecektir.”

3- Zerdüşt inancında bin yıl devrelerine inanırlar. üçüncü bin yıl “Suşiyant” veya “Suşiyanus” isimli şahıs gelecek dünyaya adaleti hakim kılacaktır, diye inanılır.

4 -Yahudi inancında da aynı şekilde kıyamet kopmadan önce yeryüzünün tamamen adaletle dolacağına ve Mesihin geleceğine inanırlar. Bu şahısın Hz. Davud’un soyundan olacağı, İsrailoğullarını eski gücüne kavuşturacağı ve Yehova'nın saltanatını yeniden kuracak olan tanrısal kişi olarak gösterilmektedir. Elbette beklenen bu kurtarıcı Meryem oğlu İsa değildir.

5- Hırıstıyanlık inancında da  “Meryem oğlu Hz. İsa (a.s)’ın” tekrar yeyüzüne geleceği ve yeryüzünü adaletle dolduracağına inanılır. Mesih inancına göre, tanrının oğlu Mesih yeniden dünyaya gelecek, kötülükler içinde yüzen insanları bu kötülükten kurtaracak ve bağışlanmaları için çaba gösterecektir.

6- Asyada inançalar arasında bu kurtarıcının “Çin lihunk” olacağı ve gelerek dünyayı adaletle dolduracağı inancı da vardır.

7- Japonların inancında ise, “Şiminitu” denilen şahısın geleceğine inanılmakta ve kıyamet kopmadan önce bu kurtarıcının yeryüzünü adaletle dolduracağı söylenmektedir.

   Hindistan, Çin, Japon, Avrupa, Afrika ve dünyanın her yerinde insanların ortak  inançları olduğunu görmekteyiz, bu da inancın evrenselliğini, kurtarıcı beklentisinin evrensel olduğunu göstermektedir.
   Dünyanın her yerinde, her kültürde ve inançlarının ömrü 3-4 bin yıllık olan millet ve medeniyetler tarihinde herkes bu inança sahipse, bu inancın insan fıtratından kaynakladığı gerçeğini ortaya koyuyor. Ama toplumlar bu inancı farklı şahıslar, farklı isimle dile getirmektedirler, isimler ne olursa olsun değişen bir şey yok, asıl olan özün bir olması, aynı mananın kast edilmesi ve dünyanın heryerinde bu fıtri inancın beyan edilmesidir. Kıyamet kopmadan önce dünyanın sonu gelmeden, ilahi evrensel vaadın, bir şahıs tarafından hakim kılınacak olmasıdır.

B ) Psikolojik yönden: İnasanın fıtraten adalet aşığı olması ve mutlak adaleti isteme duygusunun varlığı,  fıtri olarak onu bu mutlak adaletin bir gün yeryüzüne hakim kılınacağı inancına yöneltmektedir. Psikolojik olarak insan bulunmuş olduğu toplumda; nerde bulunuyorsa bulunsun, insanın ruhiyatını incelendiğinde adalet peşinde olduğunu, adalete aşığı olduğu görülmektedir. İnsan fıtratından kaynaklanan bu ilahi sıfatı asla terk etmeyi düşünmez, asla zulmü, kargaşayı, emniyetsizliği ve cehaleti tercih etmez. İlim, kemal, adalet, ve bilimi sever. Bu fıtrı değerler bütün insanlarda vardır.
İnsanın fıtratında adalete aşık olma duygusu bireysel midir, toplumsal mıdır yoksa bütün dünya için midir? Yani insan kendisi için mi, toplum için mi, yaşamış olduğu dünya için  adaleti ister? İnsanın ruhunun derinliklerinde evrensel olan bu değerleri sadece kendisi, toplumu ve ülkesi için değil bütün  dünya için istemesi, bu inancın evrenselliğini isbat etmektedir.

C ) Dini Açıdan: Dini kaynaklar bu inancın fıtrı olduğunu belirtiyor, mehdilik inancı, ALLAH tealanın vaadıdır, ilahi vaad, evrensel adaletin yeryüzüne hakim olmasıdır.
ALLAH-u teala insanları fıtratlarının gereği olan dine yönelmelerini istemektedir.
“Yüzünü o dine hanif olarak çevir ki, ALLAH teala insan fıtartını o din üzere yaratmıştır. ALLAH’ın yaratışında ( fıtrat ve dinde)  değişme yoktur...” Rum / 30
Mehdilik inancı da dini bir inanç olduğuna göre demek ki, insanın fıtratında vardır.
Dolayısıyla fıtrı ve psikolojik olarak bütün insanlarda, sosyolojik olarak her toplumda ve dini olarak kutsal metinlerde beyan edilen inanca sahip her muvahhidde bu inanç mevcuttur.



Velayet Güneşinin Doğması Ümidiyle......


"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #18 : 16 Nisan 2009, 14:34:12 »
                                        Mehdilik ve Küreselleşme

   Mehdilik doktrininde, Mehdilik konusu bütün yönleriyle ele alınıp incelenmeli ve çeşitli alanlarıyla ilgili   çok dikkatli araştırmalar yapılmalıdır. Gündeme taşınması gereken  önemli konulardan biri, “toplumsal dinamikleri yapılandırma” veya “toplumsal kurumları oluşturma” meselesidir. Bu alan Mehdilik konusunda gerektiği gibi ele alınmamış ve diğer alanlarda olduğu gibi kendi kaderine terk edilmiştir. Halbuki bu konu Mehdilik doktrininin mihverini, eksenini oluşturmaktadır.

  İnsanoğlunun bilimsel dallarda ilerleme kaydetmesi, teknoloji ve iletişimde  bunu zirveye ulaştırması  dünyayı küçülterek bir şehir belki de ileride bir köy  halini almasını sağlayacaktır.  Küreselleşme diye adlandırılan bu süreç düşünürlerin araştırma yaptıkları en önemli konulardan biridir.

   Küreselleşen bir dünyada inancın ekseni konumundaki Mehdilik doktrininin bireysel inanç yönünden ziyade toplumsal ve evrensel yönü beyan edilmeli, insanlığa armağan edilen bu ilahi idare sisteminin itikadi ve inanç kaynaklarının yanı sıra bilimsel ve günümüz şartlarına göre İslam medeniyeti diliyle açıklanmalıdır.

   Küreselleşme, zatında olumlu bir gelişme ve kaçınılmaz bir gerçektir. Globalizm veya küreselleşmeye sadece bir teori olarak bakmak  yanlıştır. İlim ve teknolojinin gelişmesi, topluma sunduğu imkanlar ve insanoğlunun akli yeteneklerini kullanma yönünden tekamüle ermesi, küreselleşmeyi zorunlu hale getiriyor. Küreselleşmeyi  insanlık adına ileriye yönelik ümit verici bir adım olarak algılamak gerekir.

   Mehdilik doktrini küreselleşmiş bir dünyada gerçekleşebilir ancak. Evrensel bir adalet devleti kurma hedefine sahip Mehdilik doktrini, bu adalet sistemini bütün bir yeryüzüne hakim kılma hedefini gütmektedir, belli bir ülkeye veya sadece İslam ülkelerine değil. Öyleyse küreselleşmenin, Mehdilik doktrininin ön şartı ve mukaddimesi olarak gerçekleşmesi gerekiyor denilebilir. Globalleşmeye bu açıdan bakıldığında olumlu bir gelişme, gerçekleşmesi gereken bir aşama olduğu söylenebilir.

   Batı dünyası küreselleşmeyi gündeme getirirken bazı Müslüman düşünürler buna karşı çıkmakta ve bunun savunulmaması gerektiğini dile getirmekte, küreselleşmeyle dünyanın tek kutuplu olacağı ve  Batı dünyasının sultasını kabullenmek anlamına gelebileceği vehmine kapılmakta ve küreselleşme karşıtı düşünceleri yaymaktadırlar. Böyle bir  endişenin oluşmasında Batı’nın mevcut askeri , ekonomik ve medya dalındaki üstünlüğünün  etkili olduğu  söylenebilir.

  Ancak Müslüman düşünürlerin yaptıkları hata küreselleşme ile neyin küreselleşeceği konusudur. Maalesef küreselleşmeyi Batı kültürünün dünyaya hakim olması olarak algılamaktadırlar. Küreselleşme eşittir Batı kültürü olarak değerlendiriyorlar. Halbuki  dikkatli incelenirse küreselleşmenin ortaya çıkması engellenemez ve kaçınılmaz bir gerçek olduğu anlaşılacak ve küreselleşme alanında çaba sarf edilmesi gerektiği görülecektir. Birinci aşamada küreselleşmenin ne olduğu ve kaçınılmazlığı incelenmeli ikinci aşamada ise neyin küreselleştirilmesi gerektiği ele alınmalıdır. Birinci aşama çok açık, gerekli ve kaçınılmaz olduğundan ona değinmeye gerek görmüyoruz. Çünkü İslam’ın asıl hedefi din medeniyetini, dinin evrensel hüküm ve söylemlerini dünyaya hakim kılmak ve küresel bir sistem kurmaktır. Böyle bir sistemin gerçekleşeceğine inanmayan veya bunu bir ütopya olarak gören Müslüman düşünürler, kendi acizliklerini örtbas etmek için küreselleşmeyi Batı kültürünün hakimiyetiyle eş değerde görmekte ve küreselleşmeye karşı çıkmaktadırlar.

   İkinci aşama ise neyin küreselleşmesi gerektiği konusu olup bu alanda iki proje kendisini hissettirmekte ve bu hedef doğrultusunda hızla ilerlemektedir.

Birinci proje: Dünyayı batılılaştırma, yani Batı kültürünü küreselleştirip dünyaya hakim kılma projesidir. Bu proje en tanınmış proje olarak bilinir. Bu proje, globalleşmeyi sağlayacak bütün imkanlardan ve potansiyel bütün güçlerden yararlanarak dünyayı batılılaştırma yolunda hızla ilerlemektedir. Üzerinde bir iradenin var olduğu hissedilen bu proje, toplumların tabii seyri ile arzuladığı bir proje değil, bir dayatma ile kabullendirilmeye çalışılan ve dünyayı istedikleri gibi şekillendirmek isteyen, istediklerinde değiştirme hakkını kendilerinde bulundurmak isteyenlerin düşünce ve projesidir.

İkinci proje: Mehdilik doktrini, dünyaya „ilahi iradenin“ hakim olmasını ve beşeri toplumun ilahi irade ile idare edilmesini isteyen projedir. Mehdilik, dünya toplumlarını ilahileştirme, ilahi çizgiye yönlendirme hedefini taşımaktadır.

Batılı  birçok düşünür ve bilim adamı bu ikinci projeden, yani İslam’ın projesinden habersiz olduklarından, dünyanın geleceğinin ve gelecekteki dünyanın şekillenmesini sağlayacak yegane sistem ve kurtuluş reçetesi olarak birinci projeyi görmekteler. Buna karşılık bazı Müslüman düşünür ve ilahiyyatçıları da İslam’ın dünyanın geleceği ve gelecek dünya için bir proje, plan ve sistemi olmadığını düşünerek toplumlara empoze edilmek istenen birinci projeyi destekleme acizliğine düşmekteler. Bazıları ise birinci projenin tehlikesini sezdiklerinden ve alternatif bir düşünce, reçete ve sistem ortaya koyamadıkları için küreselleşmeye karşı çıkmaktalar.

   Her iki projeyi kısaca karşılaştırdığımızda  aralarındaki fark ortaya çıkacak ve Müslümanlar olarak ne kadar büyük bir nimete sahip olduğumuz görülecektir.

   Her iki projenin ortak yanları da vardır; Çünkü her ikisi de dünyanın küreselleşmesini istemekte, global bir dünya oluşmasını beklemektedirler. Ayrı bir ifadeyle dünyadaki gelişmeler ve ilerlemeler sayesinde, iletişim ve haberleşmenin hızla ilerlemesiyle,  yeni buluşlar, gelişmeler sayesinde dünyanın daha da küçülerek bir köy haline gelmesini dört gözle beklemekte ve bunun için de uğraş vermektedirler. Her iki projenin de ortak noktası dünyayı kendisine vatan seçmiş olması, kendisini milli ve coğrafi sınırlarla sınırlandırmamış olmasıdır.

   Globalleşme yolunda bu iki farklı projeyi birbirinden ayıran özellikler, onların mahiyet ve hakikatını ortaya koyuyor; „batılılaştırmak“ ( beşerleştirmek ) ve „ilahileştirmek“.

Birinci ayrılık noktaları: Batılalıştırma projesinde eksen „insan“dır, İlahileştirme projesinin mihverinde ise „ALLAH“ vardır.

İkinci ayrılık noktaları : Öğretilerinin kaynağı, hakikati tanıma yöntemi, varlık alemini ve gerçeklerini tanıma araç ve vesilesidir.

   İnsan eksenli batılılaştırma projesi, duyu ve tecrübe, tahlil, analiz ve akıl gibi temellere oturtulan bilim ile sınırlıdır ( Posivitizm, Rasyonalizm, Realizm v.s.). Bu projeye göre, gayb alemi diye bir şey olmadığı gibi ona iman da söz konusu değildir. Bu projenin manevra alanı maddi âlem olduğundan, mevcut, görünen, hissedilen varlıklar üzerinde uğraşır .Dolayısıyla duyu, tecrübe ve pozitif ilim ile her şeye ulaşılacağına inanılır. Dünyaya bakış açısı „maddi dünya görüşü“ olduğundan her şeyi onunla ölçer. Öğretilerinin kaynağı maddi âlemdir. Varlık âlemini ve gerçeklerini tanıma araç- gereçleri duyu organları ve akıl, hakikatı tanıma metodu tecrübe ve deneydir.

   Ama Mehdilik doktrininin maarifet binasında, kuru aklî bilgilerin, duyu organlarıyla elde edilen hissi ve deneysel ilmlerin yanısıra gayb ve şuhud âlemi de varlığını hissettirmektedir. İnsanın batınında var olan ilm-i huzuri ve kalbi şuhudlar hakikatlere ulaşmak için insanı hem âlim ve bilim adamı yapan, hem de hakim ve kerim kılan maarife sahiptir. Bu ikinci projenin öğretilerinin kaynağı maddi âlem ve gayb âlemi, hakikatları tanıma ve anlama araç gereçleri ise duyu organları, akıl, fitri ve batınî bilgiler ( ilm-i huzurî) ve kalb ( kalbi şuhudlardır).

Üçüncü ayrıldıkları nokta: İnsan eksenli batılılaştırma projesi, modernite ekseninde dönmektedir. “Modernite” henüz insanlara tam olarak anlatılamayan ve ne olduğu netlik kazanmamış bir kavram olsa da hakikatında “geleneksellik” demektir. Ama Mehdilik doktrininde herşey “Şer’e” dayalıdır.Oluşturulmak istenen toplum dini ve ilahi renkli olacağından mukaddes şeriat yönlendirici ve tayin edicidir. Hükümleri, kanunları ve kırmızı çizgileri din belirler.

   Bu alanda Batı kültürünün oluşturmak istediği insan tipi humanist bir insan olacaktır. İnsan, mihver olup merkezde yer aldığı ve gayb aleminden ve metafizikten uzak olduğu için, diğer bir deyimle toplumu sekulerleştirmek istediklerinden, insanın kendisi kanun koyucu olacaktır. Yani yasama, yargı ve yürütme tamamen insanın yetkisinde olacaktır. Böylece dini ve şer’i hükümler tatil edilecektir. Çünkü humanizm, sekulerizm ve geleneksellik ( insanların örf, adet ve istekleri ) ile din asla bağdaşmaz. Zira ilahi eksenli, din eksenli humanist bir toplum tasavvur etmek mümkün değildir. Bu düşüncenin özellikleri; birincisi insan eksenli, yani humanizm, ikinci özelliği pozivitizm, üçüncü özelliği rasyonalizm, dördüncü özelliği sekulerizmdir.

   Mehdilik doktrini ise insanı ilahi değerlere sahip olmaya, ilahi sıfatları kazanmaya yöneltmekte ve insanın maddi yönünü değil ruhunu kemale ulaştırmak ve likaullah makamına varmasını sağlamaktır.

Dördüncü ayrılık noktası: Mehdilik doktrininde insan ile yaratıcısı arasında manevi ve imani, diğer insanlarla ise şefkate dayalı ve duygusal bir bağ vardır. Yaratıcı ve toplum bireyleri arasındaki bu irtibat hissedilir ve zati bir irtibattır. İnsan, yaratıcısını dikkate almadan hiç bir şeyi düşünümez ve yapamaz. İnsan „ilahi mihverli“ oldu mu, yaratıcısı ile arasındaki  zati olan bu manevi bağdan ve toplumun bireyleriyle arasındaki şefkate dayalı bağdan dolayı sorumluluk üstlenir ve kendisinin dışındaki insanları da düşünmek inceliğini göstererek egoistlik ve bencillik sıfatını kendisinden uzaklaşır ve evrensel düşünür. Kendisini yalnız hissetmeyen insan, kendisini ALLAH’ın muhitinde ve velayet sınırları içinde görür. Ama bu özellik batılılaştırma doktrininde yoktur. İnsan eksenli, humanist, madde ötesi alemle irtibatı önemsemeyen hatta gayb alemini inkar eden rasyonalist, gelenekselliği kabullenmiş sekuler düşünceye sahip bir doktrinde bu bağ ve sorumluluk duygusu kesinlikle söz konusu olmadığı gibi bencillik, menfaatperestlik, sömürü, tahakküm düşüncesi kendisini göstermektedir.

Beşinci ayrılık noktaları: Mehdilik doktrininde, insan kendisini, ilahi iradenin dünyaya hakim olması için mücadeleye hazırlar ve her şeyi şeriat hükümleriyle yapar. Bütün yapacaklarını şeriat belirler; haramlar, vacipler, mekruhlar, sünnetler hepsi insanın amellerinin tümünün niteliğini tayin eder. Yani mehdilik doktrininde bir insan ilahi hükümlerden bağımsız sınırsız bir özgürlüğe- ekonomi, fikir, siyaset, kültür, ahlak v.s alanlarında - sahip değildir.

  Ama insan eksenli doktrinde bunlar söz konusu değildir. Bu düşünce tarzında her şey mubah olarak görülür, böyle bir düşüncenin hakim olduğu toplumda haram, helal, vacip, müstehab, mekruh gibi terimlerin manası yoktur ve tamamen „liberal“ bir düşünce hakimdir. Dünyanın batılılaştırılması gerektiğini düşünen doktrinde hem toplumun liberal, hem de bireylerin liberal olması öngörülür. Bu hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görür ve her alanda sınırsız bir özgürlüğü savunur.

   Mehdeviyet doktrini, İslam medeniyetinin özüdür. Her medeniyetin, insan gibi bir doğuşu, bir gençlik ve gelişme dönemi, bir de yaşlanma ve neticede yok oluş dönemi vardır. Her medeniyet doğduğu günden itibaren her gün sona doğru bir adım daha yaklaşmaktadır.

   Resulullah’ın(s.a) getirmiş olduğu İslam medeniyeti, tarih boyunca “velayet” inancıyla garanti altına alınması ve her masum imamın bu medeniyeti bütün yönleriyle; itikadi, ilmi, ahlaki, siyasi korumuş olmaları, özellikle Şia mektebinde velayet inancının bu medeniyetin mihverini oluşturması İslam medeniyetinin günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Ve İslam medeniyetinin son aşaması, ahir zaman diye tabir edilen kıyamet kopmadan önceki zamanda yok oluşuyla değil kemale ulaşmasıyla son bulacaktır.

   İslam medeniyeti, "Kadir Hum Mektebi" ile garanti altına alınmış, "Kerbela Mektebi" ile korunmuş ve daha sonra gelen ilahi hüccetler bu mektebleri tebliğ edip yaşatmış ve kıyamet kopmadan öncede "Mehdilik Mektebi" ile bütün dünyaya hakim kılınacaktır. İslam medeniyetini hakim kılacak Mehdilik doktrinin ön şartı mehdevi toplumun oluşmasıdır. Mehdevi toplumun oluşması, mehdiliğin teorik ve düşünce olarak globalleşemesine, mehdevi kültürün yaygınlaşıp küreselleşmesine bağlıdır.

Velayet Güneşinin Doğması Ümidiyle...

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #19 : 16 Nisan 2009, 14:35:42 »
                                             Din Medeniyeti ve Mehdilik

Din medeniyetinin temeli

   Yeryüzünde Hz. Adem (a.s) ile başlayan dünya hayatı ve insanlık tarihi, yaratılış hikmetinin yeryüzünde tahakkuk  bulmasıyla son bulacağı, dini literatürlerde ve ilahi öğretilerde açık bir şekilde beyan edilmiştir. Ve bunun kıyamet kopmadan önce gerçekleşeceği Kur’an’ın kesin hükümlerinden olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

  Hz. Adem (a.s) ile bu hedefin ilk temel taşı koyularak bu hedefin sona doğru ilerleme süreci başlamış oluyordu. Aynı zamanda, insanoğlunun “Marifetullaha” ulaşmasını öngören ilahi kaynaklı din medeniyetinin karşısında, bu hedefe ulaşmayı engelleyen şeytani vesvese ve düşünce de daha ilk günlerde varlığını hissettirerek, insanlık tarihinin son merhalesine kadar sürecek savaşı başlatıyordu.

  Bir tarafta yaratanın irede ettiği ilahi maarifin hakim olması, diğer tarafta ise bu hedefin gerçekleşmemesi için mücadele veren, temelini İblis’in attığı şeytani düşünce. Aslında şeytanın hakim kılmak istediği bir hedef yoktur, onun hedefi ilahi iradenin hakim olmasını engellemektir. Dolayısıyla nerde nisbi hak varsa, orada şeytan vardır, mutlak hakkın hakim olduğu yerde veya  hakkın  olmadığı yerde şeytan, şeytani düşünce ve vesvese de yoktur. Çünkü mutlak hakkın olduğu yere şeytan nüfuz edemez, hakkın olmadığı yerde ise şeytanın olmasının manası yoktur.
 

Şeytanın insanlar üzerinde doğrudan bir hakimiyyet ve tasallutu olmadığından kendisine yardımcı ve onun eliyle hakkın hakim olmasını engelleyecek insanlara ihtiyaç duyması hak cephesinin avantajlarından sayılır; ilahi nurdan yararlanıp hak cephesinde yer almayan bütün insanlar, ilahi hedefin tahakkukunu engelleyen şeytanın ordusu ve yardımcılarıdırlar. Dolayısıyla insanlar hidayete ulaştı mı şeytanın yanında yer alıp ilahi hedefin gerçekleşmesini engelleyecek kimse de kalmayacaktır, şerytan da tek başına zaten birşey yapma gücüne sahip değildir.
 

İnasanlık tarihinin ilk gününden, ilahi hedefin tahakkukuna kadar, gelmiş ve gelecek bütün sistem ve hakim güçlerin tek hedefi, şeytanın vesvese ve aldatmasıyla, “din medeniyetinin” hakim olmasını engellemektir.

  Şeytanın, en küçük toplum olan Hz.Adem (a.s) ve Hz. Havva’dan oluşan aileye nüfuz edemiyeceği kesindi. Çünkü Hz.Adem (a.s) berzah alemindeki cennette bu tecrübeyi yaşamıştı. Dolayısıyla şeytan, kendisine yardımcı bulmak için ikinci nesli beklemek zorundaydı ve nihayetinde düşünce ve hedefini uygulayacak yardımcıyı bulmuştu; Hz. Adem’in (a.s) oğlu Kabil. İkinci neslin dünyaya gelmesiyle savaş da başlamış oluyordu ve yeryüzünde şeytan ilk başarısını kazanmış; fesad çıkarıp kan akıtmayı başarmıştı, hem de insanın eliyle.
  ALLAH-u teala, zamanın şartları ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, ilahi dinin ve din medeniyetinin şeri hükümlerini peygamberler aracılığıyla peşi sıra göndermekle insan için belirlenmiş hedef doğrultusunda insanın bireysel ve toplumsal tekmulünü sağlıyordu. Diğer cephedeyse şeytan, yardımcı ve askerlerinin sayısını çoğaltıp, bu din medeniyetinin tekamulünü ve hakimiyetini engellemeye çalışıyordu.

Din medeniyetinin sistemleşmesi

   Hz. Nuh (a.s) zamanına kadar, hak-batıl, diğer bir deyimle “ilahi kaynaklı din medeniyeti” ile şeytani düşünce arasındaki savaş; bireysel ve bölgesel, en şiddetli bir şekilde devam ediyordu; hak cephesinde insan bireysel olarak daha da tekamüle ulaşıyor, şeytan da yeni hileler, vesveseler, engeller çıkarıyor insanların hakka teslim olmalarını engelliyordu.
   Hz. Nuh (a.s) ile ilk defa bireysel hükümlerin yanısıra toplumsal hükümler şeriat kalıbında insanlara nazil oluyor, bireysel ve bölgesel mücadelenin yanısıra toplumsal ve evrensel savaş başlıyordu.

   950 yıllık mücadele ve zahmetlerin neticesinde Hz. Nuh ( a.s.), rivayetlerin belirttiğine göre sadece 80 kişinin hidayete ulaşmasına vesile olabilmiş, şeytan cephesi ise toplumun çoğunluğunu oluşturuyordu. Günümüzde olduğu gibi güç, sermaye ve çoğunluğun hak ölçüsü olduğunu düşünenler, ALLAH’tan gücünü alan ilahi cephenin zaferinin kaçınılmaz olduğunu ve bir gün onların saltanatlarını alt üst edeceğını kavrayamıyorlardı. Derken Hz.Nuh (a.s) tufanıyla şeytani cephenin yardımcıları yeryüzünden silindiği gibi, şeytani düşünce de yok oluyordu. 

   Tufan sonrası savaş sekteye uğruyor, hak cephesi zaferinden sonra “din medeniyetini”, tekamule ulaştırma yolunda bu defasında bir kişi değil, şeytanın nüfuz edemediği salihlerden olan 80 kişi mücadele veriyordu. Hz. Nuh ( a.s) bu salih kulları dünyanın çeşitli bölgelerine gönderek, her bölgede toplum oluşturmalarını ve ilahi hedefi, din kültürünü, din medeniyetini yaymaları için görevlendiriyordu.
   Şeytanın, ilahi hedefin önünde engel olabilmesi için tekrar kendisine yardımcı bulabilmesi için gelecek nesli ve yeni toplumların oluşmasını beklemesi gerekiyordu. Çünkü şeytanın salih kulları vesvese edip aldatarak fesad çıkarması mümkün değildi.

Din medeniyetinin olgunlaşması


  Hz. İbrahim (a.s) dönemi ile din medeniyeti bambaşka bir boyut kazanıyor; batıl cephesi daha güçlü ve daha değişik  bir sistemle ortaya çıkıyordu. Artık bireyler, şeytan cephesinde yerini sisteme bırakmış, isyanın boyutu büyümüş, “ilahlık” iddiasi ortaya çıkmış, bireyler de bu sistemin kulları durumuna düşümüşlerdi. Batıl ve şeytani cephe, dünyaya hakim olmuş,her taraf şirk diyarına dönüşmüştü. 
 

Hak cephesi ise daha donanımlı, daha güçlü bir şekilde varlığını göstermesi gerekiyordu. Hz.İbrahim-i Halilullah (a.s) ortaya çıkıyor, hem de tek başına, putperestlik, şirk ve küfr ortamından uzak bir diyarda eğitilerek. Bir taraftan, en büyük silah olan akıl silahıyla, beyinleri boşaltılmış, akıllarının kullanılmasına izin verilmeyen topluma akıllarını kullanma yöntemini öğreterek, yıldıza, aya ve güneşe tapan insanları, “Tevhid-i Muhabbet” ve “Tevhid-i Nizam” metodunu kullanarak fıtrata yöneltip, din medeniyetinin zeminini oluşturuyor, diğer taraftan evlerdeki ve puthanedeki putları “Tevhid- Kudret” ve “Tevhid-i İbadet” yoluyla yıkıyordu.“Putkıran İbrahim” lakabını alması aslında bu zahiri putları devirmesinden ziyade zihinlerdeki ve kalplerdeki putları kırması olsa gerek. Yüce Yaratıcı da, kulların fıtratlarına dönmelerini ve akıllarını kullanmalarını sağlayarak insanların “Tevhid-i Fıtrata” yönelmelerini irade ediyor ve hak cephesinin gittikce güçlenmesaini sağlıyordu. Derken şeytani cephe temsilcisi, ilahlık taslayan Nemrut çareyi Hz.İbrahimi( a.s) ateşe atmakta görüyordu, ama ilahi mucizeden gafil bir şekilde. Yüce Yaratan, peygamberini küfür ordusunun elinden kurtarıyor ve hak- batıl ordusunun karşı karşıya geldiği savaşta en küçük ordusu sineklerle, şeytani cepheyi yeryüzünden siliyordu. Yine savaş, hak cephesi ve din medeniyetinin zaferiyle sonuçlanıyordu.Hz. İbrahim(a.s) gelecekte Tevhid’in, “din medeniyetinin” merkezi olacak “Kabe’nin” temelini atıyor. Hz.İbrahim’den (a.s) sonra bu din medeniyeti, Âl-i İbrahim (a.s) tarafından dünyanın her tarafına yayılırken, İblis, bu medeniyetin karşısına şeytani düşünceyi çıkarmak için kendisine yaver arıyordu. Hz.İbrahim’den (a.s) sonra Hz. İshak ( a.s), Hz.Yakup (a.s) ve Hz. Yusuf (a.s) Hz.İbrahim (a.s) şeriatını tebliğ ediyor ve din medeniyetinin hakimiyeti için mücadele veriyordu.

Din medeniyetinin toplumsallaşması
   

Tarihde ilk defa Hz. Yusuf (a.s) aracılığıyla, ilahi maarifle eğitilerek düzenli, derli- toplu bir toplum haline getirilen Hz.Yakub’un (a.s) soyunden gelen İsrailoğullarıdır. Hz.Yakub’un (a.s) oğlundan, gördüğü rüyayı kardeşlerine anlatmamasının altında yatan sebep  görünürde Hz. Yusuf’un canını korumakla birlikte iki noktaya da işaret etmektedir; birincisi “sır saklama”, yani ilahi sırrı korumanın önemi diğeri ise Hz.Yusufu’un gelecekte oluşturacağı “din medeniyetinin toplumsallaşmasının” şimdiden engellenmemesi. Hz. Yusuf’un (a.s) din medeniyetini hakim kıldığı topraklarda, şeytan tekrar sahneye çıkıyor ve geçmişte yaptığı gibi kardeşler arasına fitne sokarak İsrailoğullarını birbirine düşürüyor ve bölünmelerini sağlıyordu. Hak-batıl savaşının alanı gittikce genişliyor; ilahlık, şeytani cephenin silah ve techizatının çeşitliliği ve insanların şeytanlaşması ve derken bireyesel mücadeleden toplumsal savaşa geçiş başlıyor. Bütün bunların karşısında, ilahi cephenin önderleri daha geniş ve güçlü donanımla gelerek, bir taraftan ALLAH’ın lütüf ve inayetlerini insanlara gösteriyor, diğer taraftan batılın, ne kadar güçlü olursa olsun hakkın karşısında dayanacak gücü olmadığını ispatlıyordu. Hz. Musa (a.s) zamanına kadar şeytani cephe tekrar toplumlara hakim olmuştu.

  Diğer bir Ulu-l azm peygamber olan Hz. Musa (a.s) her türlü engellemelere rağmen dünyaya geliyor. Şeytani cephede yine bir sistem var, ilahlık iddiasında bulunan Firavuni düşünce, artık evlerde kendi elleriyle yapıkları put yok, kendi istekleriyle kabul ettikleri kafalardaki put var; “Firavunun ilahlığı” var insanların beyninde. Şeytani cephe bunu öğle ustaca yapmış ki, küçük bir azınlık hariç, insanlar kendi istekleriyle bu ilahlığı kabullenmişler; Kur’an’ın beyanıyla, şeytani cephe temsilcisi Firavun, kavminin beynini boşaltmış, “ilahlık” konusunda yeni kriterler, yeni ölçüler koymuş ve kavmi de bunu kendi rızalarıyla kabullenmişdi. Müneccimler bir taraftan, sihirbazlar diğer taraftan insanların en zayıf noktası olan hakkı anlama noktasında duyu organlarının yeterli olduğu düşüncesini hakim kılmışlardı. İnsanlar, görmedikleri, dokunamadıkları, kendisiyle konuşamadıkları bir ilaha inanmakta zorluk çekiyorlardı.
 

Hz. Musa (a.s), ALLAH’ın iradesiyle bu tağut ve şeytani cephenin yuvasında, onların eliyle büyütülüyor. Firavun, geleceği beklenen bu ilahi önderin dünyaya gelmemesi için toplu katliamlar, günümüz tabiriyle devlet terörü gerçekleştiriyordu ama bütün çabaları nafileydi. ALLAH, hüccetini, devlet idaresini öğrenmesi, tecrübe kazanması ve tağutun zaaflarını yakından görmesi için şeytani cephenin evinde büyütüyor. Hz. Şuayb’ın (a.s) yanında 10 yıllık çobanlıktan sonra tağuti ve şeytani güçlerle mücadeleye hazır hale geliyor. Düşmanın silahının karşısında kendisine gerktiğinde kullanması için “Asası”, “Yedi beyza” gibi mucizeler veriliyor.
 

Hz. Musa (a.s) peygamberliğe başladığı anda ALLAH’tan, kardeşi Harun’u kendisine vezir ve vasiy olarak karar kılmasını istiyor, ALLAH-u teala da bu isteğinin yerine getirildiğini beyan buyuruyor. ( Taha/ 35.36).

  Hz. Musa’nın (a.s), Firavun’dan isteği, İsrailoğullarını kendisine teslim etmesi ve o diyarlardan götürmesiydi. Hz.Musa’nın (a.s) hedefi onları Mısır’dan çıkarıp Beyt-ul Mukaddes'e götürerek orda din medeniyetiyle eğitip ALLAH’a kul olmalarını sağlamaktı. Tabi ki Firavun buna razı olmayacak ve savaş başlayacaktı. Derken Hz. Musa (a.s) ile Fıravun saltanatının sihirbazları ve büyücüleri arasında bir yarış gerçekleşiyor. Hz.Musa’nın  (a.s) içinde bir korku ve endişe vardı; yıllarca Firavunun saltanatında eğitilmiş, hak- batılı ayırt edemiyen bu halk sihirle mucizenin farkını anlamazlarsa ne olacak? ALLAH-u teala öyle bir plan hazırlamıştı ki, hiç bir endişeye gerek kalmadan halk iman edecekti; sihirbazlar büyülerini herkesin yanında sergilerken ALLAH, Hz. Musa’ya elindeki asasını yere atmasını emr ediyor, Hz.Musa asasını yere atar atmaz, sihirbazlarin sihirleri batıl oluyor; sihirbazların yılan olması için meydana attıkları birkaç ip parçasından başka birşey görünmüyordu meydanda. Bunu gören halk hayretler içinde kalarak, “Musa daha büyük büyücüdür” demeye fırsat kalmadan, büyü ile mucizenın farkını anlayan sihirbazlar “biz Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik” diyerek secdeye kapanırlar ve böylece halk da gerçeği görmüş oluyordu. Hz.Musa’nın (a.s) endişesi ve korkusu da böylece yok oluyordu.

  Hz.Musa (a.s) kendisine iman eden kavmiyle birlikte Mısır’dan çıkıp hicret ediyor, Firavun buna izin veremezdi tabi ki, çünkü Firavun, Hz.Musa’nın (a.s) nereye gittiğini ve neyin peşinde olduğunu biliyordu. Hz.Musa’nın (a.s), şeytani cephenin karşısında, evrensel “din medeniyetini” toplumsal alanda da güçlendirmek için hicret ettiğini ve insanları şeytani sistemin nüfuz edemiyeceği bir yere götürdüğünün farkındaydı. Nil nehrine kadar onları takip edip yakalayarak bu hedefine ulaşmasını engellemek istiyordu. Hz.Musa (a.s), Nil nehrini yarıp israiloğullarını nehirin ortasından geçirirken, bunun bir mucize olduğunu anlayamayan ve kendi gücüne ve kudretine güvenen bu şeytani sistem temsilcisi mağrur Firavun ordusuyla birlikte Nil nehrine dalıyor ama bunun kendisi ve şeytani cephenin sonu olacağından habersizce garkolup gidiyordu.
 

Hz. Musa (a.s) kavmini tağutun elinden kurtardıktan sonra uzun yıllar onların eğitimiyle meşgul oluyor ve imanlarını güçlendiriyordu. Din medeniyeti zafer kazanmış, batıl ve şeytani cephe tarihin o sayfalarından silinmişti.
   Derken tekrar şeytan, İsrailoğulları arasında fesad ve fitne çıkaracak iki yaver bulmuşdu kendisine; biri para ve servetin sembolü “Karun”, diğeri heva-heves ve şehvet sembolü “Samiri”. Samiri, günümüz sinema ve filimleri teknoloji ve bilgisayar teknikleriyle üreterek insanları aldatan siyonistler gibi israiloğullarını haktan uzaklaştırmak için altından buzağı yapıp ona tapmalarını sağlıyordu. Karun ise günümüzde siyonistlerin ellerinde bulundurdukları ve insanları kendilerine köle yaptıkları sermaye ve maddiyatı kullanarak insanları dünyaya bağlıyor ve maddi hayatı özendiriyordu.
   

Tekrar şeytanın cephesine meyleden bu kavme Hz.Musa (a.s) nifrin ediyordu. Hz.Musa’nın (a.s) bedduası sonucu israiloğulları 40 yıl boyunca sefil ve avare olarak yaşıyorlar. Hz.Musa’dan (a.s) sonra şeytani düşünce güçleniyor ve topluma hakim oluyordu.
   Hz.Musa’dan (a.s) sonra Hz.Davud ve Hz.Süleyman (a.s) zamanına kadar bu savaş süre gelmiş ve hak cephesi hep azınlıkta kalmış ve  şeytani düşünce topluma hakim olmuştu.
 

Hz. Davud (a.s) ile tekrar güçlendirilen din medeniyeti, Hz. Süleyman (a.s) döneminde zirveye ulaşmasıyla peygamberler döneminin en parlak çağını yaşıyordu denilebilir. Şeytani cephenin en aciz kaldığı dönemlerden biri olan bu dönem, hak cephesinin ve din medeniyetinin ne kadar güçlü olduğunun bir nişanesidir. Tarihin o sayfalarında dikkat çeken diğer önemli bir nokta Süleyman mabedinin yapımında etkin olan “duvarcı veya duvar ustası” manasına gelen “masonların” da o zaman ortaya çıkmasıdır.

  Şeytanın onca dostu ve yarenlerinin varlığına ve onca hile ve sistemlerine rağmen ALLAH-u teala  ilahi bir hüccet aracılığıyla tağutun bütün saltanatını yok etmeye kadir olduğunu öğretiyor insanlara. Ama bu nimetin kadrini bilmeyen hak yolcuları, Hz. Süleyman’dan (a.s) sonra kardeş kavgalarıyla bu hakimiyetin dağılmasına ve şeytani düşüncenin tekrar topluma nüfuzuna sebep oluyordu. Hz.Süleyman’dan (a.s)  sonra bu saltanatın mirascısı olan israiloğulları ikiye ayrılmış; “İsrail” ve “Yahudiye” diye iki devlete bölünmüşlerdir.
   Hz.İsa (a.s) zamanına kadar bu iki devlet birbirleriyle savaşarak güçlerini yitirmiş ve neticede putperest ve müşriklerin bütün ülkeye hakim olmasına sebep olmuşlardır. Tekrar şeytani düzen hakimiyetini kurarak hak cephesinin yeni ilahi bir hüccete ihtiyacını doğurmuştu.

   Hz. İsa (a.s) dönemi, önceki peygamberlerin döneminden çok daha farklı bir zaman dilimiydi; Hz.İsa’nın (a.s) mücadele etmesi gereken insanlar, önceki peyamberlerin getirdiklerini tahrif ettikleri halde onlara inandıklarını söyleyen zahirde hak cephesinin tarftarlarıydı. Yani şeytanın yeni silahı ve taktiği, hak cephesini kendi silahıyla vurmak, dini öğretileri tahrif ederek içeriden yıkmak, dindar görünüp din medeniyetinin hakimiyetini engellemekti. Bir tarafda putperestlik ve şirki yayan hakim sistem, diğer tarafda tağutun gölgesinde dini kullanarak dünyaları için insanları kendilerine davet eden din adamları Hz.İsa’nın (a.s) düşmanlarıydı.

   Dünyaya gelişi, ölüleri diriltmesi, doğuştan körleri iyileştirmesi, gökten yemek getirmesi vb. gibi mucizelerle donatılan Hz.İsa‘ya (a.s) ilk karşı gelen, önceki peygamberlere inandıklarını söyleyen insanlardı. Hz.İsa’ya (a.s) din medeniyetinin maarifini öğretme firsatı bile tanımadılar. Halbuki, Hz.İsa’nın (a.s) onları zalimlerin, tağuti sistemlerin zülümlerinden kurtarmak için geleceği vaad edilen “Mesih” olduğunu biliyorlardı. Şeytan, insanları öyle saptırmış ve haktan uzaklaştırmıştı ki, peygamberlerin vaadı, peygamberin sözü ve mucizesi de tesir etmiyordu. Ve neticede, dini kullanarak dünyalarını düzene koyan sözde bu inananlar Hz. İsa’nın (a.s) idam edilmesi gerektiğini zamanın zalimine telkin ediyorlar.

Din medeniyetinin kemale ulaşması

  Hz.İsa’dan (a.s) sonra yüzlerce yıl boyunca inananların yüzü gülmedi, hak cephesinin yolcuları cefalara ve zülümlere maruz kaldılar. Şeytan ve dostları istedikleri gibi hakimiyetlerini sürdürüp şeytani düşünceyi yaygınlaştırdılar.
   ALLAH-u teala, dünyanın farklı bir bölgesinde, gözlerden ırak, zalimlerin, tağutların istila etmeye tenezzül etmedikleri bir yerde “din medeniyetini” kemale ulaştıracak son peygamberini gönderiyordu. Hz.İbrahim’in (a.s) oğlu İsmail’in soyundan gelen Hz.MUHAMMED (s..a.a) idi bu son ululazim peygamber.
   

Resul-u Ekrem’in (s.a.a) “din medeniyetini” Kur’an’ın tabiriyle “İslam medeniyetini” nasıl kemale ulaştırdığı hakkında bu kısa makalede birşeyler yazmayı o din medeniyetine haksızlık olarak gördüğümüzden, tahkikat ehline ve araştırmacılara bırakıyoruz.
   

Bu aşamada söylenecek tek birşey vardır, 124 bin peygamberin getirdiği ve temelini oluşturup olgunlaştırarak kemale ulaşması için uğraştıkları din medeniyetinin adı “İslam medeniyeti”dir. Resul-u Ekrem (s.a.a) bu din medeniyetini kemale ulaştırmış ama hakimiyetini sağlayamamıştır. Bunun sebebi ise Resulullah’tan (s.a.a) kaynaklanmıyor bilakis insanların bireysel ve topumsal olarak İslam medeniyetinin hakim olmasını kavrayacak ve kabullenecek düzeye gelmemiş olmalarından ve akli tekamülde olgunluğa ulaşamamış olmalarından kaynaklanıyordu. Bunların yanısıra, bireysel tekamül ve imana sahip olsalar da toplumsal tekamule ulaşamamış olmaları, hatta toplumsal alanda belli dönemlerde tekamüle ulaşmış olsalar da evrensel manada henüz ulaşmamış olmalarıdır. “İslam medeniyeti” evrensel manada yeryüzüne tamamen hakim olduğu zaman ancak hak cephesinin mutlak hakimiyetinden ve ilahi hedefin tahakkukundan, şeytanın ve şeytani düşüncenin mağlup olup mutlak olarak yeryüzünden silindiğinden söz edilebilir.   

Mehdilik ve İslam Medeniyeti

  İlahi hedef olan “Marifetullah’a” toplumsal ve evrensel manada ulaşmak, Hz.Adem ile başlayan, “din medeniyetinin” hakimiyeti ile gerçekleşebilir. Bu hedefin gerçekleşmesini engelleyen Şeytan ve şeytani cephenin yaptığı cehalet ve bilgisizlikten değildi, çünkü cehalet olsaydı bu, fitrata yönelerek, akıl kullanılarak veya enbiyanin öğretilerine sarılarak bertaraf edilebirdi. Tarih boyunca insanın ilmi ve bilimsel alanda ilerlemesiyle bu cehalet yok edilebilir. Ama “müstekbir”, istikbar düşüncesinden vazgeçmediği sürece inad ve düşmanlığı bitmez. “İstikbar” düşüncesine sahip olan ister şeytan olsun, ister insan hiç fark etmez, batıl yoldan dönüşü yoktur. Bu “istikbar düşüncesi” Şeytan ile başlamış ve kendisine verilen “malum vakite” kadar sürekliliği sözkonusu olduğundan ve aynı düşünceye sahip insanlar aracılığıyla kesintisiz devam ettirildiğinden, hak cephesinin de sürekliliği ve devamı olması gerekir. Aksi takdirde, ilahi hedef gerçekleşmeden, batıl ve şeytani cephenin zaferi ile dünyanın biteceğini kabul etmemiz gerekecektir.
 

Mehdilik, Hz.Adem ile başlayan ve bütün peygamberler aracılığıyla kemale ulaşması için çaba harcanan “din medeniyetini” hakim kılacak sistemdir. Hz. Mehdi (a.f), Hz.Adem (a.s), Hz.Nuh(a.s), Hz.İbrahim(a.s), Hz.Musa (a.s), Hz. İsa (a.s) ve Resul-u Ekrem (s.a.a) varisidir, vasisidir, hedeflerini hayata geçirecek son hüccettir. 11 masum imamın mücadeleleri “din medeniyetinin” muhafazası ve 12. Hüccete kadar sağlam gelmesi içindi. “Gadir Hum” ve “Kerbela” olayları, “Medilik Mektebinin” bu hedefi gerçekleştirmesi için meydana gelmiştir.
 

Din medeniyetini, dünyaya hakim kılmanın öğle kolay olmayacağı her akıl sahibi tarafından  anlaşılacak bir konudur. Çünkü medeniyet ve uygarlık ilim üretmeden mümkün değildir. Medeni bir toplum oluşturmak için ilmi alanda, bilimsel alanda üretici bir toplum olmak gerekiyor, aksi taktirde başka toplumların medeniyetini ithal etmekten başka  seçenek kalmayacaktır.
   İslam medeniyeti tarih boyunca toplumları idare etmiş ve tekamüle ulaşma yolunda bütün beşeri toplumlara ışık tutmuştur. Asrımızda ISLAM alemi, ISLAM medeniyeti hazinesine sahip olmasına rağmen ilmi alanda üretici olamadıklarından medeniyetleşme ve uygarlaşma alanında batı medeniyetini ISLAMi toplumlara sunmaktan başka çare göremiyor. İslam medeniyeti varlığını somut olarak tarihin her sayfasında hissettirmiştir.

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #20 : 16 Nisan 2009, 14:36:45 »
                Barack Obama Hz. Mehdi'nin (a.f) Zuhur Alametlerinden Mi?


Mehdilik konusunun, insanlık tarihinin üzerinde tartışıp konuştuğu en önemli konularından biri olduğunu defalarca arz etmiş, bu konunun İslam’ın vaz geçilemez konularından olduğunu ve özellikle Şia mektebinin bu inancı bütün ayrıntılarıyla günümüze kadar canlı tuttuğunu önceki yazılarımızda ortaya koymuştuk.

Din düşmanlarının  en fazla tahrif edilmesi gereken değerlerden biri olarak üzerinde ısrar etmeleri bile bu konunun, inancın temellerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır.
Aslında “Mehdilik ve tarih boyunca tahrifler”  konusu hakkında başka bir araştırma yazımızda konuyu ele alacaktık ama emperyalistler ve siyonistler tarafından konunun gündeme getirilmesi ve tahrif çabaları, konuyu özet olarak ele almamızı zaruri kılmıştır.

Bu yazımızda  sadece“Mehdilik inancını” tahrif etmeye yönelik olarak gündeme getirilen son habere değineceğiz.
Medyada dolaşan, bir çok insanın  kasıtlı olarak yanıltılmasına, bazılarının inanmasına sebep olan veya başkalarını inandırmaya yönelik dolaşan bir haberi, kaynağını ve bu yalan haberi kimlerin, hangi hedefle yaydıklarını ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Haber şu:  “Barack Obama, Şii Müslümanların dünyayı fethetmek için bekledikleri Kayıp İmam'ın habercisi 'Vaat edilen Savaşçı' mı?” “Bahr ul-Envar”  adlı eserde nakl edilen bir hadiste Hz. Ali’ye atfedilen şöyle bir söz yer alıyor: “Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam Batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek. Üçüncü İmam’dan (Hz. Hüseyin) işaretler taşıyacak. Şiiler onun bizden olduğuna şüphe etmesin.” Buna göre, “İmam Ali bin Ebu Talib, zamanın sonunda, kıyamet yaklaştığında ve kurtarıcı Mehdi'nin dönüşünden hemen önce, 'uzun boylu, siyah bir adam' Batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu yönetecek. Batının bu yeni yöneticisi, Üçüncü İmam Hüseyin Bin Ali'den işaretler taşıyacak.”


Farklı şekillerde bu haber yayınlanmakta ve bazıları da köşe yazılarına kadar taşımışlardır.
Haberi yayan kaynak: Vahbilere ait  http://www.alarabiya.net/articles/2008/11/04/59506.html internet sitesidir. Şiilik düşmanı olarak tanınan bu site, Amerika‘daki seçimlerde, Şii İran‘ın B.Obama’yı desteklediğini ve kazanmasından büyük mutluluk duyduğunu belirtmiş, bunun sebebinin de „Bihar-ul Envar“ hadis kitabinda geçen bir hadisten kaynaklandığını yazmıştır.

Malum site görüşlerine teyid olarak da, bazı İran sitelerinin bu rivayeti nakl ederek : Bu şahıs, Üçüncü İmam Hüseyin Bin Ali'den işaretler taşıyacak.” Bazılarına göre 1.86 metre boyundaki Obama, “Büyük Siyah Kurtarıcı”nın tâ kendisi olduğunu ve “Barack Hüseyin” Farsça’da
“Kutsanmış Hüseyin” anlamına geldiğini ve “Obama” ismi Fars alfabesiyle, O-BA-MA diye hecelendiğinde, “O bizden biri” anlamına geliyor, gibi tefsir ve yorumlar yaptıklarını, iddia etmektedir.

Malum site uydurduğu haberi onaylatmak için Londra‘da yaşayan İslam devrimi muhaliflerinden İranlı gazeteci „Amir Tahiri“ ile görüşerek „Şii İranlıların B.Obama’nın seçilmesinin Hz. Mehdi’nin zuhur alametlerinden biri olduğuna inandıkları, sonucuna varmıştır.
Malum site uydurduğu hikayesini tamlamak için „Allame MUHAMMED Hüseyin el-Emin“ ile görüştüğünü ve kendisinin „ Bu büyük kitabta ( Bihar-ul Envar) çeşitli konularda nakl edilen hadislerin hepsinin araştırılmadan kabul edilemeyeceğini, zuhur alametlerinin gaybiyyatan olduğunu, bu konuda nakl edilen hadisler doğru olsa bile çeşitli zamanlarda vuku bulan olaylara tefsir ve yorumlanabileceğini söylediğini, iddia etmektedir.

Haberinin sonunda, şiilerin B. Obama‘nın zuhur alametlerinden olduğuna inandıkları yalanına inandırmak için tarihi bir olay da nakl etmektedir…..

Haberin analizi: Bu rivayetin, Bihar-ul Envar kitabının 15.cildinde yer aldığı söylenmektedir, yaptığımız araştırmada, bu değerli hadis kitabının verilen adresinde böyle bir hadisin bulunmadığını gördük. Diğer bir iddia ise Şeyh Saduk’un İkmal ud-Din kitabında Bihar-ul Envar’ın 13.cildinden bu rivayeti nakl ettiğidir ama bu iddiayi da doğrulayacak bir delile rastlamadık.

Böyle veya buna benzer bir hadis olmuş olsa bile, Şia inancına göre bir hadisin doğruluk ölçüsü Kur’an’dır, bir kitabda oluşu değil. İsrailiyat rivayetlerinin, İslam hadis, tarih ve itikat kitaplarına nasıl girdiğini bilmeyen yoktur.

Uydurma bir hadisle Şiiliğe karşı karalama kampanyası başlatmış siyonist ve uşaklarının hedeflerinin ne olduğunu anlamayacak kadar basiretsiz olan cahil müslümanlar kime hizmet ettiklerinin farkında değiller.

Haberin kaynağının siyonistlerin uşağı olan vahabi bir sitenin olması pek de şaşırtıcı bir olay değil, ama müslümanların, bu haberin kaynağını araştırmadan doğru bir habermiş gibi nakl etmesi, acaba bunlar da onlardan mıdır düşüncesini insanın aklına getiriyor.
Haberi yaymakla güdülen hedefler:

-Bu yalan haberi yayarak Şia’daki mehdilik inancının ne kadar boş bir inanç olduğunu ortaya koymak.

- Bu yalan habere inanılmasını sağlayıp bir müddet sonra yalan olduğunu ortaya çıkararak müslümanların mehdilik inancında tahribat yaratmak.

- Ehli sünnet camiasına Şia’nın nasıl  batıl bir inanca sahip olduğuna inanmalarını sağlayıp Şiilikten uzaklaşmalarını sağlamak.

- Emperyalist siyonistlerin hedeflerine ulaşmalarına engel olan bu dinamik inancının temellerini sarsmak.


- Mehdilik inancına “velayet ve imametin mihveri” olarak inanan şiileri, bu inancın kendi kaynaklarında dahi hurafi bir şekilde nakl edildiğine inandırmak.

- Hz.Mehdi’nın zuhurundan önce vuku bulacak olaylar ve zuhur alametlerinin bunun gibi yalan ve uydurma olduğu düşüncesini yaymak.

- Mehdilik inancına yönelilerek hakikatinin öğrenilmesini engellemek.

- Mehdilik inancının, emperyalist ve siyonistlerin oyunlarını bozacak yegane sistem olduğunun anlaşılmasını engellemek.
Ama bu gafiller, Şia mektebinin, Kur’an’a vakıf, sünnete aşina, İmamların maarifini bilen, basiretli, şuurlu, evrensel düşünen, düşmanların oyunlarından haberdar müçtehidlerin bu gibi oyunları bozacaklarını unutmaktadırlar.
ALLAH nurunu tamamlayacaktır; kafirler, müşrikler, fasıklar ve tağutlar istemese de...

Velayet güneşinin doğması ümidiyle...



« Son Düzenleme: 04 Mayıs 2009, 00:56:09 Gönderen: Mücahid »
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #21 : 16 Nisan 2009, 14:37:48 »
                                           Mehdilik ve İslam Medeniyeti

İlahi hedef “Marifetullaha” toplumsal ve evrensel manada ulaşmak, Hz.Adem ile başlayan, “din medeniyetinin” hakimiyeti ile gerçekleşecektir. Bu hedefin gerçekleşmesini engelleyen Şeytan ve şeytani cephenin yaptığı cehalet ve bilgisizlikten değildir. Çünkü cehaletten  olsaydı bu engel fitrata yönelerek, akıl kullanılarak veya enbiyanin öğretilerine sarılarak bertaraf edilebirdi. Tarih boyunca insanın bilimsel alanda ilerlemesiyle elde ettiği ilim ile bu cehalet yok edilebilirdi. Ama “müstekbir”, istikbar düşüncesinden vazgeçmediği sürece inad ve düşmanlığı bitmez. “İstikbar” düşüncesine sahip olan ister şeytan olsun, ister insan hiç fark etmez, batıl yoldan dönüşü yoktur. Bu “istikbar düşüncesi” Şetyan ile başlamış ve kendisine verilen “malum vakite kadar “sürekliliği sözkonusu olduğundan ve aynı düşünceye sahip insanlar aracılığıyla kesintisiz devam ettirildiğinden, hak cephesinin de sürekliliği ve devamı olması gerekir. Aksi takdirde, ilahi hedef gerçekleşmeden, batıl ve şeytani cephenin zaferi ile dünyanın sonunun geleceğini kabullenmemiz gerekirdi.
 

Mehdilik, Hz.Adem ile başlayan ve bütün peygamberler aracılığıyla kemale ulaşması için çaba harcanan “din medeniyetini” hakim kılacak sistemdir. Hz. Mehdi (a.f), Hz.Adem (a.s), Hz.Nuh(a.s), Hz.İbrahim(a.s), Hz.Musa (a.s) Hz. İsa (a.s) ve Resul-u Ekrem’in (s.a.a) varisidir, vasisidir, hedeflerini hayata geçirecek son ilahi hüccettir. 11 Masum imamın mücadeleleri “din medeniyetinin” muhafazası ve 12. Hüccete kadar sağlam gelmesini sağlamak içindi. “Gadir Hum” ve “Kerbela” olayları, “Medilik Mektebinin” bu hedefi gerçekleştirmesi için meydana gelmiştir.
   Din medeniyetini, dünyaya hakim kılmanın öğle kolay olmayacağı her akıl sahibi tarafından  anlaşılacak bir konudur. Çünkü medeniyet ve uygarlık ilim üretmeden mümkün değildir. Medeni bir toplum oluşturmak için bilimsel alanda üretici bir toplum olmak gerekiyor, aksi taktirde başka toplumların medeniyetini ithal etmekten başka  seçenek kalmayacaktır.

  İslam medeniyeti tarih boyunca toplumlara ışık tutmuş ve tekamüle ulaşma yolunda bütün beşeri toplumlara yol göstermiştir.. Asrımızda İslam alemi, İslam medeniyeti hazinesine sahip olmasına rağmen bilimsel alanda üretici olamadıklarından medeniyetleşme ve uygarlaşma alanında batı medeniyetini İslam toplumlarına sunmaktan başka çare göremiyor. İslam medeniyeti varlığını somut olarak tarihin her sayfasında hissettirmiş ve İslami olmayan toplumların bu medeniyet ışığında ilerlemesini sağlamıştır ama bir kaç asırdır batı toplumundan  İslam alemine gelmiş din anlayışı, batılı sosyologların görüşlerinin tercüme edilerek İslam toplumuna sunulması, batı kültür ve medeniyetinde eğitim almış müslüman aydınların ve diğer bilim adamlarının da aynı yolu takıp etmiş olmaları, İslam aleminin  bilimsel alanda üretkenliğini engellemiş ve din medeniyetini, özelde de İslam medeniyetini tarihin sayfalarına gömmüştür. Tarihde İslam medeniyetinin varlığını kabullenen, dinin insani ilimler ve sosyal bilimler alanında zenginliğini ve üretkenliğini de kabullenmiş olacaktır. 

Öyleyse İslamın geçmişte toplumları medenileştirme gücüne sahip ilim üretme maharetini göstermesi, günümüzde de bu medeniyeti en üst seviyeye çıkarıp evrenselleştirme kapasitesine sahip olduğunu gösterir. Yani İslam bir zamanlar ilmi elinde bulunduruyor, dünyaya medeniyet, kültür ve sanat ihrac ediyor, batılı bilim adamları İslam aleminde eğitim görüyor ve ülkesine döndüğü zaman İslam ülkesinde öğrenim görmekle iftihar ediyor, İslami kaynakları kendi dillerine tercüme ediyorlardı. Ama malesef asrımızda ise tam tersi gerçekleşiyor, müslümanlar İslam medeniyetinin üretkenliğini kaybetmesinden günümüze kadar batı dünyasında almış oldukları öğrenimle övünüyor, hatta batıda eğitim almamış bilim adamlarına güven de gittikçe sarsılmaktadır.

İslam dünyasının tekrar o eski gücünü ve medeniyet alanındaki önderliğini ele geçirme imkanı vardır. Çünkü o medeniyet tohumları- ilahi maarif ve öğretiler- potansiyel olarak mevcuttur. Medeniyet tohumları ve bilimsel önderlik , potansiyel güç olarak asırlarca  toprak altında kalmış olsa da henüz yok olmamış ve yeşermeyi bekleyen tohum gibidir. O tohumular tarihin bir sayfasında kendisini tekrar yeşertecek şartların oluşmasını beklemektedir.
 

Siyasal ve toplumsal alanlarda nisbi olarak bu tohumlar yeşerme şartlarına kavuşmuş olsa da henüz mükemmelliği ve evrenselliği yakalayamamıştır. Bir zamanlar din nerdeyse müzeye kaldırılacak, arkeologların araştırma alanına terk edilecekti. Doğunun afyon olarak gördüğü, batının ise toplumsal alandan soyutladığı, sadece bir süs olarak gördüğü ve hakkında sadece tarihi araştırma yapılması gerektiğini savunduğu din, şartların oluşmasıyla asırlarca toprak altına terk edilen tohumların tekrar yeşermeye başlamasıyla ve sahip olduğu olağanüstü siyasi- sosyal aktivitelerle dünyanın kaderini değiştirebileceğini ortaya koymuştur.
 

Ama İslam aleminin asıl sorunu İslam medeniyetini beşeri toplumlara sunabilmek için ilim, alanında üretken olamamak, ilim ve medeniyet alanında tekrar liderlik ve önderlik edememek ve bunun karşısında batı medeniyetini, İslam medeniyetinin yerine yerleştirme hastalığına düçar olmasıdır. Halbuki ISLAM aleminin ilim üretme, toplumları medenileştirme alanında faal dinamikleri ve yeşermek için şartların oluşmasını bekleyen tohumları vardır.
 

İslam alemi bir öze dönüş hareketi gerçekleştirmelidir, öze dönüş geriye dönüş veya tarihe dönüş değil. Öze dönüş insanoğlunun kaç asırdır elde ettiği bilimsel ve teknolojik başarıları reddetmek değildir. Öze dönüş tarihi gerçekleri reddetmek zamansal olarak geri dönme değildir.
 

Öze dönüş derken, sayesinde tarihte bilimsel öncülüğe, liderliğe ulaşılmış, toplumlara medeniyet sunma gücüne sahip olunmuş, toplumun her alanında üretkenlık sağlanmış İslam medeniyetinin özünü oluşturan ilahi maarife, ilahi emanete, dini kaynaklara dönüşten bahsediyoruz.

İşte bu öğretileri zamanın diliyle beyan edecek, kaynaklardaki engin maarifi günümüz şartlarına göre yorumlayacak, bu öğretilerin bir kültür halini almasını sağlayarak üretken bir medeniyet olmasını sağlayacak bir sistem ve programa ihtiyac olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bu öğretileri olduğu gibi beyan etmek; zamanın gereksinimleri ve şartları gözönünde bulundurulmadan, bu kaynaklara müracaat etmeden dünya toplumlarına sunmak mümkün değildir.
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #22 : 16 Nisan 2009, 14:38:56 »
                                                    İBRETLİ ÖYKÜLER

1- İmam Mehdi (a.s) ile Mülakat

Allame Meclisi (r.a) babasından şöyle naklediyor:
Bizim zamanımızda Emir İshak Esterabadi (r.a) isminde çok mümin ve salih bir şahıs vardı. Kırk defa yaya olarak hacca gitmişti. Halk arasında tayy'ül arz (bir anda kaç fersah yolu kat eden) lakabıyla meşhur olmuştu. Bir yıl İsfahan'a geldi. İsfahan'a geldiğinden haberim olunca görüşüne gittim. Hal hatır sorduktan sonra ona; "Acaba gerçekten sizin tayy'ül arz'ınız mı vardır? Çünkü halk arasında böyle meşhur olmuştur" dedim.
Cevaben şöyle dediler:
Bir yıl Mekke'ye azim oldum, hac kafilesiyle bir konağa vardık, o konaktan Mekke'ye yedi veya dokuz konak (elli fersahtan fazla) bir mesafe vardı. Ben bazı sebeplerden dolayı kafileden geriye kalmıştım, yavaş-yavaş tamamıyla onlardan ayrı düştüm. Asıl caddeyi kaybettiğimden dolayı şaşkınlık içerisinde kalmıştım. Susuzluk beni öyle etkilemişti ki, diri kalacağımdan artık ümidimi kesmiştim. Birkaç defa; "Ey Salih! Ey Eba Salih! (Ey İmam-ı Zaman!) Beni caddeye hidayet et" diye feryat ettim.
Bu sırada uzaktan bir şebeh (karartı) gördüm, düşünceye daldım! Kısa bir süreden sonra o şebeh yanımda hazır oldu. Buğday renkli, güzel simalı ve temiz elbiseli bir genç olduğunu gördüm. Siması büyük bir şahsiyet olduğunu gösteriyordu, bir deveye binmişti, yanında da bir su kabı vardı. Ona selam verdim, o da selamın cevabını verdikten sonra; "Susuz musun?" diye sordu. Ben de; Evet susuzum dedim. Su kabını bana verdi, ben de o sudan içtim. Sonra; "Kafileye yetişmek istiyor musun?" dedi. Ben de, "evet" dedim.
Sonra beni devenin arkasına bindirdi, birlikte Mekke'ye doğru hareket ettik. Ben her gün "Hırz-i Yemani" duasını okurdum, yine o duayı okumakla meşgul oldum. Duanın bazı cümlelerinin yanlış olduğunu tezekkür verip şöyle oku diyordu.
Birkaç dakika geçmeksizin bana; "Burayı tanıyor musun?" diye sordu. Bakınca Mekke olduğunu gördüm. "İniniz!" diye emrettiler. İndiğimde geri dönüp gözlerden kayboldu. Bu esnada onun İmam Mehdi (a.s) olduğunun farkına vardım.
Ondan ayrılmama ve onunla birlikte olup da onu tanımadığımdan dolayı çok üzüldüm. Yedi gün geçtikten sonra, bizim kafilemiz Mekke'ye ulaştı.
Kafilemizde olanlar, benim sağ kalmamdan ümitlerini kestikten sonra birden beni Mekke'de gördüler. İşte bu yüzden halk arasında tayy'ül arz sahii olmakla meşhur oldum.
Allame Meclisi (r.a) bu hikayeyi nakl ettikten sonra, babasının şu sözünü de ekliyor: "Hırz-ı Yemani" duasını onun yanında okudum, yanlış yerlerini düzeltti, onu nakil ve tashih etmeyi bana icazet verdiğinden dolayı da ALLAH'a şükür ediyorum.

(Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 175)

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #23 : 16 Nisan 2009, 14:39:58 »
 2- Hamamcı Ebu Racih ve İmam Zaman (a.s)

Necef'ul-Eşref''in yakınlarında yer alan "Hille" şehrinin muhlis şiilerinden olan Ebu Racih, o şehrin umumi hamamlarından birisinin sorumlusu idi. Bundan dolayı o şehrin halkının çoğu onu tanıyorlardı. O zaman "Hille" şehrinin valisi Mercan Sağir isminde bir şahıs idi. Bazı kimseler, Ebu Racih-i Hemmami'nin Resulullah (s.a.a)'in münafık ashabından bazılarına dil uzattığını ona söylediler. Vali o şahısın ihzar edilmesini emretti.

Onu getirdiklerinde onun suratına o kadar yumruk ve tekme vurdular ki, dişleri yerinden çıktı! Dilini çıkarıp çuvaldızla deldiler, (bıçakla) burnunu kestiler, onu çok vahim bir halde bir grup gaddar kimselere teslim ettiler. O zalimler de onun boynuna bir ip atıp Hille şehrinin sokak ve caddelerinde dolaştırdılar!

Bedeninden o kadar kan aktı ki, artık yürümeye gücü kalmadı, onun yaşayabileceği ümit edilmiyordu. Vali onu öldürmek isteğinde, orada hazır olanlardan bazıları şöyle dediler:
"O yıpranmış yaşlı bir kişidir, yeterince cezalandırılmıştır, ister istemez çok geçmeksizin ölecektir, siz onu öldürmekten vazgeçiniz."

Ama ertesi günü halk, onun namaz kılmakla meşgul olduğunu görünce şaşırıp kaldılar; her açıdan salimdi, dişleri kendi yerinde idi, bedeninin yaraları iyileşmişti, o yaralardan hiçbir eser göze çarpmıyordu. Hayretle şöyle dediler:
"Nasıl kurtuldun, sanki sana hiç dayak atmamışlar?!"

Ebu Racih cevaplarında şöyle dedi:
"Ben ölüm yatağına düştüğümde, hatta dilimle mevlam Hz. Veliyy-i Asr (a.s)'dan yardım dileyecek bir gücüm bile kalmamıştı; bundan dolayı kalbimde O Hazrete tevessül ettim, O'ndan yardım diledim. Gece tam karanlık çöktüğünde, aniden evim aydınlandı! O anda gözüm mevlam İmam Zaman (a.s)'ın cemalına ilişti, İmam (a.s) öne gelip mübarek elini yüzüme çekerek şöyle buyurdu:
"Kalk! Ailenin geçimini temin etmek için dışarı çık; ALLAH Teala sana şifa verdi!"
Şimdi sağlığımın yerinde olduğunu sizler de görüyorsunuz.

Onun sağlık ve bu ilginç durumunun haberi çok geçmeksizin her tarafa yayıldı. Hille'nin valisi kendi memurlarına, Ebu Racih'i onun yanına ihzar etmelerini emretti. Onu getirdiklerinde vali, Ebu Racih'in kıyafetinin tamamiyle değişmiş olduğunu, yüzü ve bedenindeki onca yaralardan hiçbir eser kalmadığını gördü; dünkü Ebu Racih ile bugünkü Ebu Racih kesinlikle kıyas edilemezdi!
Vali bu durumu görünce, onun kalbine bir korku düştü; o bu olaydan o kadar etkilendi ki, artık ondan sonra (çoğu Şia olan) Hille halkına karşı tavırları tamamen değişmiş oldu.

Hille valisi önceleri, Hille'de İmam Zaman (a.s)'ın Makamı'yla meşhur olan yere geldiğinde, o kutsal mekana saygısızlık yapması için alay edercesine kıbleye sırt çeviriyordu. Ama bu olaydan sonra, o kutsal mekana gelip kıbleye doğru dizleri üstünde oturuyordu ve Hille halkına saygılı davranıp onların yanlışlıklarını görmezlikten geliyor, iyi iş yapanlara da yardımcı oluyordu. Bununla birlikte ömrü çok uzun sürmedi.

(Bihar'ul-Envar, c. 52, s. 70)

"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)

Çevrimdışı f_altan

  • Deneyimli
  • *
  • İleti: 2.913
  • Puan 176
Ynt: Hz. Mehdi'nin (a.f) Hayatı, Fazileti, Siresi ve Sözleri
« Yanıtla #24 : 16 Nisan 2009, 14:41:13 »
 3- Gizli Bir Görev

Ebu Eyyub-i Ensari’nin oğullarından ve İmam Ali Naki (a.s) ile İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Şii ve komşularından olan Buşr b. Süleyman şöyle diyor:
Bir gün İmam Ali Naki (a.s)’ın hizmetçilerinden olan Kufur, benim yanıma gelerek; “İmam (a.s) seni huzuruna çağırıyor” dedi. Ben İmam (a.s)’ın huzuruna varıp karşısında oturduğumda Hazret şöyle buyurdular:

“Ey Buşr! Sen Ensari’nin oğullarındansın; öyle bir aileden ki, Medine’de Hz. Peygamber’e yardım etmeye kalktılar ve biz Ehl- i Beyt’in sevgisi sizin ailenizde devam etmiştir; işte bu yüzden siz bizim güvendiğimiz insanlardansınız. Şimdi, fazilet sayılacak olan ve onu yapmakla da diğer Şiilerden üstün olacağın tamamıyla gizli bir iş ile seni görevlendiriyorum.”
Daha sonra İmam (a.s), Rumi yazısı ve diliyle bir mektup yazıp (ağzını) mühürleyerek bana verdi ve içerisinde iki yüz yirmi altın bulunan sarı bir kese de çıkarıp şöyle buyurdular:

“Bu altın keseyi al ve Bağdat’a doğru hareket et, filan günün sabahı Fırat köprüsünün kenarında hazır ol. Esirleri taşıyan kayıklar oraya yetiştiğinde, bir grup cariyeleri satmak için getirdiklerini göreceksin.
Beni Abbas ordusunun vekillerinden bir grup insanlar ve Arap gençlerinden de birkaç kişi, cariye almak için oraya toplanmış olacaklar, onlardan her biri cariyelerden en iyisini almaya gayret edecektir.

Bu esnada sen de, Ömer b. Zeyd (köle satan) isminde olan bir şahısı gözetim altında tut. Bu şahıs, şu özellikte olan bir cariyeyi, satmak için müşterilere sunacaktır; onun bir özelliği de; iki ipek elbise giymiş olması, namahremlerden şiddetle kaçınması ve hiçbir kimsenin ona yaklaşarak yüzüne bakmasına izin vermemesidir. O sırada onun perde arkasından ağlayarak Rumca şöyle dediğini duyacaksın: “Vay benim halime! İsmet örtüm yırtıldı ve şahsiyetim yok oldu.”
Müşterilerden biri köle satana; “Ben onu üç yüz dinara alıyorum; çünkü onun iffet ve hicabı beni, onu almaya daha çok teşvik etti” diyecektir.

Cariye de ona diyecek ki: “Benim sana rağbetim yoktur, Hz. Süleyman’ın kıyafetine girsen, onun haşmet ve saltanatına sahip olsan dahi ben seni istemiyorum; kendi malına acı, paranı boşuna harcama!”
Köle satan adam da diyecek ki: “Sen hiçbir müşteriye razı olmuyorsun, öyleyse ne yapmak gerekir? Ben seni satmaya mecburum.”
Cariye de diyecek ki: “Neden acele ediyorsun? Bırak kalbimin istediği bir alıcı bulunsun.”
Bu sırada köle satanın yanına giderek şöyle de: “Büyüklerden biri, Rumi hattı ve diliyle bir mektup yazmıştır; o mektupta asalet, necabet, sahavet ve diğer ahlaki özelliklerini açıklamıştır. Şimdi bu mektubu cariyeye ver de o mektubu yazanın ahlaki özelliklerinden haberdar olsun. Eğer razı olursa, ben bu mektup sahibinden taraf, bu cariyeyi onun için almaya vekaletim vardır.”
Buşr şöyle diyor: Ben İmam (a.s)’ın huzurundan ayrılarak Bağdat’a doğru hareket ettim ve İmam (a.s)’ın emirlerinin hepsini yerine getirdim. Mektup cariyenin eline geçince mektubu okudu ve sevinçten şiddetle ağladı. Sonra Ömer b. Zeyd’e dönerek şöyle dedi:

“Beni bu mektup sahibine satmalısın, benim ona alakam vardır. ALLAH’a and olsun ki, eğer beni ona satmazsan kendimi öldürürüm ve sen de benim ölümümden sorumlu olursun.”
İşte bu durum, benim onun fiyatı hakkında fazla konuşmamama sebep oldu. Nihayet mevlamın bana verdiği miktara anlaştık. Ben paraları ona verdim, o da çok sevinmiş olan cariyeyi bana teslim etti. Ben o hanım efendiyle birlikte, onun için Bağdat’ta kiraladığım eve gittik.

Cariye sevinçten rahat edemiyordu, İma (a.s)'ın mektubunu cebinden dışarı çıkarıp sürekli öpüyordu; onu gözlerinin üzerine bırakıp yüzüne sürüyordu.
Bu halini görünce dedim ki: “Ey hanım efendi! Ben senin bu hareketine şaşırıyorum; sahibini görmediğin ve tanımadığın bir mektubu nasıl öpüyorsun?”
Şöyle dedi: “Ey Peygamber’in oğlunun makamı hakkında ilmi az olan zavallı! Hakikatin sana aşikar olması için sözümü canı gönülden dinle:

Mutlu Bir Kızın İlginç Macerası

“Benim ismim Meleke’dir, Yuşua’nın kızıyım, babam Rum şahının oğludur; annem ise Hz. İsa’nın vasisi olan Şem’un Safa’nın evlatlarından ve İsa peygamberin yarenlerinden sayılmaktadır. Çok ilginç maceramı şimdi sana anlatacağım:
Ben on üç yaşında iken büyük babam (Rum şahı), beni kardeşi oğluyla evlendirmek istedi. Hz. İsa (a.s)’ın havarilerinin neslinden olan üç yüz dini lider ve ruhbanı, ülkenin büyükleri ve ileri gelenlerinden yedi yüz kişiyi, ordu komutanları ve yüksek makamlardan ise dört bin kişiyi evlilik töreni için davet etti.

Rum İmparatorunun sarayında, davet edilenlerin katılımıyla benim görkemli evlenme törenim başlamış oldu. Bu sırada, cevahirlerle süslenen şaha mahsus bir taht, sarayın ortasında kırk sütun üzerine yüksek bir yere bırakıldı. Damadı özel bir törenle tahtın üzerine oturttular, onun baş kısmına salipler (haçlar) taktılar, hizmetçiler hizmet etmeye başladılar, oskoflar da damadın çevresini bir halka gibi sardılar. Hıristiyan inançlarına, dinine uygun bir şekilde evlilik akdini okumak için İncilleri açtılar. Bu esnada aniden salipler yukarından aşağı döküldüler, tahtın ayakları kırılmış oldu. Şanssız damat yere yıkılıp bayıldı; oskofların yüzlerinin rengi kaçtı, bedenleri titremeye başladı. Oskofların büyüğü babama dönerek şöyle dedi.
“Şahım! Bu hadise, Hıristiyan mezhebinin ve İmparatorluk dininin yok olmasının bir belirtisidir. Böyle bir işi yapma; bizi de bu uğursuz merasimi yapmaktan mazur gör.”

Büyük babam da bu vakıayı, uğursuzluğa yorumladı. Bununla birlikte tekrar tahtın ayaklarının yapmalarını, salipleri (haçları) yerlerine asmalarını, şansı dönmüş damadın kardeşini tahtın üzerinde oturtmalarını emretti. Her nasıl olursa olsun beni evlendirerek bu uğursuzluğun onların ailesinden yok olması için tekrar akit merasiminin düzenlenmesini istedi.

Düğün Töreni Tekrar Bozuldu

Rom İmparatorunun emriyle tekrar meclisi süslediler; haçlar yerine asıldı; mücevherlerle süslü taht, ayakları üzerine konuldu; yeni damat tahtın üzerine oturtuldu; ordu ve ülke büyükleri bu evlilik merasiminin yapılması için hazırlandılar. Ama Hıristiyanlık dinine göre evlilik akdini okumaları için İncilleri açtıklarında aniden önceki vahşetli hadise tekrarlanmış oldu; haçlar yere döküldü, tahtın ayakları kırıldı, kötü şanslı damat tahttan yere düşerek bayıldı, konuklar dehşete uğrayarak dağıldılar, düğün meclisi, yine evlilik akdi okunmaksızın bozulmuş oldu, büyük babam da üzgün bir şekilde saraydan çıkıp kendi haremine giderek perdeleri çekti.

Kader Belirleyici Rüya

Ben de kendi odama gittim, gece olunca uyudum. O gece gördüğüm rüya benim gelecek kaderimi belirledi. Rüyamda gördüm ki; Hz. İsa (a.s), Şem’un Safa ve havarilerden bir grup kimseler, büyük babamın köşkünde toplanmışlardı, tahtın yerinde de kendisinden nur saçan çok yüksek bir minber vardı.

Bu sırada Hz. MUHAMMED (s.a.a), O Hazretin damat ve halifesi (Hz. Ali -a.s-) ve evlatlarından bir grup kimseler, köşke girdiler. Hz. İsa (a.s), O Hazreti karşıladı, bağrına basarak birbirlerine sarıldılar. O anda Hz. MUHAMMED (s.a.a) şöyle buyurdular:
“Ey Resulullah! Senin vasin Şem’un’un kızı Meleke’yi oğlum (İmam Hasan Askeri –a.s-) için istemeye gelmişim.”
Hz. İsa (a.s) Şem’un’a bakarak şöyle dedi:
“Ey Şem’un! Mutluluk sana yönelmiş, bu mübarek evlilik için olumlu cevap ver; kendi soyunu Âl-i MUHAMMED (s.a.a)’in soyu ile aşıla!”
Şem’un; “İtaat ederim” dedi.

Daha sonra Hz. MUHAMMED (s.a.a), minberin üzerinde oturup nikah akdinin hutbesini okudu ve beni oğluna (İmam Hasan Askeri’ye) nikahladı.
Hz. İsa, havariler ve Hz. MUHAMMED (s.a.a)’in evlatlarının hepsi bu evliliğe tanık oldular. Uykudan kalktığımda, canımdan korkarak uykumu babama ve dedeme anlatmadım; zira beni öldürmelerinden korktum. İşte bu yüzden rüyamdaki bu macerayı bir sır olarak sakladım.
Bu rüyadan sonra, İmam Hasan Askeri (a.s)’a olan sevgi ateşi, kalbimde öyle alevlendi ki, artık yemek ve içmekten kesildim. Yavaş yavaş zayıf ve takatsiz oldum, sonuçta hastalandım. Büyük babam, Rum memleketinde var olan doktorları, beni tedavi etmeleri için getirdi, ama hiçbirisinin bir yararı olmadı. Büyük babam, tedavilerden ümidini kesince şefkatle şöyle dedi: “Ey gözümün nuru! Kalbinde yerine getirebileceğim bir arzun var mıdır?”

Dedim ki: “Şefkatli babam! Kurtuluş kapılarını yüzüme kapalı görüyorum. Ama eğer senin zindanında bulunan Müslüman esirlere işkence etmekten vazgeçip onları hapisten serbest bırakırsanız, ümit ederim ki, Hz. İsa (a.s) ve annesi Meryem bana şifa verirler.”
Babam benim isteğimi kabul etti, ben de zahirde biraz iyileştiğimi izhar ettim, yavaş-yavaş yemeğe başladım. Babam çok sevindi, eskiye oranla Müslüman esirlere daha iyi davranmaya çalıştı.

On Dört Geceden Sonra İkinci Rüya

On dört geceden sonra şu rüyayı gördüm: Hanımların hanım efendisi Hz. Fatımat’üz- Zehra (a.s), Hz. Meryem ve cennet hurilerinden yetmiş bin kişi gelerek şeref verdiler. Hz. Meryem bana bakarak; “Dünya kadınlarının hanım efendisi olan bu kadın, senin eşinin (büyük) annesidir.” dedi.

Ben Hz. Fatıma (a.s)’ın eteğinden tutarak ağladım ve İmam Hasan Askeri (a.s)’ın beni görmeye gelmemesinden dolayı şikayet ettim.
Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdular:
“Sen Hıristiyan dininde olduğun müddetçe, oğlum seni görmeye gelmeyecektir; bu bacım Meryem, senin dininden ALLAH’a sığınıyor. Eğer

ALLAH-u Teala, Hz. İsa ve Meryem’in senden razı olmalarını ve oğlumun seni görmeye gelmesini istiyorsan, ALLAH’ın birliğine ve babam Hz. MUHAMMED’in risaletine ikrar et ve şehadeteyni (yani eşhedu en lâ ilahe ilellah ve eşhedu enne MUHAMMED’en resulullah) söyle.”
Bu kelimeleri söylediğimde Hz. Fatıma (a.s) beni bağrına bastı; böylece ruhum rahatladı, sağlık durumum düzeldi.
Sonra şöyle buyurdu: “Şimdi oğlum Hasan Askeri’yi bekle; yakında onu senin yanına göndereceğim.”

Üçüncü Rüya ve Maşuku Görme

O gün çok geç sona erdi, akşamın ulaşmasıyla, sevgiliyi görmeye muvaffak olabilmem için çabuk uyudum. Şansın iyiliğinden İmam Hasan Askeri (a.s)’ı rüyamda görünce şikayet edercesine şöyle dedim: “Ey kalbimin mahbubu! Neden bana cefa ettin, bu müddet içerisinde beni görmeye gelmedin? Ben canımı senin muhabbetin uğrunda telef ettim.”
Buyurdular ki: “Benim seni görmeye gelmememin tek nedeni, senin Hıristiyan mezhebinde olman ve müşriklerin dini üzere yaşamandı. Şimdi İslam’ı kabul ettiğinden dolayı, ben her gece, ALLAH Teala bizi zahirde birbirimize kavuşturana dek seni görmeye geleceğim.”
O geceden şimdiye kadar, hiçbir gece beni kendisini görmekten mahrum etmemiştir; sürekli rüya aleminde onu görmeye muvaffak oluyorum.”

Rum İmparatoru Kızının Esir Olma Macerası

Buşr şöyle diyor:
Meleke hanıma; “Nasıl esaret tuzağına düştünüz?” diye sorduğumda şöyle cevap verdiler:
Gecelerin birinde, İmam Hasan Askeri (a.s) rüya aleminde bana şöyle buyurdular:
“Senin büyük baban, bugünlerde bir orduyu Müslümanlara karşı savaşa gönderecektir; kendisi de orduyla birlikte savaş cephesine gidecektir. Sen de cephe arkasında hizmet için savaşa katılan kadınların elbisesini giy, tanınmayacak bir şekilde hizmetkar kadınlarla birlikte, muradına ermen için cepheye doğru hareket et.”

Birkaç günden sonra Rum ordusu, savaş cephesine doğru hareket etti, ben de İmam (a.s)’ın buyurduğu şekilde kendimi cephe arkasına ulaştırdım. Çok geçmeksizin savaş ateşi alevlendi. Nihayet İslam’ın ön sıradaki askerleri bizi esir aldılar. Daha sonra kayıklarla Bağdat’a doğru hareket ettik. Gördüğün gibi Fırat nehrinin kıyısında kayıklardan indik. Şimdiye kadar benim Rum İmparatorluğu şahının torunu olduğumu, senden başka hiçbir kimse bilmiyor; sana da ben söyledim.
Savaş ganimetlerini böldüklerinde, ben yaşlı bir adamın payına düştüm. O ismimi sordu; tanınmak istemediğimden dolayı ismim Nercis’tir dedim.”

Buşr sözünün devamında şöyle diyor:
Nercis’e; “Sen Rumlu olduğun halde, nasıl Arapça’yı böyle güzel biliyorsun?” diye sordum.
Cevaben şöyle dedi:

“Büyük babam, benim eğitimime çok özen gösteriyordu; çeşitli millet ve kavimlerin adap ve dillerini öğrenmemi istiyordu. Bundan dolayı, kendi tercümanı olan Arapça bilen bir kadına, Arapça’yı gece- gündüz bana öğretmesini emretti. İşte bu yüzden Arapça dilini iyice öğrendim ve bu dille konuşmaya muvaffak oldum.”

Meleke Hatun ve Semavi Hediye

Buşr şöyle devam ediyor:
Kısa bir bekleyişten sonra Bağdat’tan Samirra’ya hareket ettik. Onu, İmam Ali Naki (a.s)’ın yanına götürdüm. İmam (a.s) kısaca hal-hatır sorduktan sonra şöyle buyurdular:
“ALLAH-u Teala, İslam’ın izzetiyle Hıristiyanlığın zilletini ve Hz. MUHAMMED ile Ehl- i Beyti’nin azametini nasıl size gösterdi?”
Cevaben şöyle dedi:

“Ey Peygember’in oğlu! Sizin benden daha iyi bildiğiniz şey hakkında ben ne diyeyim!”
İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdular:
“İhtiram için sana hediye vermek istiyorum; On bin altın mı, yoksa ebedi övünç ve şeref mayası olan sevindirici müjdeyi mi vereyim; hangisini seçiyorsun?”
Meleke: “Bana evlat müjdesi veriniz.”

İmam (a.s): “Dünyanın doğu ve batısına malik olacak; yeryüzü zulüm ve adaletsizlikle dolduktan sonra onu adaletle dolduracak olan bir evladı sana müjdeliyorum.”.
Meleke: “Bu çocuğun babası kimdir?”
İmam (a.s): “Resulullah (s.a.a) falan zaman rüya aleminde, seni torunu için istemiştir.”

Daha sonra İmam (a.s) şöyle bir soru sordu:

“O gece Hz. Mesih (İsa -a.s-) ve O’nun vasisi, seni kimle evlendirdi?”
Meleke: “Senin oğlun İmam Hasan Askeri ile evlendirdi.”
İmam (a.s): “Onu tanıyor musun?”
Meleke: “Hz. Fatıma (a.s)’ın vesilesiyle Müslüman olduğum geceden itibaren her gece beni görmeye geliyordu.”

Vuslat İçin Bekleyişin Sona Ermesi

Söz buraya yetiştiğinde İmam Naki (a.s) hizmetçisine; “Bacım Hakime’nin buraya gelmesini söyleyin” buyurdular.
Hakime Hatun İmam (a.s)’ın yanına geldiğinde Hazret: “Bacı! Beklediğim değerli hanım budur” dediler.
Hakime, İmam (a.s)’ın bu sözünü duyur duymaz, Meleke’yi kucaklayarak yüzünden öptü ve çok sevindi.
Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdular:
“Bacı! Bu hanımı eve götür ve dini meseleleri ona öğret. Bu yeni gelin, İmam Hasan Askeri (a.s)’ın eşi ve Kâim- i Âl- i MUHAMMED (s.a.a)’in annesidir.”

(Bihar’ul-Envar, c. 51, s. 4-10)


"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara 227)